birgün

14° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 05.04.2020 11:02

Çalışmak zorunda kalanlarda çaresizlik, öfke, kızgınlık yaşanabilir

Salgının sosyal devletin ve bilimin önemini öğrettiğini belirten psikolog Eren’e göre “Yetkililer evde kal diyor ancak çalışmak zorunda olanlar mecburen evde kalamıyor. İşe gitmek zorunda kalanlarda çaresizlik, öfke, kızgınlık yaşanabilir”

Çalışmak zorunda kalanlarda çaresizlik, öfke, kızgınlık yaşanabilir

DİDEM MERCAN

Koronavirüsün insan psikolojisi üzerindeki etkisini ve salgından sonra yaşanabilecekleri Psikolog Meryem Gül Eren ile konuştuk. Eren, çalışmak zorunda bırakılanların, evde kalanların, sağlıkçıların yapması gerekenleri anlattı.

►‘Evde kal’ dense de bu süreçte zorunlu olarak işe gidenler, sokağa çıkanlar var. Bu durumda çalışanlar psikolojilerini nasıl koruyabilir?

Hem devlet hem de sağlık otoriteleri, “Evde Kal’’ çağrıları yapıyor. Ancak çalışmak zorunda olanlar mecburen evde kalamıyor. Bu kafa karışıklığı ve güvensizlik yaratan bir durum. İnsanlar ikilem içinde kalıyor. Hangisi doğru? Bir yandan salgın korkusu, evde kalma gerekliliği, diğer yandan ekonomik zorunluluk olarak işe gitmek. Her koşulda kaybedeceği bir durum içinde olmak insanların stresini artırabilir. İşyerine gitmek zorunda kalanlarda da çaresizlik, öfke, kızgınlık yaşanabilir. Çalışılan işyerine, merkezi yönetime, otoriteye güven sarsılabilir. Mecburi çalışılması gereken durumlarda, işyerindeki hijyen, izolasyon, kişisel korunma önlemlerinin alınması, kısa süreli çalışma koşulları yaratılması, havalandırma, beslenme, izin kullanımı gibi konulara dikkat edilebilir. Mümkün olduğunca evden çalışmaya geçilmelidir.

►Diğer grup, evde karantinada olanlar. Ne kadar süreceği belli olmayan bu durum evde kalanları nasıl etkiliyor?

Salgının yayılmaya başlaması ile beraber kendimizi bir anda evde bulduk. İlk günlerin şaşkınlığı geçti. Evde kalma süresinin ne olacağı da belli değil. Bu durum ev içinde, ilişkilerde, duygusal dünyamızda, ev içi rollerde, birbirimizden beklentilerde değişimi zorunlu kıldı. Evin içindeki düzensizlik ve karmaşa kısa süre sonra çatışma, kavga gibi sorunlara neden olabilir. Salgın korkusu ile kontrol hissimiz ciddi anlamda sarsıldı. Ev içinde de kontrolü kaybettiğimizi düşünmeye başladığımızda depresif, endişeli duygu durum içinde kendimizi bulabiliriz. Kısa sürede tükenmişlik, öfke kontrol sorunları ile boğuşmak zorunda kalabiliriz.

Ev içindeki yaşamın düzen içinde devam etmesi özellikle çocuklar açısından güven verici. Aile içi iletişim için; her gün olmasa bile iki üç günde bir mutlaka çocuklarla beraber yaşanan durum hakkında konuşmak, duygularını dinlemek gerekli. İç içe olmak tükenmişlik hislerini artırabilir. Tahammül, anlayış azalabilir. Bu nedenle her bireyin kendine ait zamanı ve yerinin olması önerilir. “Sosyal Misafir” kavramını geliştirip, WhatsApp, Messenger, Facetime, Skype gibi görüntülü konuşma ortamları kullanılabilir. Etrafımızdaki risk grubu içinde olup dayanışma ve desteğe ihtiyaç duyanlara yardım edebiliriz. Maddi, manevi, iletişim içinde olmak güçlülük hissini artırır.

SAĞLIKÇILARA ÖZEL DESTEK VERİLMELİ

►Bu iki grubun dışında bir de virüsle yüz yüze çalışan sağlıkçılar var. Sağlıkçılara nasıl destek verilmeli?

