birgün

5° AÇIK

GÜNCEL 14.10.2015 09:46

Canlı bombayı tanıma ve korunma rehberi!

Ölüme giden biri en azından temel korku ve endişe sinyalleri verecektir. Dolayısıyla, kalabalık ortamlarda gözünüz açık olsun: Kaşları çatık, endişeli, titreyen, gereğinden fazla terleyen, bulunduğu ortamdan izoleymiş gibi davranışlar sergileyen, tutarsız olan, konuşmakta zorlanan kişiler, sizler için her zaman uyarı çanlarını çaldırmalıdır

Canlı bombayı tanıma ve korunma rehberi!

ÇAĞRI MERT BAKIRCI

Hâlâ öfkeliyim. Hâlâ üzgünüm. Hâlâ şaşkınım. Gördüğünüz gibi, alışık olacağınızın aksine, birinci tekil şahısla hitap ediyorum bu defa size, “biz” demiyorum. Çünkü burada yazacaklarım, kendi fikirlerimdir; Evrim Ağacı’nın genelini bağlamaz. Arkadaşlarımla birlikte bu haftayı “Nobel Haftası” yapmaya öyle hazırdık ki, hevesimizi kursağımızda bıraktılar. Aziz Hocamız kusura bakmasın, haftaya sözümüz... Onun Nobel Kimya Ödülü, bundan duyduğumuz mutluluk ve onur bizler için dünyalara bedel! Fakat bu hafta, 10 Ekim Ankara Katliamı’na yer vermek zorundayım. Unutamayız. Unutturamayız. İyi olamayız. Görmezden gelemeyiz.

Bildiğim bir şey var: 10 Ekim’de Ankara’da insanlık onuru katledildi. Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısı, ülkemizin başkentinde, başkentin de en merkezi yerlerinden birinde, burnumuzun dibinde yaşandı. Güzeller güzeli Ankaram, önce kana bulandı, sonra kapkara bir yasa büründü. İçimden geçenleri bu satırlara aktaracak olsam, muhtemelen hepimiz “birileriyle” mahkemelik olurduk. O nedenle öfkemi akıllıca yönlendirecek, yine bilimi rehber edinecek ve bir hükümdarlığın çırpınma mücadelesi verdiği şu günlerde, siz okurlarıma bir “hayatta kalma rehberi” sunacağım. Çünkü ister inanın, ister inanmayın ama buna ihtiyacımız var. Bilim, Akıl ve Teknoloji Çağı olarak anılmaya başlayan 21. yüzyılın Türkiyesi’nde, biricik demokratik hakkımız olan “gösteri yapma hakkı”nı icra ederken, hayatlarımız en yüksek seviyeden tehlike altında... Kulağa şaka gibi geliyor; ancak başkentimizde hayatta kalmak için “Acil Durum Rehberleri”ne ihtiyacımız var. Devletin halkı korumaktan aciz olduğu ortada... Bu vaziyetler ve koşullar altında tek güvenli limanımız bilim, bizlere bir yol gösterebilir.

Aslında burada yazacaklarımın önemli bir bölümü bana ait değil. Facebook üzerinden tanıştığım harika insan Devrim Gürkan isimli bir arkadaşa ait. Kendisi, başarılı ve yürekli bir gazeteci olarak birçok savaş alanında bulunmuş. 3 defa Irak’ta, 1 defa da Suriye’de patlama anlarına tanık olmuş. Filistin ve Pakistan’da 2 farklı intihar bombacısıyla, “görev”lerine gitmeden önce röportaj yapma fırsatı bulmuş. Bu konularda fazlasıyla deneyimli birisi anlayacağınız... 10 Ekim Ankara Katliamı ile ilgili de bir analiz yazısı kaleme almış. Ben de onun muhteşem yazısı çerçevesinde, yer yer kendi bilgilerimi konuya harmanlayarak bu yazıyı kaleme almak istedim. Çünkü artık ölmekten yorulduk. Artık kardeşlerimiz, canlarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız ölmesin istiyorum. Masum halk, fikirlerini ifade ediyor diye katledilmesin istiyorum. Bizi koruyacak kimse kalmadı; belki bilim önümüzü biraz aydınlatır diye umuyorum.

Yazım, Türkiye Cumhuriyeti gibi çatışma ve savaş bölgelerinde (evet, artık bu gerçeği kabul edelim) miting, eylem ya da benzeri toplu aktivitelere (namaz gibi) katılacak olmanız halinde dikkat etmeniz gereken bazı bilgilere değinecek. Umarım faydalı olur.

Patlama öncesi: İnsan psikolojisi
İlk olarak şunu anlayalım: Bir intihar bombacısı, ne olursa olsun bir insandır. Beyni ne kadar yıkanmış olursa olsun, “Pavlov’un Köpeği” deneyindekine benzer şekilde nasıl şartlandırılmış olursa olsun, evrimsel kökenlerimizin en derinlerinden gelen, temel birçok psikolojik tepkiyi istemsiz olarak verecektir. Çünkü türümüz, diğer tüm hayvan türleri gibi hayatta kalma güdüsü en öncelikli olacak şekilde evrimleşmiştir. Ölüme giden biri, bunu ne kadar “onurlu”(!) bir ölüm olarak görürse görsün, en azından temel korku ve endişe sinyallerini verecektir. Dolayısıyla, kalabalık ortamlarda gözünüz açık olsun: Kaşları çatık, endişeli, titreyen, gereğinden fazla terleyen, bulunduğu ortamdan izoleymiş gibi davranışlar sergileyen, tutarsız olan, konuşmakta zorlanan kişiler, sizler için her zaman uyarı çanlarını çaldırmalıdır.

Kıyafetler ve genel olarak giyim-kuşam da, hareketleri tamamlayıcı niteliktedir. Devrim, yazısında şöyle anlatıyor:

* Kişinin yüzüyle üzerine giydiği kıyafet birbirine zıtsa (örneğin zayıf yüzlü ama çok iriymiş gibi geniş kıyafetler giyiyorsa)
* Mevsimin gerektirdiğinden daha kalın kıyafetler giyiyorsa (sıcak bir havada geniş ve kalın bir mont giymiş biri gibi)
* Kıyafetinde dikkat çekici ve genellikle düzensiz şişkinlikler varsa
* Çarşaf ya da tesettür pardösüsü giymiş; ancak alışıldık muhafazakâr bir kadın gibi değil, fazla kararlı, odaklanmış, bağımsız bir şekilde ilerliyorsa mutlaka ama mutlaka o noktadan uzaklaşmalısınız. Belki bomba değildir... Ancak ya bombaysa?
Şu çarşaf ile ilgili son noktayı biraz açalım, yanlış anlaşılmasın. Bu, Türkiye’de çok sık görülen bir intihar bombacısı yöntemi değil (her ne kadar Milliyet’in internet sitesinde pazartesi günü sabaha karşı çıkan bir haberde, bombacılardan birinin “siyah pardösülü ve başı kapalı bir kadın” olabileceği belirtiliyor olsa da); ancak tesettürlü kadınlar bu tür etkinliklerde güvenlik şeridinden geçerken daha yüzeysel olarak arandıklarından, bir bombayı alana sokmak için daha kolay bir yöntem olarak görülebilir. Yoksa muhafazakar bir kadın illa baskılanmış olmak zorundadır, rahat gezemez ya da bu tür eylemlere katılamaz demek gibi bir niyetim yok. Onlar gibi gözükmek ya da böyle giyinen insanları kullanmak, bu tür katillerin tercih edebileceği bir şey olabilir. Sadece buna dikkat çekmek istiyorum. Devam edelim:
* Sırtında aşırı büyük bir çanta varsa ya da çantasının çok ağır olduğunu hissettirir hareketler yapıyorsa (yüzde zorlanma, sıkça çantayı düzeltme, sırtını germe gibi)
* Kendi kendine mırıldanarak ilerliyorsa (çoğu bombacı eylem öncesi son dua ya da yapacağı eylemde kararlılık gösterici bir slogan tekrarlar),
* Uzun süre boyunca etrafındaki gelişmelere ilgisiz şekilde tek başına ilerlemiş; ancak bir anda kalabalığın arasına girmeye çalışan, kalabalığı yarmaya çalışıyor gibi tavırlar sergileyen biri varsa
* Aşırı sinirli hareketler yapıyorsa ya da grup liderlerinin emir ve komutlarına uymuyorsa
* Sık sık ve kısa telefon konuşmaları yapıyor, uzun cevaplardan kaçınıyorsa
* Bir çöp kutusuna ya da benzeri bir kova, konteyner veya kutuya büyükçe bir poşet veya çanta bırakan biri varsa ya da bir poşet/çantayla bunların yanında ayakta uzun süre duran ya da dolanan birisi varsa (miting yolunda ya da meydanında çöp kutusu ve benzeri şeylerden daima uzak durmak gerekir)
* Bir grupla hareket ediyorsanız, tanımadığınız bir kişinin birdenbire sizinle gruptan biri gibi hareket etmeye başladığını fark ederseniz çok dikkat edin! Bir süre bu kişileri güvenli bir mesafeden takip edin. Eğer ki yeterince şüphe çekiciyse derhal oradan uzaklaşın ve polisi arayın. Polis size yardımcı olur, olmaz. Bu devirde artık bilmek imkansız. Ancak sizin bildiriminiz kayıtlara geçecektir ve ileride olayı aydınlatıcı kanıt olarak kullanılabilir!
Can sıkıcı bir nokta daha: Ne yazık ki insanları kitlece katletmeyi göze alabilen örgütlerin onurları da bulunmuyor. Bu kişilerin başvurdukları yöntemlerden birisi, bombayı istedikleri yere bırakacak bir kişiyi belirleyip sonra o kişi daha bombayı koyup oradan uzaklaşamadan uzaktan kumanda ile bombayı patlatmak... Bu kişiler intihar bombacısı olduklarından bihaber, kendilerine verilen emri uygulamaya çalışırlar. Fakat bunlar ölmeye şartlandırılmadıkları ve bu ölümün şerefli bir ölüm olduğuna inandırılmadıkları için, diğer intihar bombacılarından farklı davranırlar. Bu kişiler genellikle aşırı ürkek, huzursuz, telaşlı, sürekli etrafını kolaçan eden kişilerdir. Üzerlerinde “kaçamadan yakalanma” korkusu olduğu için etraflarını ve arkalarını sıkça kontrol etmeleri muhtemeldir. Çok dikkatli olmakta fayda var.

***

Patlama anında yapılacaklar
Peki patlama olduğunda ne yapacağız? O kaosta hayatta kalmak için bilim bize ne söylüyor?

Kitlesel kaos, bilimin “evrimsel psikoloji” ve “akışkanlar dinamiği” isimli iki ayrı alanında, bir arada analiz edilmektedir. Bunlardan ilki temel bilimlerden biyolojinin alanıyken, ikincisi uygulamalı bilimlerden makina mühendisliğinin alanıdır.

Evrimsel psikoloji, bize sürünün akış yönüne uymamızı söyler. Bu, istemsizdir. Ancak biz insanlar, çok büyük gruplar halinde hareket edebilecek şekilde evrimleşmemişizdir (örneğin, sığırcık kuşlarının aksine). Dolayısıyla kısa sürede basit hatalar yapılır ve izdiham başlar. İzdihama neden olan mekanizmalar, akışkanlar dinamiğinin alanıdır. Bu sahada incelediğimiz basınç vektörleri gibi kavramlar çerçevesinde insanlar kaotik bir şekilde birbirlerini ezmeye başlar ve bu, bombanın ötesinde de ölümcül sonuçlara neden olur. Ani bir düşüş, ani bir dönüş, ani bir hata kitlesel halde yığılmalar ve ezilerek ölümlerle sonuçlanabilir. Dolayısıyla Devrim, yazısında bize son derece makul tavsiyelerde bulunuyor:

İlk patlama sonrası yere yatmak en doğrusu. Önce panikle koşturanların sizi ezme olasılığı yüzünden dizlerinizin üzerine çökün. Mümkün olduğunca sağlam durun. Yakınınızda birileri varsa onları da çöktürün. Omuz omuza hale gelebilirseniz, daha kuvvetli bir set yaratmış olursunuz. Başınızı iki elinizin arasına alıp koruyun. “Yere yatın!” diye tüm gücünüzle bağırın tekrar tekrar... Ayakta dururken vücudunuzun ortasına alacağınız bir darbe, ayaklarınızda daha büyük bir moment (dönme kuvveti) yaratacağı için çok daha kolay devrilirsiniz. Ancak yerden olan yüksekliğinizi çömelerek azaltırsanız (örneğin yarıya düşürürseniz), yere düşmeniz o kadar kat daha fazla kuvvet gerektirecektir. Böylece düşme ve ezilme ihtimaliniz çok daha azalır. Etrafınızdakilerin sizin yere çöküşünüz nedeniyle üzerinize uygulayacakları ilk kuvveti bu sayede emdikten sonra, mümkünse tamamen yere kapaklanın. Tüm bedeninizle yere tamamen yapışık olacak şekilde... Hemen cenin pozisyonu alın. Ayaklarınızı karnınıza çekin, başınızı ellerinizin arasına alın, hedefi küçültün. Böylece hayati organlarınızı ayak ve düşme darbelerine karşı korumuş olacaksınız. En az 1 dakika bu durumda kalmaya çalışın. “İkinci bomba olabilir, yere yatın!” diye bağırmaya ve uyarmaya devam edin. Size ve diğerlerine takılıp düşenler de olacaktır. Çok büyük bir dert değil. Eğer sizin gibi deneyimli birkaç kişi çömelme veya yere yatmayı başarılı bir şekilde uygulayabilirse, o düşenlerin etrafında güvenli bir bölge oluşturabileceksinizdir. Düşenler de sizin komutunuza, yine evrimsel psikolojide açıkladığımız üzere, korku nedeniyle uyacak ve kendilerini güvenliğe alacaktır.

Kalkınca yerde bırakılmış çanta, poşet vb. varsa uzaklaşın. Kaos nedeniyle, ister istemez etrafta bu tür birçok cisim olacaktır. Hemen boş bir alan bulmaya çalışın ve oraya yönelin. Eğer ilk yardım bilginiz yoksa insanların biriktiği bölgeden çekilin. Ama taşıma gibi insan gücü gerektirecek bir yardım için ya da bu yardımı yapan bir profesyonelin talimatı olana kadar makul bir mesafede bekleyin, alanı tamamen terk etmeyin. Bombacılar, gerek stres ve korkunun etkisi altında, gerekse de genellikle daha fazla zarar verebilecek olmasından ötürü birden fazla bombayı aynı anda ya da çok yakın aralıklarla patlatmaya meyillidirler. Bu nedenle genellikle yardım sırasında tekrar bombalar patlamaz; ancak yine de çok dikkatli olun tabii ki…

İlk yardım bilmiyorsanız, yaralılara herhangi bir müdahalede bulunmamanız hayati öneme sahip! Yanlış ilk hareket nedeniyle yaşamını yitiren ya da kalıcı sakatlık yaşayan kişi sayısı çok fazladır. Lütfen bilmediğiniz bir işe kalkışmayın. Hele ki bu, sağlık ve ilk yardım ile ilgiliyse. Hatalı yapılan bir kalp masajı, hayatta olan birini öldürebileceği gibi, kaburga gibi kemikleri kırarak kalıcı hasarlara neden olabilir. İnsanları yönlendirip alanı boşaltmaya çalışmak çok daha faydalı bir girişim olacaktır.

Tabii ki daha söylenecek çok ama çok söz var. Bu konuda bize hayat kurtarıcı bilgiler verebilecek daha çok bilim dalı var. Ancak buraya bu kadarını sığdırabildim. Umarım bu bilgileri kullanmaya asla ihtiyacınız olmaz.

Ne yazık ki gelecek pek parlak gözükmüyor. Politikacıların kibir ve hırsları uğruna masum insanlar öldükçe insanlığımızı asla hatırlayamayacağız. Bu nedenle tek gerçek yol göstericimiz olan bilime sığınmak en akılcı ve pratik çözüm olarak karşımıza çıkıyor.

Kirli insanların kanlı ellerinin, masum insanların tertemiz boğazlarından çekildiği günlere kavuşmak dileklerimle...

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol