Google Play Store
App Store

2024 Fakir Baykurt Roman Ödülü, Mehmet Saydur’un “İş” adlı romanına verildi. Yapıtında Köy Enstitüleri gerçeğini masaya yatıran ve eğitimin güncel durumunu konuştuğumuz Saydur, “Çağdaş eğitimden eser kalmadı” diyor

Çağdaş eğitimin izleri siliniyor
Fakir Baykurt

Deniz Burak BAYRAK

Yazar, sendikal mücadelenin öncüsü, köy öğretmeni, müfettiş… Toplumu aydınlatmak adına eli hep taşın altında ezilmiş yılmaz bir simgeydi Fakir Baykurt. Yazdığı romanlarla edebiyat dünyasını zenginleştirip toplumun unuttuğu ezilenleri realist betimleme gücüyle gösterdi Türkiye’ye. Baykurt’un adını taşıyan ve Çiğli Belediyesi’nce beş yıldır düzenlenen roman ödülünün bu yılki kazananı yine Baykurt gibi yıllarını edebiyata, öğretmenliğe, özellikle Köy Enstitüleri’nin önemini anlatmaya çalışan bir yazara, Mehmet Saydur’a verildi.

Işık Baykurt, Öner Yağcı, Adnan Binyazar, Bahri Karaduman ve Hidayet Karakuş’tan oluşan seçici kurul üyeleri, günümüzün koşullarında ülke gerçeklerinin özellikle eğitimle ilgili büyük sorunlar yaşadığının altını çizdiler. Kurul, ülke gerçeklerini sorun eden; belgeleri, anıları sağlam bir kurguyla, yalın bir dille Köy Enstitüleri mucizesini anlatan Mehmet Saydur’un “İş” romanını toplumcu gerçekçi edebiyatımızın halkalarından biri olarak oy çokluğuyla ödüle değer gördüklerini açıkladı. Yazar Mehmet Saydur BirGün’ün sorularını yanıtladı.

Mehmet Saydur
(Fotoğraf: BirGün)

Toplumcu gerçekçi edebiyatın yılmaz kalemi Fakir Baykurt adına verilen bu ödüle kitabınızın değer görülmesi size ne hissettirdi?

İlk okuduğum roman Yılanların Öcü idi. 13-14 yaşlarındaydım. Çarpılmıştım. Ben de böyle yazmak, köyü, köylüyü anlatmak istiyordum ama bunu becermem çok zordu. Ödülün benim çalışmama verildiğini duyunca doğal olarak çok sevindim ve o günleri düşündüm. Aradan geçen 53 yıldan sonra bir parça başardığımı anladım. Bir de çok sevdiğim yazarın, Fakir Bey gibi bir romancının adına verilen ödül olduğu için çok mutlu oldum.

EĞİTİMİ YOZLAŞTIRDILAR

“İş” adlı romanınızda okurlarınıza neyi/kimi anlatıyorsunuz?

1993 ve 1994 yıllarında Göl Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmen, sağlık memuru ve eğitmenlerle 70’i aşkın söyleşi yaptım. Bunları içeren “Bir Tonguç Okulu Göl Köy Enstitüsü” adlı kitabı H.Tahsin Yılmaz ile birlikte 1994’te yayımladık. O yıllarda Mahmut Makal ve Mehmet Başaran, Tonguç Baba’nın isteği üzerine Köy Enstitüleri’nin düşün babası “İsmail Mahir Efendi”yi araştırmamı istediler. 30 yılı aşkın, diğer çalışmalarla birlikte bu konuya da çalıştım. İsmail Mahir Efendi kitabını 2018’de yayımladık ve Nafi Atuf Kansu Eğitbilim 2018 Ödülü’nü aldı. Ayrıca ilk eğitmen kurslarından Göl’ü de çalıştım. Son 30 yılımız enstitülerle ilgili çalışmalar oldu diyebilirim. Özellikle söyleşilerde Göl’ün kuruluş ve ilk yıllarına ilişkin çok ilginç anılar derlemiş oldum. Kaynak çalışmalarıyla bu işi zenginleştirdim.

Burada belirtmem gereken önemli bir konu var: Köy Enstitüleri’ni daha çok birbirimize anlatıyoruz gibi. Oysa eğitim işinin dışında kalan yurttaşlarımıza, özellikle köylülere ve köy kökenlilere anlatmamız gerekiyor. Bunu nasıl yapabiliriz diye üç beş yıl düşündüm, ilgilenen dostlarla tartıştım. Sonunda öyküleştirerek anlatmayı denemeye karar verdim. Bunun ilk denemesi, Göl Eğitmen Kursu’nun ilk yılını anlatan Göl 1938 adlı yapıtım oldu. Dil Derneği Beşir Göğüş Türk Dili ve Çocuk Edebiyatını Geliştirme Ödülü’nü aldı. Ancak asıl ödülü İnebolu’da M.Şerbetçi Okulu velilerinden aldığımı belirtmeliyim. Çünkü bir öğretmen arkadaşım Göl 1938’i ilkokul mezunu birkaç veliye vermiş. Onlar okudukça telefonlaşarak anlatılanları tartışmaya başlamışlar. Çok beğenmişler. Göl’ü ziyaret edip anlatılanları mekânlarına yerleştirmek bile istemişler. Bu coşkuya çok sevindim. Hedef kitle beğenmişti. Artık ilerisini roman olarak yazabilirdim. Amacımız Köy Enstitüleri’ni anlatmak ama bunu yaparken en olumsuz koşullarda bile eğitimin nitelikli olarak yapılabileceğini göstermek. Bir de öğrenmenin, “yaparak yaşayarak yöntemi” ile karıştırılan ve ondan çok çok önde eğitsel değeri olan “iş” yöntemiyle nasıl kalıcı olarak edinildiğini aktarmak. Buradan hareketle öğretmenlerimize de bir ufuk açıp “Sizler de işte böyle yapabilirsiniz” iletisini vermek. Sorunuza dönersek Köy Enstitüleri’ndeki eğitimi ve bu işi kuramından uygulamasına kadar gerçekleştiren, Tonguç Baba ve H.Ali Yücel başta olmak üzere o yürekli, bizim “iş” adamlarımızı, onların özverilerini, Türkiye gerçeklerinden hareketle neleri başardıklarını anlattım. Aynı hedefe yürüyen bakanı, genel Müdürü, valisi, enstitü müdürü, öğretmeni, usta öğreticisi, öğrencisi ve köylüsünün nasıl kaynaştığını, kol kola birlikte neleri başardıklarını göz önüne sermeye çalıştım.

Seçici kurul üyeleri günümüzün koşullarında ülke gerçeklerinin özellikle eğitimle ilgili büyük sorunlar yaşadığının altını çizdiler. Bunun yanında baskıcı bir rejimle de karşı karşıyayız. Siz bu sorunlara nasıl bakıyorsunuz? Bu sorunların çözümü için önerileriniz var mı?

Milim milim başladıkları eğitimi yozlaştırma girişimlerinde giderek adım adım ve koşarak akıl almaz işler yapılıyor. Çağdaş eğitimden eser kalmadı neredeyse. Tek düşündükleri, herkesi nasıl imam hatipli yapabiliriz ya da bu yönde beyinleri nasıl yetiştirebiliriz? Buna karşı duran yürekli eğitimcilerimiz yok değil ama hemen etkisizleştiriliyor. Yargıya gidip kazanıyorsunuz, bu kez de uygulanmıyor. Bir eğitim otobüsü düşünelim, bütün yolcuları ağır vasıta ehliyetli, yalnızca şoförün ehliyeti yok. Otobüs, bu beceriksizin istediği yere doğru gidiyor. İsyan edip aşağı indiriyorsunuz, gelen yetkili şoför de acemi… Şunu demek istiyorum; makam sahibi olmazsanız istediğinizi yapamıyorsunuz. Bu durumda çözüm yine seçimlere, erk sahibi olmaya dayanıyor.

ENSTİTÜLER NEDEN KAPATILDI?

Köy Enstitüleri sizin altını çize çize anlattığınız konuların başında geliyor. Enstitülerin kapatılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Günümüzde Enstitüler var olsaydı toplum sizce nasıl olurdu?

Enstitülerin asıl kapatılma nedenlerine pek değinilmiyor, iktidar değişikliği, bakan değişikliği falan filan deniliyor. Bu, işin görünen yanı. Aslı ise uluslararası antlaşmalarda yatıyor. 1945’ten başlayarak bu antlaşmalarla önce eğitimimizden ödünler vermeye başladık. Bullitt’in “dine dayalı soğuk savaş” kuramı, Potsdam Konferansı, Thornburg ve Fullbirght Komisyonu Kararları ile Marshall Planı ayrıntılı olarak incelenmelidir. Köy Enstitüleri’nin kapatılması bu antlaşma kararları ve uygulanmasında yatmaktadır. Benim bu konudaki roman çalışmam aslında iki cilt. İş, ilkiydi. 2’ncisi “Yıkım” ise 1946 – 1954 yılları arası olayları, özellikle belirttiğim antlaşmaları ve sonuçlarını içeriyor. O da basıma hazır.

Okullaşma oranımız bugün bile yüzde yüz değil. Oysa 1940’lardaki planlamaya göre 1956 yılında okulsuz köy ve öğretmensiz okul kalmayacaktı. Yıl yıl hedeflenen sayılara 1946’ya kadar yüzde yüzün üstünde ulaşıldı. Günümüzde yüzde yüze ulaşılamadığı gibi Kur’an kursları, sanayi çarşısı tamir dükkanları eğitim yerleri oldu. Öğrenci bir gün okula, dört gün buralara gidiyor.

İsmail Mahir Efendi 1914 yılında Osmanlı Meclisi’nde “Ekonominizi mi düzeltmek istiyorsunuz, eğitimi yaygınlaştırınız.” diyor. Eğitimi düzeltmeden ekonominin canlanacağını düşünebilir miyiz? 1956 yılında okuma yazma bilmeyen kalmasaydı bugün köyüyle kentiyle ne kadar kalkınmış olabileceğimiz hayal gibi.

Burada önemli bir noktaya değinmek gerek. Köy enstitüleri bir okul değildir. “Köye lazım olan meslek erbabını yetiştiren” kurumlardır. Öğretmen, sağlık memuru, eğitmen, ebe, ziraatçi vb.yetişecekti. Bunların her biri, adı geçen alanlardan anlayacaktı. Nitekim köye gidecek eğitmen, öğretmen, sağlıkçı gerekli bilgi ve becerilerle donatılmış olduğu için köylüyle kaynaştılar, bildiğimiz başarılara ulaştılar.

Geçmişte bir çığır açan toplumcu gerçekçi damarı günümüzde nasıl görüyorsunuz?

Hazırız! Yaşımız başımız ne olursa olsun görev bekliyoruz. Ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı biliyoruz. Çoğumuz maaş bile almadan yurdumuz için elimizi taşın altına sokmaya hazırız. Erk ve yetki bekliyoruz.

Köy Enstitüleri ile ilgili olarak çalışmalarınız sürecek mi? Bu konunun dışında da kitaplarınız olsa gerek…

Evet. Yayında olan Rıfat Ilgaz’lı Yıllar, Markopaşa Gerçeği, İsmail Mahir Efendi, Göl 1938 adlı kitaplarım var. Çocuk edebiyatı dalında da basıma hazır 8 kitabım var. Şu anda 4’üncü ödülü almış bulunmaktayım. Basım sorununu aşabilirsem enstitüler başta olmak üzere çocuk yazınında üretimi hızla sürdüreceğim.