Sağlıkçılar hepimizin yaşadığı salgın korkusuna ilaveten farklı kriz durumlarıyla da başa çıkmak zorunda. Sağlık kurumlarında bizim kaçındığımız koronavirüs ile onlar iç içe. Korunmaya dair ekipmanları tam olsa bile enfekte calismak-zorunda-kalanlarda-caresizlik-ofke-kizginlik-yasanabilir-711211-1.olma ihtimalleri yüksek. Birinci derecede kendi hayatlarını ortaya koyuyorlar. İkinci ciddi risk; ailelerine bulaştırmaya dair korku ve endişeleri. Bunlar çok ciddi kriz yaratıcı unsurlar. Söz konusu kriz durumlarında sağlıkçılar üzerindeki stres yükünün azaltılması, psiko-sosyal desteğin planlı olarak verilmesi çok önemli.

Ne yazık ki ülkemizde pandemi hazırlığı denince sadece fiziksel koşullar akla geliyor. Koruyucu ruh sağlığı, toplumsal ruh sağlığı, psiko-sosyal destek gibi unsurlar dikkate alınmıyor. Sağlıkçılar salgın nedeniyle, kişisel geçmiş ve travmaları da dikkate alınarak; aşırı uyarılma sonucu yorgunluk, tükenmişlik, çaresizlik, öfke, kızgınlık, güvensizlik, yalnızlık, şaşkınlık, duyarsızlaşma, donuklaşma, hissizlik gibi yoğun stres tepkileri gösterebilirler.

►Neler yapılabilir?

Türk Tabipleri Birliği, Tabip Odaları, sendikalar gibi meslek örgütlerine, Bilim Kurulu’nda yer verilmemesi, testleme ve koruyucu ekipman yetersizliğine dair sorunlar, Sağlık Bakanlığı’nın yeterince açık ve şeffaf bilgi vermediğine dair şüpheler sürecin yönetimine, kontrol edilebilirliğine dair olumsuzluk yaratabilir. Salgın ile baş etmede güven, inanç, umut çok önemli moral kaynaklarıdır.

TRAVMATİK SONUÇLAR YARATABİLİR

►Virüs, toplumun uzun vadede gelecekteki psikolojisini nasıl etkiliyor olacak? Toplum veya toplumlar kısa zamanda bu salgın hastalık düşüncesini üzerinden atabilecek mi?

İnsan türü bugüne kadar pek çok doğal ve insan eliyle ortaya çıkan kaosu, felaketi atlatma becerisine sahip oldu. Her travmatik durum sonrası yeniden uyumlandı, değişti ve dönüştü. Bugün de benzer bir sürecin bizi beklediğini söylemek mümkün. Hızlı bir şekilde gelişen hastalık, kayıp, sosyal izolasyon, ölüm törenlerinin yapılamamasının, ciddi etkileri olacağını söyleyebiliriz. Virüsten hayatını kaybedenlerin izole biçimde gömülmesi, hayatını kaybedenlerin yakınlarında öfke, suçluluk duygusu, çaresizlik, utanma, umutsuzluk, kızgınlık, yaşananları kabul edememe gibi durumlara neden olabilir.

Sağlıkçılarda, kriz yönetiminde çalışanlarda ve yakınlarında ciddi travma sonrası stres belirtileri, merhamet yorgunluğu, tükenmişlik, aşırı yorgunluk, fiziksel hastalık, intihar, psikiyatrik yakınmalar uzunca bir sürece yayılabilir. Bu noktada salgın döneminde yoğun çalışan kesimin dinlenmesi, yeni sürece uyumlanması, açılmış yaraların onarılması için zamana ihtiyaç var. Böyle bir dinlenme, toparlanmaya var olan yönetimlerin izin verebileceğini düşünmek pek olası gelmiyor.

►Bu sürecin uzun vadeli olumsuz sonuçları ne olacak?

Sosyal izolasyon ve salgın korkusunun uzun vadeli olumsuz sonuçları; boşanma, aile içi kriz, şiddet vakalarında artış olasılığına da dikkat çekmek gerek. Evde kalma ile birlikte eşler arasındaki farklılıklar, tahammülsüzlükler, maddi sıkıntılar, eşit olmayan sorumluluklar çatışmayı artırıp, krizi derinleştirebilir. Eşe, çocuklara yönelik sözel, fiziksel şiddet olasılığı, kadın cinayetlerinde artış, intihar etme gibi riskli durumlardan söz etmek mümkün.

►Öncelikler ne olmalı?

“Evde kal’’ kampanyalarının yürütülüş biçimi, sokağa çıkan insanlara ve özellikle yaşlı, emekçi insanlara yönelik ayrımcı, ötekileştiren saldırgan tutumlar tehlikeli görünüyor. Gelecekte bunların yaygınlık kazanmasına engel olmak, yeniden dayanışma, birliktelik ruhuna vurgu yapmak, görsel iletişim kanallarını destek ve paylaşım için kullanmaya devam etmek, yeni bir var olma hali yaratmak öncelikli gibi görünüyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız