birgün

0° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 04.01.2016 14:50

Çarşı'da bir müstehcen oyun: "Günlük Müstehcen Sırlar"

Çarşı'da bir müstehcen oyun: "Günlük Müstehcen Sırlar"

BERNA ATAOĞLU - bernaataoglu@gmail.com

İstanbul’daki yeni tiyatro topluluklarından biri olan ‘’ Tiyatro Çarşı’’ bu sezon Marco Antonio De la Parra’nın, ‘’Günlük Müstehcen Sırlar’’ isimli oyununu sergiliyor. Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz usta yönetmen ve yazar Çetin Akcan’ın da katkısıyla kurulmuş olan Tiyatro Çarşı, küçük ama güçlü bir ekip. Oyunun hem yönetmenleri hem de oyuncuları aynı isimler; Giray Mert Özdenoğlu ve Göktuğ Derici.

Şilili yazar Marco Antonio De La Parra, ülkesini zorbalık, zulüm ve işkence ile yöneten Pinochet iktidarının altında ezilmiş insanların hayatlarını, psikolojilerini komik bir dille ele aldığı oyunu ‘’Günlük Müstehcen Sırlar’’ı 1987 yılında yazmıştır. Metin teşhirci kılığındaki iki adamın, kızlar okulunun önündeki bir parkta karşılaşmaları ve birbirleri arasındaki söz düellolarından oluşur. Daha sonra Sigmund Freud ve Karl Marx olduğunu öğreneceğimiz bu iki oyun kişisi, oyun boyunca birbirlerini deşifre etmeyi ve birbirlerini saf dışı edip eylemlerini tek başlarına yapmayı arzularlar. Fakat oyunun sonunda kimliklerinin aslında bir önemi olmadığı konusunda hemfikir olurlar ve eylemi birlikte gerçekleştirirler. Baskı altındaki toplumların sosyal ve psikolojik açıdan neler yaşadığını iki önemli sembol isimle anlatmaya çalışan yazar, bu isimlerin cinsel ve sosyal teorilerini de çarpıştırır. Carlos ve Sigmund birbirlerinin düşüncelerini saçma bulurlar ama birbirlerine hayranlık da duyarlar. Yazara göre daha iyi bir düzen için hem toplumsal hem de cinsel problemler çözülmelidir.

Sigmund; tecavüz, bekaret, cinsellik, psikanaliz, serbest çağrışım gibi kelimeleri kullanırken, Carlos; burjuva erdem düşkünlüğü, mülkiyet, sınıf bilinci, kapital vs gibi sözcükler kullanır. Benzer şekilde Carlos Sigmund’a sosyete doktoru, paronayak, bireyci derken Sigmund da Carlos’a ben merkezci, dialektik materyalist, bürokrat vb der. Böylece okuyucu Marx ve Freud’la özdeşleşen klişe söylemleri bir kez daha hatırlamış olur. Yazar; bu iki ismi hem destekleyen hem de eleştirenlerin bu söylemlerinden yararlanarak onların ideolojilerini çarpıştırır. Her ikisi de müthiş bir korku ve saldırganlık içindedirler. Oyun içinde bir kaç kez yanlarına araba yaklaştığını söylerler. Her ne kadar yalnız kalmayı ister gözükseler de arabanın yaklaştığı anlarda –yani fark edilme korkuları büyüdüğünde- işbirliği halinde numara yaparlar. Bazen birer satıcı olurlar, bazen palyaço, bazen de bankta gazete okuyan adamlar...

Oyunun ilk anından itibaren oyun kişilerinin eyleminin okuldan çıkan kızlara cinselliklerini teşhir etmek olduğunu düşünmemizi isteyen yazar oyunu sürpriz bir sonla bitirir. Oyun kişileri aslında cinselliklerini değil düşüncelerini korkularını, ideolojilerini teşhir etmektedir. Fakat baskı altındaki toplumlarda düşüncelerin dile getirilmesi, cinselliğin teşhir edilmesiyle eşdeğer bir dehşet yaratır. .

Tiyatro Çarşı oyun metninde bir takım değişiklikler yaratarak oyunu yerelleştirmek istemiş. Benzer baskıcı mekanizmanın ülkemizde de var olduğunun altını çizmeye çalışan topluluk, ekleme monologlarla, baskının bizim toplumumuzda hangi organlar aracılığıyla oluşturulduğunu görünür hale getirmeye çalışmış. Oyunun parçalı yapısı ve özellikle arabanın geliyor olduğunu düşündükleri anlarda yaptıkları numaralar, eklemeler yapılabilmesi için uygun bir ortam hazırlamış. Fakat zamansız ve mekansız bir atmosferle başlayan oyunda sadece bizi ilgilendiren yerel bir takım uygulamaların konuşulması ve özellikle ‘’ günümüz Türkiye’sinde’’ şeklinde cümleler kuruluyor olması hem anlamının daralmasına hem de oyunun yer yer bir manifestoya dönüşmesine neden olmuş. İktidar mekanizmalarının en önemli sağaltım aracı olarak kullandıkları şeylerden biri olan futbolun, izleyicisini nasıl uyuşturduğu üzerinde durulması, oyunun iletisini destekleyebilirdi fakat oyun kişilerinin maç izleyenler için oluşturulan ‘’Passolig’’ uygulamasını eleştirdikleri sahnede ‘’ küfredemeyen erkekler, rahatlayamazlar’’ şekildeki söylem cinsiyetçi ve erkek egemen bir bakış açısının yeniden üretilmesine neden olmuş. Sigmund’un pazarda iç çamaşırı satması veya oyunun ışıkçısı Erdem Çınar ‘la ‘’ Erdem abi neydi bu ışıkların adı?’’ şeklinde konuşması sadece komik unsur olarak kalmış ve oyunun bütününde bir yere oturmamış.

Orjinal metindeki gibi sahnelemede de dekor beyaz bir banktan ibaret. Buna ek olarak da Carlos’un sahneye girerken kullandığı balonlarla süslü bir bisiklet var. Oyuncular birer pardösü ve birer fötr şapka ile oynuyorlar. Tek perde ve yaklaşık 70 dakika süren oyun boyunca her iki oyuncu da tempolarını ve enerjilerini hiç düşürmeden oynuyorlar. Arasındaki uyum selamlamaya dek devam ediyor. Bazı sahnelerde konuşmaları bastırıp oyuncu repliklerinin anlaşılmasına engel olsa da müzik kullanımı genel olarak oyunun temposunu canlı tutuyor. Oyunun sonunda değerli hocaları Çetin Akcan’ı da gökyüzündeki yerinde selamlamayı ihmal etmeyen oyuncular izleyicilerine 70 dakika boyunca, hem eğlence, hem öfke hem de hüznü bir arada yaşatıyorlar.

Kimliğini kaybetmeye zorlanan kadınlar üzerine bir oyun: Lena, Leyla ve diğerleri

Deliliğimizi yüzümüze vuran oyun: Bir Delinin Hatıra Defteri

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol