CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Amasra’daki maden faciasına ilişkin TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Kortejlerle Bartın’a gelenler, bu vicdandan nasibini alamamış olacaklar ki babasını kaybetmiş iki yaşında çocuğun, eşini kaybetmiş hamile bir kadının, evladını kaybetmiş bir anne babanın karşısına çıkıp da ‘Bunlar kader, sonrasında yine olacak’ diyebiliyorlar. Burada başı önde hesap vermesi gerekenler, faciadan sonra, ‘Çok iyi iş çıkardık, bu kadar ekiple müdahale ettik, şu kadar saatte madene ulaştık’ da diyebiliyorlar. Yahu biz 41 canımızı yitirmişiz, burada, şu sıralarda AKP’den 41 vekil bile yok” dedi.

CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu: Yahu biz 41 canımızı yitirmişiz, burada, şu sıralarda AKP’den 41 vekil bile yok

TBMM Genel Kurulu'nda bugün, maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla tüm partiler tarafından verilen araştırma önergeleri görüşüldü.

Önerge üzerine söz alan CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, şunları söyledi:

“Bu, benim bu kürsüde yapacağım en zor konuşma. Ben, oraya sadece bir milletvekili olarak gitmedim; o toprakların çocuğu, o insanların kızı, kardeşi ve bir hukukçu olarak gittim. O gece endişeli bekleyiş sürerken ocağa geri inen madencilerin ‘Kurtaramadık vekilim’ deyip acıyla birbirlerine sarılıp ağlamaları, oğlundan haber alamayan bir babanın ‘Ben de aşağı inmek istiyorum, oğlumu almak istiyorum. Vekilim bana bilgi vermiyorlar, ne olduğunu söyleyin n’olur’ demesi gözümün önünden gitmiyor.

“YAHU BİZ 41 CANIMIZI YİTİRMİŞİZ, BURADA, ŞU SIRALARDA AKP’DEN 41 VEKİL BİLE YOK”

Cumhurbaşkanı ‘afet’ diyor ama, biz bir facia yaşadık. 41 canımızı yitirdik. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, sevdiklerine ve ailelerine sabırlar diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun. Bizler, temsil ettiğimiz milyonların, maden emekçilerinin ailelerinin vicdanı olmak zorundayız. Kortejlerle Bartın’a gelenler, bu vicdandan nasibini alamamış olacaklar ki babasını kaybetmiş iki yaşında çocuğun, eşini kaybetmiş hamile bir kadının, evladını kaybetmiş bir anne babanın karşısına çıkıp da ‘Bunlar kader, sonrasında yine olacak’ diyebiliyorlar. Burada başı önde hesap vermesi gerekenler, faciadan sonra, ‘Çok iyi iş çıkardık, bu kadar ekiple müdahale ettik, şu kadar saatte madene ulaştık’ da diyebiliyorlar. Yahu biz 41 canımızı yitirmişiz, burada, şu sıralarda AKP’den 41 vekil bile yok.

“HER ŞEY BU KADAR YOLUNDAYDI, BU KADAR İYİ DENETLENİYORDU DA NEDEN BU ACILAR YAŞANDI”

Dün burada sorumlu Bakan, 25 dakika, bize her şeyin yolunda olduğunu anlattı. Her şey bu kadar yolundaydı, bu kadar iyi denetleniyordu da neden bu acılar yaşandı? Bakan’ın konuşmasından aklınızda ne kaldı? Sayılar mı? Ödenecek tazminatlar mı? Yitirdiğimiz emekçilerden birer sayı olarak bahsedemeyiz sayın milletvekilleri. Her biri bir annenin evladı, bir çocuğun babası. Acılı ailelerin sözlerini bu bilinçle dinleyin. Diyorlar ki ‘Biz tazminat istemiyoruz. 100 arabayla geliyorlar. Bu çocuklar yetim kaldı. Gencecik evlatlarımız yanmasaydı da yaşasaydı’. Diyorlar ki ‘İşçileri çıkarıp orayı temizleyeceklermiş. Öyle demişti. Toptan temizlik yaptılar, evlatlarımızı temizlediler. Toptan temizlediler’. Bu ocağa yıllarını vermiş maden emeklisi bir baba diyor ki “Sorunun tedbirsizlikten kaynaklandığını söyleyemediler. Üstü kapatılmasın, başkaları da ölmesin diye kanımın son damlasına kadar takip edeceğim’. Bir şehit eşi, ‘11 aylık bebeğim var, önümüzdeki ay doğum günü yapacaktık. Bak, çorap kokluyorum ben’ diyor.

"BİZ BU HÜKÜMETİN ADALETİNE GÜVENMİYORUZ”

Diyebilirsiniz ki ‘bunlar iddia; soruşturma açıldı, bakılacak, incelenecek’. Ama biz, bu hükümetin adaletine güvenmiyoruz. Güvenmiyoruz çünkü, 2013’te 8 işçimizi kaybettiğimiz Kozlu’nun baş sorumlusu Kazım Eroğlu, ceza almıştı, cezası indirildi, sonra infaz yasalarından, bu ceza adli para cezasına çevrildi. Cezasız kalması yetmezmiş gibi, adli para cezasını hâlâ öderken gittiniz, TTK Genel Müdürü yapıp ödüllendirdiniz. Bu Genel Müdür’ün bir de yardımcısı vardı, şimdi emekliye ayrıldı; İsmail Güven. 2010’da 30 işçimizi kaybettiğimiz Karadon faciasının baş sorumlusuydu. Yargılandı, cezalandırıldı. Cezası indirime uğradı, adli para cezasına çevrildi. Cezasız kalması yetmezmiş gibi, gittiniz Genel Müdür Yardımcısı yapıp ödüllendirdiniz.

Bu ülke, yüzyılın en büyük maden faciasını yaşadı Soma’da. Dava 7-8 yıl sürdü. Hakimler değiştirildi. Evraklara el kondu. Sonuç, sorumlular sadece birkaç gün hapiste kalarak cezasız kaldı. Üstelik orada maden işçisine tekme atan dönemin Başbakan müşaviri, hiçbir ceza almadığı gibi, ticari ateşe olarak atandı. Şimdi, bu hükümetin bakanı çıkmış dün burada, ona güvenmemizi bekliyor.

Buradan soruyorum; savcılar idari binaya giriş çıkışları ne zaman kontrol altına aldı? Delilerinin tamamına ne zaman el kondu? Bu sırada şüphelilerin, idari müdürlerin, yetkililerin ocağa girmesine izin verildi mi? Yani delil karartma şüphesine rağmen bu amirler ocağa girdi mi, girmedi mi? Ağustosta denetim yapıp onay veren şüpheli bakanlık denetmenleri, şimdi kurulan tahkikat komisyonuna hangi sıfatla alındılar?

“VARDİYA DEĞİŞİMİNDE GAZ ÖLÇÜMÜ NEYDİ”

Sayıştay raporunun 8 bulgusu var. Bakan, birinin bile cevabını vermiyor. ‘Burada çalışan işçi az’ diyor Sayıştay. Bakıyoruz, geçtiğimiz yıllarda binlerce çalışanı olan yerin şimdi yalnızca 500-550 işçisi var. Bu madenin yıllara göre üretim ve işçi sayısı nasıl değişti? Sonra, ‘Alınan önlemlerde aksamalar var’ diyor Sayıştay. Sayın Bakan burada geçiştirdi, ancak Sayıştay açıkça gaz içeriklerinin yüksek olduğunu, riskin arttığını, bu nedenle burada mevzuat hükümlerinin yanı sıra ‘Kurum Degaj Yönergesi’nin uygulanması gerektiğini yazıyor. Bunlar uygulandı mı? Bakan bunlara cevap vermiyor. Sayıştay, ‘İş güvenliğinde aksama var’ diyor. Bunlarla ilgili bakanlık işlem yaptı mı? 25 dakika konuşan Bakan, maalesef buna da bir cevap veremiyor. ‘Metan boşalması’ diyor Sayın Bakan, ama bunun nedenine ilişkin tek kelime çıkmıyor ağzından. Bir önceki vardiya erken mi çıkarıldı? Öyleyse şehitlerimizin olduğu 16-24 vardiyası neden çalıştırıldı? Vardiya değişiminde gaz ölçümü neydi? Sayın Bakan’ın burada bunları anlatması gerekirdi.

“SUUDİ KRAL ÖLÜNCE YAS İLAN EDİLİYOR, AMA AMASRA İÇİN YAS BİLE İLAN EDİLMİYOR”

Deniliyor ki ‘Resmi makamdan olmayan iddialara güvenmeyin’. Peki o zaman aslını siz söyleyin, biz dinleyelim. Burada metrajına uygun en son sondaj çalışması ne zaman yapıldı? Havalandırma sistemleri ne zaman kontrol edildi? Genel müdür değişikliğinden sonra bu müesseseden kaç kişi ayrıldı? Gelen idari amirler atanırken liyakat ilkeleri göz önünde bulunduruldu mu? Facianın üzerinden beş gün geçti ya beş koca gün. Hâlâ ne bir görevden alma var ne bir gözaltı var. Bu nasıl bir soruşturma? Gelecek seçimlerde partiniz kaç kişiye ne kadar kömür yardımını yapacak? Bu kömürü nereden karşılayacaktınız? Yoksa bu müessesenin üzerinde bu yüzden mi bir üretim baskısı vardı? Bu ülkede insana değer verilmiyor. Başka gelişmiş ülkelerde bunlar yaşanmıyor. Suudi kral ölünce yas ilan ediliyor, ama Amasra için yas bile edilmiyor.

Bildiğimiz şey şu; biz, buradaki soruların beş mislini soru önergesi olarak verdiğimizde, aylarca cevap alamayıp üç beş cümleyle geçiştirileceğiz. Bildiğimiz şey şu; dün kortejlerle Bartın’a gelenler, yarın bu konuyu unutup gidecekler. Kader, fıtrat edebiyatıyla, sorumluluklarından kaçmaya çalışacaklar. Ve bildiğimiz şey şu ki ocağına ateş düşen 41 ev, bir daha asla eskisi gibi olmayacak.

Biz, ‘Bu işin peşini bırakmayacaksın değil mi’, ‘Abla orada devlet yokmuş’ diyen Rabia’yı da babasının tabutu önünde elindeki fotoğrafı gösterip ‘Bak, bu benim babam’ diyen 2,5 yaşındaki Miray’ı da madendeki altı arkadaşını çıkarıp kendi geri dönemeyen Elisa’nın babası Yener’i de unutmayacağız. Biz, ‘24 yaşındayım ben, dul kaldım, geçer mi bu? Yanmış kocamı öpemedim ben, suratı yanmış, bacağı yanmış, kolu yanmış. Ben hayat arkadaşımdan korktum, öpemedim, canı yanar diye’ diyen acılı eşi de ‘Sizden tek isteğim var; bu suçu da ölülerin üzerine atmasınlar. Gerçek suçluları ortaya çıkarın, benim yüreğim ancak o zaman soğur’ diyen anneyi de unutmayacağız ve yemin olsun ki unutturmayacağız.

“GÜNEŞİ GÖRMEK İÇİN KARANLIĞI KAZIYANLARA SELAM OLSUN”

Bu cinayette de Soma’da, Ermenek’te, Kozlu’da hukuku etkin uygulamayanların parmağı var. İnsan hayatı sizin rantlarınızdan çok daha önemli. ‘Kader’ diyen liderler, binlerce korumayla kuşansa da gelip burada hesap verecekler. Biz, sorumlular tek tek hakim karşısına geçip hesap verene, cezalandırılana kadar bu davanın takipçisiyiz. Güneşi görmek için karanlığı kazıyanlara selam olsun.” (ANKA)