birgün

15° AÇIK

Cam işçisinin çelik direnişi

İstanbul Beykoz’da faaliyet gösteren Paşabahçe Cam Fabrikası’nda grev, Kristal-İş öncülüğünde 31 Ocak 1966 günü büyük bir coşku ile başlar. 2 bin 500 kişiden sadece 70 kişi kadar Cam-İş yöneticisi ve taraftarı greve katılmaz. Grev, Türk-İş içindeki çelişkileri derinleştirmiş, işçi sınıfı tarihinin en büyük parçalanmasından ve en önemli dinamiklerinden biri olan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) örgütlenmesi sürecini hızlandırmıştır.

ÇALIŞMA YAŞAMI 06.01.2022 09:37
Cam işçisinin çelik direnişi
Abone Ol google-news

CAN ŞAFAK

“Beykoz'un cam fabrikası

moderen fabrikadır.

Pencere camlarını biraz dalgalı çıkarır,

biraz çarpıksa da su bardakları,

kesme likör kadehleri harikadır...”

Nâzım Hikmet, 1940’da kaleme aldığı Şaban Oğlu Selim şiirinde Paşabahçe Cam Fabrikası'ndan böyle söz eder. Şairin, pencere camları, su bardakları ve kesme likör şişeleri alegorisi, iki sosyal sınıfı temsil eder, sermayenin emeğe, emekçi sınıflara bakışını yansıtır. Bu tarihsel ve sınıfsal gerçekliktir ki, cam işçisi Şaban oğlu Selim’in duygularına şekil verir:

“Severdi pencere camlarını,

Severdi lamba şişelerini,

karafakileri sever,

likör kadehlerine düşmandı...”

Bu dizelerin yazılışından yıllar sonra, 1966 Ocak ayının son günü Paşabahçe Cam Fabrikası işçileri greve giderler. Grev uzadıkça uzamakta, işçiler, dağlarda ebegümeci, labada toplayarak, balık tutarak, evdeki, “fazla eşya” olarak söz ettikleri kilimlerini, mintanlarını, iskemlelerini satarak hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. 1966 Paşabahçe Grevi, sefalet ücretleriyle, boğaz tokluğuna çalıştırılan cam işçisinin “tarihsel” isyanıdır. İşçiler, Mayıs ortalarında, üzerlerinde grev önlükleriyle İstanbul’un kalabalık caddelerinde dağıttıkları emek tarihinde iz bırakan o bildiriyle İstanbul halkına seslenirler:

“Biz işçiyiz. Paşabahçe’de bir fabrika Şişe ve Cam yapar, orada çalışırız. Beyoğlu’nda süslü bir mağazası var. Tabaklar, bardaklar görürsünüz de iftihar edersiniz. İşte onları yaparız biz. 1800 derece hararetin altında çalışırız.”

GREVE GİDEN YOL

Paşabahçe’de ilk sendika, 1947 tarihli Sendikalar Kanunu’nun yayımlandığı yıl, “Paşabahçe Şişe ve Cam Sanayi İşçileri Sendikası” (Cam-İş) adıyla kurulmuştu. Fabrikada “birinci sendika” olarak anılacak olan Cam-İş’in kuruluşunda CHP’nin etkin olduğuna dair, bu sendikanın Genel Başkanlığı’nı yapan Hasan Türkay ve Lütfü Ak’ın tanıklıkları vardır.[1] CHP’nin İş Bankası üzerindeki nüfuzu dikkate alındığında bu tanıklıkların önemi daha da artmaktadır. Buna karşılık, kadroları ağırlıklı olarak DP yanlısı sendikacılardır. “Bunlar içinde, ilk genel başkanlardan Ahmet Topçu DP milletvekili olarak mecliste çalışmalar yürütmüş bir işçi olarak, Hasan Türkay ise DP'nin Paşabahçe bölgesinde tanınmış bir yerel yöneticisi olarak öncelikle anılabilir.”[2]

274 ve 275 sayılı Sendikalar Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından Cam-İş, aynı yıl Türkiye Cam Sanayi İşverenleri Sendikası ile “işkolu düzeyinde” bir toplu iş sözleşmesi bağıtlamıştı. Bu sözleşme, Türkiye’nin ilk “işkolu toplu iş sözleşmesi” idi. Sözleşme 15 maddeden ibaret iken sözleşmenin eki “Dahili Talimatname” 27 maddeden oluşmaktaydı ve 14 Haziran 1952 tarihli “Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları Anonim Sosyetesi İç Yönetmeliği” hükümlerinin neredeyse aynısıydı.[3] İşçi arasında büyük hoşnutsuzluk yaratan, Türk-İş tarafından da tepkiyle karşılanan sözleşme fabrikada yeni arayışlara neden olmuştu. Paşabahçe’de yeni bir sendikanın kuruluşu ve istenen sonucu vermeyen birleşme süreçlerinin ardından 7 Haziran 1965’te Türk-İş’in de desteğiyle Kristal-İş kurulmuştu.

Kristal-İş, kısa sürede işyerinde çoğunluğu sağlayarak ve Şişecam işverenini toplu pazarlık masasına davet eder. Ancak olumlu yanıt alamaz. Bunun üzerine, 16 Ocak 1966’da tüm üyelerin katıldığı Yönetim Kurulu toplantısında oybirliği ile Paşabahçe Cam Fabrikası’nda grevin 31 Ocak 1966 tarihinde saat 05:00’te başlatılmasına karar alır.[4] Paşabahçe Tekel lokalinde Petrol-İş Genel Başkanı Ziya Hepbir, Enerji-İş Başkanı Hilmi Gürbüz ve Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi İsmail Topkar’ın da katıldıkları ve greve destek verdikleri bir toplantı yapılır.[5]

Buna karşılık Şişecam işvereni, alınan grev kararının kanundışı olduğunu açıklar. Açıklamada, “kanunsuz bir grevi teşvik eden ve böyle bir greve katılanlar” tehdit edilir, hiçbir müsamaha görmeyecekleri bildirilir.[6] Grevin başladığı gün bir açıklama yapan TİSK Başkanı ve Şişecam Genel Müdürü Şahap Kocatopcu, grevin kanundışı olduğu iddiasını yineler.[7] Kocatopçu iddiasını, işyerinde üç yıllık bir toplu iş sözleşmesinin varlığına dayandırmaktadır. Sözünü ettiği, Cam-İş’in “işkolu düzeyinde” bağıtlamış olduğu toplu sözleşmedir. Böylelikle, işkolu düzeyinde bir toplu iş sözleşmesi varken aynı işkoluna dâhil bir işyerinde yeni bir toplu iş sözleşmesi yapılıp yapılamayacağı konusu Kristal-İş ile Şişecam arasında ciddi bir hukuki ihtilaf konusu olur.[8] İşverenin grevin kanun dışı olduğu iddiasına Cam-İş yöneticileri de katılır. Ancak işverenin ve Cam-İş’in iddialarının aksine, grevin 18. günü İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi grevin kanunsuz olmadığına karar verecektir.[9]

cam-iscisinin-celik-direnisi-964235-1.

VE GREV...

Grev, 31 Ocak 1966 günü sabah saat: 05.00’de büyük bir coşku ile başlar. İşçilerin tamamına yakını greve katılır. Fabrikada “birinci sendika” olarak anılan Cam-İş, “ikinci sendika” konumuna düşmüştür. Genel Başkan Şişmanoğlu, yıllar sonra grev çıkışını şöyle anlatıyor:

“Nihayet grevi başlattık. ‘Olur, mu olmaz mı’ derken grevi başlattık. Sabah vardiyası girmeyecek, gece vardiyasında çalışanlar çıkacak dedim. O güne kadar hiçbirimiz bir grev görmemiştik. Tamamen kitabi bilgiler üzerinden gidiyorduk. Grev gözcüsü kimdir nedir ne yapar kitaplara bakıyoruz. Bizim fabrikanın on kapısı var biz her birine iki gözcü koyduk böylece fabrikayı ablukaya almış gibi olduk. Greve katılmayanlar 70 kişi kadardı ve onlar da Cam-İş yönetici ve taraftarlarıydı.”[10]

Sultaniye çayırına grev çadırları kurulur. Greve işçilerin böylesine coşkulu ve yoğun katılımı işvereni şaşırtır. Kristal-İş, henüz altı ay önce kurulmuş, mail gücü, deneyimi olmayan bir sendikadır, Şişecam grevin başarılı olabileceğine ihtimal vermemektedir. Gazetesinde, “geniş bir kitlenin gayri müsait bir mevsimde, normal gelirinden mahrum kalmak pahasına sonu belli olmayan bir harekete itilmiş” olmasından duyduğu “üzüntüyü” belirtir.[11]

5 Şubat 1966’da Paşabahçe İskele Meydanında büyük bir miting örgütlenir. Mitinge 5 bin civarında insan katılır. İşçiler ellerinde “İşçi demek köle demek değildir.”, “Hak istiyoruz sadaka değil”, “Kocatopçu artık bizi istismar edemez” şeklinde afiş ve pankartlar taşırlar. İşçiler grevi öylesine benimserler ki grevci işçi Ahmet Adıgüzel doğan çocuğuna “grev” adını verir.[12]

Tarihsel 1966 Paşabahçe grevi, bir semt grevidir. Paşabahçe’nin geleneksel işçi semti özelliği, işçilerin fabrika etrafındaki mahallelerde yaşaması semt halkının grevi sahiplenmesine yol açmıştır. Beykoz-Üsküdar arasında çalışan dolmuş şoförleri grevin 4. gününde arabalarına astıkları yazılarla önceden duyurarak o günkü hâsılatlarını grevcilere bağışlarlar.[13] Beykoz Deri Kundura Fabrikası işçileri Paşabahçe grevi için destek ve dayanışma yürüyüşü yaparlar. Bu yürüyüş nedeniyle dokuz Deri Kundura işçisi tutuklanır.[14] Ev sahipleri kiraları erteler, esnaf veresiye açar, alacaklarını grev süresince durdurur. İspirto fabrikasının işçileri, grevcilere 3’er yevmiyelerini bağışlar. [15]

Başlangıçta Türk-İş grevi destekler. Grev etrafında geniş bir dayanışma ağı oluşmaya başlar. Petrol-İş, eğitim aracını grevcilere tahsis eder ve grevciler için 100 bin liralık gıda yardımı yapar. Pek çok sendika greve maddi destekte bulunur. Gençlik örgütleri de greve destek olurlar. Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) grev yerinde konserler, tiyatro ve folklor gösterileri düzenler, Vietnam fotoğraflarından oluşan bir sergi açar.[16]

Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Ziya Hepbir, bir kardeş bir sendikanın grevini desteklemenin ötesinde grevin bizzat yürütücüsü, sözcüsü olarak rol üstlenir. Grev yürütme ve koordinasyon komitelerinin başkanlığını üstlenir, grevin kamuoyuna dönük çalışmalarını, basın ve halkla ilişkiler faaliyetini yürütür.

Grevin 27. gününde grevci işçiler aileleriyle birlikte, “26 Şubat 1966 Cumartesi günü saat sabah 10.15’te Paşabahçe vapur iskelesinden Denizcilik Bankası’ndan kiralanan Suadiye Gemisi’yle Kadıköy İskelesine geçerler. Kortej, Galata Rıhtım Caddesi’ndeki Şişecam Genel Müdürlüğü önünden Tophane, Kabataş, Dolmabahçe, Gümüşsuyu tarikiyle saat 13.00’te Taksim Anıtı’na gelir. Anıta çelenk koyan işçilere Kristal-İş Genel Başkanı Mehmet Şişmanoğlu ve Türk-İş Birinci Bölge Temsilcisi İsmail Topkar hitap eder.

cam-iscisinin-celik-direnisi-964236-1.

TÜRK-İŞ UZLAŞIYOR

Mart ayının başlarında Şişecam işvereni Türk-İş’e başvurarak görüşme talep eder. Kristal-İş yöneticileriyle aralarındaki sorunlar nedeniyle işveren, bu görüşmeyi Türk-İş’le yapmak istediklerini dile getirir. Bunun ardından Kristal-İş, toplu iş sözleşmesi için yetki isteyen Türk- İş yöneticilerine istedikleri yetkiyi devreder. İlk görüşme 4 Mart 1966 günü Ankara’da yapılır. Toplantının sonunda Halil Tunç ve Şahap Kocatopçu, görüşmelerin devam edeceğini ve sonuçtan ümitli olduklarını açıklarlar.[17] Birkaç kez bir araya gelen Türk-İş ve Şişecam heyetleri, 20 Mart 1966 günü bir anlaşma sağlayarak, 6 maddeden oluşan bir protokol imzalarlar.

Protokol toplu iş sözleşmesi niteliği taşımıyor, dahası işçiler için tatmin edici hak da sağlamıyordu. “Kristal-İş “işkolunda sözleşme varken işyerinde sözleşme yapılabilir iddiasıyla yola çıkmış, yerel mahkemeden bu doğrultuda karar almış iken, protokol işkolu düzeyinde var olan sözleşmeye atıfta bulunarak, ücret artışlarını bir sonraki sözleşmeye erteliyordu.”[18]

Kristal-İş protokolü reddeder. Petrol-İş Genel Başkanı Ziya Hepbir, Türk-İş’in tutumuna karşı Kristal-İş’in yanındadır. Motorla Beşiktaş’tan Paşabahçe’ye gelen Kristal-İş Genel Başkanı fabrikanın önünde karaya çıkıp, işçilere hitap eder. “Çıktığımız yoldan geri dönüş yok. Biz bu yolda yürüyeceğiz. Labada yiyeceğiz, ebegümeci yiyeceğiz ama devam edeceğiz.” Ertesi gün Maden-İş Genel Başkanı Kemal Türkler, Lastik-İş Genel Başkanı Rıza Kuas, Gıda-İş Genel Başkanı Kemal Nebioğlu Paşabahçe’ye gelirler ve Kristal-İş’le beraber olduklarını açıklarlar.

Grevi bitirmek ve imzalanan anlaşmayı işçilere anlatmak üzere fabrikaya gelen Türk-İş Genel Sekreter Yardımcısı Ethem Ezgü ve Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi İsmail Topkar büyük bir protesto ile karşılaşırlar. İşçiler, Ethem Ezgü’nün konuşmasına izin vermezler. Türk-İş yöneticileri güvenlik kuvvetlerinin koruması altında fabrika önünden uzaklaştırılırlar.[19] Aileleriyle birlikte sayıları 5 bini bulan işçiler fabrikanın hammadde ambarını işgal ederler; İstanbul Valisi Vefa Poyraz’ın araya girmesiyle eylemlerine son verirler.[20] Grev Koordinasyon Kurulu Başkanı olarak bir açıklama yapan Petrol-İş Genel Başkanı Ziya Hepbir şunları söyler: “Bizim ve işçi kardeşlerimizin tasvip etmediği bir anlaşmayı meriyette saymıyor ve tanımıyoruz. Davamız işçi lehine halloluncaya kadar greve devam edeceğiz.[21]

İşçiler 31 Mart 1966 tarihinde bir kez daha Boğazı aşarak Karaköy’e giderler. Bu kez hedef doğrudan Şişecam Genel Müdürlüğüdür. Ziyaretin nedeni grevden önceki çalışmalarının karşılığı olan ücret alacaklarıdır. Eylem sonuç verir. “Grevde para vermem” diyen Şahap Kocatopçu, işçi ücretlerinin ödenmesi kabul eder.

TÜRK-İŞ GREVE KARŞI

Türk-İş grevden desteğini çeker. Yaptığı basın açıklaması ile greve son verilip, işbaşı yapılmasını ister. Aynı açıklamada Türk-İş 1. Bölge Temsilciliği’ne grevle ilgilenmeme talimatı verildiği duyurulur.[22] Türk-İş Genel Sekreteri Halil Tunç, grevde ısrar eden Kristal-İş yöneticilerini “maceracılıkla” suçlar.[23]

Buna karşılık Türk-İş üyesi 12 sendika yayınladıkları deklarasyonla grevi desteklediklerini duyururlar. Deklarasyonda Petrol-İş, Metal-İş, Çimse-İş, Lastik-İş, Maden-İş, Büro-İş, Sağlık-İş, Deri-İş, Likat-İş, Deniz-İş, Kimya-İş ve Ulaş-İş sendikalarının imzası vardır. Daha sonra Türk-İş’e bağlı 16 sendika bir toplantı düzenleyerek, Türk-İş yöneticilerini, Türk-İş’e ihanet etmekle suçlarlar:

“Grevin Türk-İş’in istediği gibi biteceğini sananlar büyük bir yanılgı içerisinde bulunmaktadırlar. Yüzkarası protokol reddedilmiştir. Grev işçiye sosyal haklarını tamı tamına verecek toplu sözleşmenin imzalanmasına kadar devam edecektir. Grev şerefimiz onurumuz her şeyimizdir.”[24]

Türk-İş’in tutumuna karşı tepkiler yaygınlaşır. Türk-İş üyesi olmayan ve ağırlıklı olarak Marmara bölgesinde kurulu 30 sendikanın başkanı, Paşabahçe grevini destekleme kararı alırlar ve Türk- İş’i “güdümlü sendikacılık” yapmakla suçlarlar. Topluca grev yerine dayanışma ziyareti yaparlar.[25]

Buna karşılık Türk-İş yönetimi, 20-23 Nisan 1966 tarihlerinde toplanarak, Kristal-İş, Petrol-İş, Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş sendikalarını oy birliği ile Onur Kurulu’na sevk eder. Kurul, 24 Kasım 1966 tarihinden itibaren Petrol-İş ve Kristal-İş’i 15 ay, Maden-İş’i 6 ay, Lastik-İş ve Basın-İş’i 3 ay süreyle geçici olarak Türk-İş üyeliğinden çıkaracak, Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş yanlarına Gıda-İş’i de alarak 16 Temmuz 1966’da Sendikalar Arası Dayanışma Anlaşmasını (SADA) imzalayacaklar ve böylece DİSK’in kuruluşuna giden süreç hızlanacaktır.[26]

GREV ERTELENİYOR

Paşabahçe işçileri Ankara’ya bir yürüyüş hazırlıkları içindeyken, 19 Nisan 1966 günü grev Demirel hükümeti tarafından “memleket sağlığını bozucu nitelikte” olduğu gerekçesiyle bir ay süreyle ertelenir.[27] Grev ertelenmiş, ertelenme kararı tebliğ edilmiş sendikanın kapısına asılmış, Kristal-İş grev gözcülerini kaldırmıştır ama işçiler greve devam etme niyetindedir.[28] İşçilerin işbaşı yapmaları tedrici olarak ve ancak erteleme kararının yayımlanmasından 6 gün sonra gerçekleşir.[29]

Sendika erteleme kararının iptali için Danıştay’a başvurur. Kristal-İş Genel Başkanı Mehmet Şişmanoğlu, Başbakan Süleyman Demirel’e sendikanın anahtarını vererek erteleme kararını protesto eder.

Uyuşmazlık Yüksek Uzlaştırma Kurulu’na akseder ve 18 Mayıs 1966 tarihinde -toplu sözleşme hükmündeki- Yüksek Uzlaştırma Kurulu’nun kararının kabulü ile uyuşmazlık ve grev sona erer. Sınırlı iyileştirmeler sağlamış, sendikanın işverence resmen tanınması gerçekleşmiştir.

SON SÖZ

1966 Paşabahçe grevi, bir işyerinde yürütülen toplu pazarlık sürecinin sınırlarını aşmış, etki alanı ve yarattığı sonuçlar bakımından “tarihsel” nitelemesini hak eden bir mücadele olmuştur.

Tarihsel Paşabahçe 1966 grevi, o dönemde henüz yürürlüğe girmiş olan sendika yasalarının uygulanması açısından çok önemli olan işkolu toplu iş sözleşmesinin kapsamındaki işyerlerinde ayrıca işyeri toplu iş sözleşmelerinin bağıtlanıp bağıtlanamayacağı meselesinin yargıya taşınmasına ve konunun Yargıtay içtihadıyla çözüm bulmasına da imkân vermiştir.

“Grev cam sektöründeki sendikal ilişkiler ve sendikal gelenek açısından da önemli bir dönüm noktasıdır. Paşabahçe 1966 grevi bir sendika ve gelenek yaratan, Kristal-İş Sendikasını var eden grevdir.”[30] Öte yandan Paşabahçe 1966 grevi katılan işçi sayısı, grevde kaybolan iş günü ve grev süresi açısından da ayırt edici bir grevdir. 85 gün süren grevde 199.200 iş günü kaybolmuştur. 1966 yılında toplam 41 grevde kaybolan toplam işgünü 412.947’dir. Dolayısıyla Paşabahçe grevi tek başına toplam iş günü kaybının yaklaşık yarısını oluşturmaktadır.[31]

Tarihsel 1966 Paşabahçe grevi, Türk-İş içindeki çelişkileri derinleştirmiş, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük parçalanmasının ve en önemli dinamiklerinden biri, belki de en önemlisi olan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) örgütlenmesi sürecini hızlandırmıştır. Kristal-İş’in tarihi içinde 1966 Paşabahçe grevinin sonrasında da çok etkili grevler, direnişler örgütlenmiştir. 1971 cam grevleri, 1980 cam grevleri ve “eylem birliği” bunlar arasındadır. Daha yakın tarihlerde, 1980 Eylül’ü sonrasında “1 yıllık sözleşme” için yapılan 1989 greviyle başlayan bir dizi grev örgütlenmiş, Paşabahçe’de 1991 ve 2002 tarihlerinde iki büyük direniş yaşanmıştır.

...

Bir zamanlar Paşabahçe meydanından fabrikaya doğru yürüdüğünüzde, az ilerde Kristal-İş’in tek katlı tuğla rengi binasıyla karşılaşırdınız. Hava karardığında cadde, irili ufaklı onlarca cam atölyesinin ışıklarıyla aydınlanırdı. Sendika, vardiyadan çıkan cam işçileriyle dolar taşardı. Artık Paşabahçe Cam Fabrikası yok. 2002 Ağustos’unda... Paşabahçe koyunda yıllarca kumu cama dönüştüren Paşabahçe işçileri yağmurlu bir İstanbul sabahında Paşabahçe’ye veda ettiler. Erkek, kadın, çocuk... işçi ailelerinin, bir semtin 17 gün 17 gece sürdürdüğü direniş 67 yıllık yorgun Paşabahçe Cam Fabrikası’nın kapatılmasını engelleyemedi. Onlar, işçi şarkılarını, grev çadırlarını, duvar yazılarını, fabrika çevresine serpiştirilmiş irili ufaklı yüzlerce cam atölyesini, Paşabahçe’yi Paşabahçe yapan ne varsa hepsini alıp gittiler.

Ve cam işçisi 1966 yılından, Paşabahçe Cam Fabrikası’nın o dokunaklı ve tarihsel grev bildirisiyle bugüne sesleniyor: “Biz Cemiyette yalnız kalmadığımızı anladık. Sen de hemşehrim, sen de sesini yükselt, yapılan işlerin, haksızlığın hesabını sor.”


[1] Yıldırım Koç, Türk-İş Tarihinden Portreler 2. Türk-İş, Ankara, 1999, s.98; Lütfü Ak, Şişecam’da Otuz Yıl, 1975, s. 11-14.

[2] Hakan Koçak, Camın İşçileri, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 2014, s. 245.

[3] Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları Anonim Sosyetesi İç Yönetmeliği, USTE-Kemal Sülker arşivi.

[4] Kristal-İş, Yönetim Kurulu’nun 16.1.1966 tarih ve 12 sayılı kararı; Kristal-İş Arşivi.

[5] Son Havadis, 31 Ocak 1966.

[6] Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş. Paşabahçe Fabrikası Müdürlüğü, Tebliğ No 3, 21.1.1966, Şişe Cam Dergisi Mart 1966, sayı 23.

[7] Akşam, 31 Ocak 1966.

[8] Aziz Çelik ve Zafer Aydın, Paşabahçe 1966 Gelenek Yaratan Grev, TÜSTAV, Genel Sıra No 1, İşçi Hareketi Dizisi 5, İstanbul, 2006, s. 46.

[9] İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin Esas 966/65, Karar 966/62 sayılı ve 17.2.1966 tarihli kararı. Kristal-İş Sendikası Arşivi.

[10] Çelik ve Aydın, 2006, s. 56-57.

[11] Şişe ve Cam, Mart 1966, sayı 23.

[12] Tercüman, 1 Şubat 1966.

[13] Petrol-İş, 4 Şubat 1966.

[14] Dünya, 6 Şubat 1966.

[15] Hayat. İlhan, “Paşabahçe Grevi Devam Ediyor”, Tercüman, 4 Şubat 1966.

[16] Son Saat, 13 Nisan 1966.

[17] Milliyet, 5 Mart 1966.

[18] Çelik ve Aydın, 2006, s. 101-102.

[19] Cumhuriyet, 22 Mart 1966.

[20] Sabah, 22 Mart 1966.

[21] Sabah, 22 Mart 1966.

[22] Cumhuriyet, 29 Mart 1966.

[23] Yeni Tanin, 29. Mart 1966.

[24] Yeni. Tanin, 8 Nisan 1966.

[25] Sabah, 14 Nisan 1966.

[26] Bkz. Çelik ve Aydın, 2006, s. 134-137.

[27] 19.4.1966 tarih ve 6/6293 sayılı Bakanlar Kurulu kararı, 20 Nisan 1966 tarih ve 12279 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

[28] Yeni Tanin, 23 Nisanl966.

[29] Grev Jurnali, Kristal-İş Arşivi.

[30] Çelik ve Aydın, 2006, s. 11-12.

[31] Alpaslan Işıklı, Toplu İş Sözleşmesi ve Türkiye Ekonomisi İçindeki Yeri, Ankara, 1967. s.147.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol