Google Play Store
App Store

Okullarda sorgulanamaz ve hatta sorgulanması teklif dahi edilemez bir hale getirilen birçok ÇEDES uygulamasının yasal dayanaktan yoksun olduğunu unutmamalıyız. Bu durumu unutmak, laikliğin kırıntısına dahi tahammül edemeyen vasat bir iktidara teslim olmak anlamına gelir.

ÇEDES nas mıdır?

Deniz YILDIRIM - Uğur KARSLI 

Öyle bile olsa, laik bir ülkede cevap sonucu değiştirmemelidir. Köy Enstitüleri-Öğretmen Okulları geleneğinin bir tür uzantısı olan Öğretmen Liselerinde “Eğitim Yönetimi” diye bir ders vardı bir zamanlar. Bu derste adı konmadan anlatılırdı “normlar hiyerarşisi”. Hukuk yazınında “kurallar kademelenmesi” diye de geçiyor daha Türkçe bir ifadeyle. Her halükarda bir hukuk kuralının (hukuk normunun), geçerliliğinin kendisinden üstün olduğu varsayılan bir diğer hukuk kuralına aykırı olmaması esasına dayanıyor bu kavramlaştırma. Daha somut ifade edecek olursak, genelgeler/tebliğler (adsız düzenleyici işlemler) yönetmeliklere; yönetmelikler tüzüklere; tüzükler kanunlara ve kanunlar da anayasaya uygun olmak zorundadır. (Buna ek olarak, usulüne göre yürürlüğe girmiş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu sendikal mücadelede öğrendik. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içinde tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz.) Özetle aralarında altlık üstlük ilişkisi (hiyerarşi) olan iki kural birbirleriyle çatışırsa, üst kural geçerlidir. ÇEDES de bu ilkenin istisnası olmadığı gibi, bu piramidin en üstüne yerleşmiş “göklerden gelen bir emir” değildir.

“HUKUK MU KALDI?”

Eminiz ki, “Hukuk mu kaldı” diyor bu satırları okuyan birçok kişi; yasal dayanaklarıyla çelişkileri gösterdiğimizde “Şaşırdık mı?” diye ekliyor. Oysa hukuksuzluğun sıradanlaşması ve kural tanımazlığın cüretkârlaşması karşısında şaşırmakta ısrar etmemiz gerektiği düşüncesindeyiz. Bireysel şaşkınlıklar değil kastımız; çoğul ve örgütlü bir şaşırma iradesi. Çünkü doğru argümanlarla beslenen çoğul bir şaşırma hali, hala elimizdekinin en iyisi… İşte bu motivasyonla kaleme aldığımız bu yazıda; yürürlükteki hukuka aykırı olduğunu düşündüğümüz kimi ÇEDES uygulamalarının4 -düzenin yasal sınırları içinde dahi- sorgulanamaz olmadığını ve sınırlandırılması gerektiğini iddia ediyoruz.

Okullarda yürütülmekte olan ÇEDES uygulamaları -hepi topu- bir “işbirliği protokolüne” dayanıyor. Bu protokol ise Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) ve Gençlik Spor Bakanlığı (GSB) arasında imzalanmış bir metin. Muhtemelen değerler eğitiminin “Sivil Toplum Diyalogu” gibi isimler altında gerici vakıflar tarafından yürütülmesini iptal eden Danıştay kararlarının ardından bu adım atılmış olmalı. Zira iptal kararları, kamu hizmetlerinin devletin devredilemez görevi olduğu ve kamu görevlileri eliyle yapılması gerektiği şeklinde gerekçelendirilmişti. Dayanakları arasında Milli Eğitim Temel Kanunu gösterilerek MEB, DİB ve GSB arasında imzalanan bu işbirliği protokolüyle bu yargı engeli bertaraf edilmiş olacaktı böylelikle.

“KURALLAR BİREYSEL İŞLEMLERDEN ÜSTÜNDÜR…”

Prof. Dr. Kemal Gözler’in detaylandırdığı normlar hiyerarşisi piramidine2 göre inceleyebiliriz bu uygulamayı: Bu protokolün uygulanmasına ilişkin “usül ve esaslar” belgesinin “adsız düzenleyici işlemler” grubunda olduğunu varsayalım. Bu metne dayanarak hazırlanan “Değerler Eğitimi Yıllık Faaliyet Planına” konmuş bir etkinlik ise “bireysel bir işlemdir”. “Düzenleyici işlemin, genel ve kişilik dışı düzenleme yaptığını, yani ‘kural’ koyduğunu” belirten Gözler, “bireysel işlemin ise kural koymadığının” altını çiziyor. “(Bireysel işlemin) belli bir kişi veya durum için belli bir hukukî sonuç doğurduğundan” bahisle, “kuralın” mahiyeti gereği “bireysel işlemden” daima üstün olduğunu ekliyor. Öyleyse planlanan bir ÇEDES etkinliği de, bu plana verilen okul onayı da, Milli Eğitimden alınan izin de “bireysel işlemler” kapsamında değerlendirilmeli; “kurallara”, üst normlara uygun olmalıdır. Protokolün imzacılarının üçünün de kamu kuruluşu olması; ÇEDES etkinliklerine bu ilkeyi bypass ederek “paralel bir mevzuat” uygulama hakkı vermediği gibi, “hikmetinden sual olunmaz” bir serbestiyet de sağlamaz.

ÇEDES faaliyetleri, başta -“uygulama usül ve esasları” belgesinin dayanakları arasında gösterilen- Milli Eğitim Temel Kanununa dayanmalı; en azından bu kanunla çelişmemelidir. Kanunun 12. Maddesinde açıkça “Türk milli eğitiminde laiklik esastır” denmektedir. Anayasanın pozitifleştirdiği laiklik ilkesine uygun olarak hazırlanan Milli Eğitim Temel Kanunu okullar için bağlayıcı düzenleme olduğundan, tasarlanan hiçbir etkinlik -ÇEDES faaliyet planında olsa dahi- bu üst norm(lar)la çelişemez. Değerler Eğitimi Yıllık Faaliyet Planı da  -ÇEDES Uygulama Usül ve Esaslarının dayanakları arasında belirtilen- üst normlarla çelişmemelidir. O halde değerler eğitimi kapsamında; “farklılıklara hoşgörü ve duyarlılık” üzerine bir kısa film izlenmesi uygunken, bir okulun Kuran tilavetiyle açılması üst normlara, yani Anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanununa aykırıdır. Bir ÇEDES faaliyetinin “Milli Eğitim Müdürlüğünden izinli” olması yahut bir etkinliğe “değerler eğitimi yıllık planında” yer veriliyor olması, onu otomatikman mevzuata uygun yapmaz. Bu faaliyet ancak ve ancak bir üst norm (Milli Eğitim Temel Kanunu Md. 12) ile bağdaştığı ölçüde yerleşik kurumsal mevzuata uygun olarak değerlendirilebilir.

Öte yandan ülkemizin 1990 yılında imzaladığı Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin kanun hükmünde olduğunu hatırlamakta fayda var. Bu sözleşmeye atfen sık sık kullanılan “çocuğun üstün yararı” ilkesinin de kimi ÇEDES uygulamalarına dair söyleyecek sözü olduğunu unutmayalım. 1959 tarihli Çocuk Hakları Bildirgesinden beri bizimle olan “çocuğun üstün yararı” (“best interests of the child”) ilkesi; kapsayıcı, esnek ve dinamik bir kavramlaştırmadır. Ancak -sadece sözleşmeyle sınırlı tutulduğunda- kavramın bir o kadar da müphem ve manipülasyona açık olduğunu söylemeliyiz. Bu nedenle kavramı somutlaştırmak adına bir belgeye daha başvurmamız gerekecek: Bu noktada Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin 2013’te yayınladığı 14 Nolu Genel Yorumu3 “çocuğun üstün yararı” kavramına açıklık getiriyor. Yorumun “zamanın herhangi bir noktasında herhangi bir verili durumda çocuk için neyin ‘üstün/en iyi’ olduğunu reçetelendirme” gibi bir iddiası olmasa da, bu ilkeyle çocuğun fiziksel, zihinsel, ruhsal, ahlaki, psikolojik ve sosyal açılardan “bütüncül olarak gelişiminin” amaçlandığı vurgulanıyor. Ve ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde karar alma ve politika belirleme süreçlerine dair yetkililere sorumluluklar yükleniyor. Öyleyse mezarlık ziyareti, maket kurban kesimi, kanlı kefen giydirme gibi kimi ÇEDES uygulamalarının çocuğun psikolojik ve ruhsal gelişimsel sürecine uygun olmadığını, yani “çocuğun üstün yararı” ilkesiyle, dolayısıyla ülkemizde kanun hükmünde olan Çocuk Hakları Sözleşmesiyle bağdaşmadığını söyleyebiliriz.

MADEMKİ…

Mademki “çocuğun üstün yararı” kanun hükmünde bir ilkedir. Eğitim politikalarını geliştirenler de, bu politikaları hayata geçirenler de, veliler de, öğretmenler de çocuğun esenliği adına bu ilkeyi gözetmek zorundadır. Mademki hala “Türkiye Cumhuriyeti laik ve sosyal bir hukuk devletidir” (Anayasa Md. 2), mademki hala “Türk milli eğitiminde laiklik esastır” (Milli Eğitim Temel Kanunu Md. 12), mademki devlet memurları hala “laik (…) Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilerek namus(ları) ve şeref(leri) üzerine yemin etmektedirler” (657 Md. 6) … Öyleyse fiili bir dini rejimin okullardaki yapı taşları haline gelen kimi ÇEDES uygulamaları ve dahi ÇEDES’in bizzat kendisi sınırlandırılmalıdır. Okullarda sorgulanamaz (hatta sorgulanması teklif dahi edilemez) hale gelen birçok ÇEDES uygulamasının -düzenin sınırları içerisinde dahi- yasal dayanaktan yoksun olduğunu unutmamalıyız. Bunu unutmak, laikliğin kırıntısına dahi tahammül edemeyen bir vasata teslim olmak anlamına gelir.

1  https://egitimsen.org.tr/kamusal-egitim-devletin-gorevidir-devredilemez/

2  Gözler, Kemal. (2018), Hukuka Giriş, Seçkin Yayıncılık

3  Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi 14 Nolu Genel Yorumu (2013) https://www2.ohchr.org/english/bodies/crc/docs/gc/crc_c_gc_14_eng.pdf

https://www.birgun.net/haber/cedes-bu-kadari-da-olmaz-dedirtti-cocuklarin-eline-bicak-vermisler-510284