birgün

10° AÇIK

CHP'li Çakırözer: Ne işi var benim polisimin Katar çöllerinde

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Dünya Kupası finalleri için Katar’a 3 bin 250 polis gönderilmesini öngören anlaşmayı eleştirerek, “Saraydaki tek adam yönetiminin kişisel ikbali uğruna uçurdukları 128 milyar dolarların yerine konacak borç swapları karşılığında kahraman polisimizin riske atılmasını karşıyız… Ne işi var benim 3 bin 250 polisimin, 100 uzman polis köpeğinin Katar çöllerinde; FIFA jandarmalığında ne işi var” dedi.

GÜNCEL 15.04.2022 18:48
CHP'li Çakırözer: Ne işi var benim polisimin Katar çöllerinde
Abone Ol google-news

Türkiye ile Katar arasında imzalanan ve Dünya Kupası finalleri için Katar’a polis gönderilmesini öngören anlaşma TBMM Genel Kurulu’nda dün görüşüldü.

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, "Emniyet mensuplarımızın bir özel şirket elemanı gibi muamele göreceği bir anlayışı biz asla kabul edemeyiz. Bakıyoruz, giden polislerimizin tüm iaşe, ibate, konaklama bedelleri, sağlık sigortaları, ulaşım masrafları, hatta yöneticilerin SIM kartları ve internet paketleri dahi düşünülmüş, yazıya dökülmüş. Yani anlaşmanın mali hükümleri konusunda iktidar tüm yükü Katar'a atmış, kendini sağlama almış. Ama bu anlaşmada, göz bebeğimiz polislerimizin o görev sırasında başlarına bir şey gelmesi durumunda ihtiyaçları olan hukuki güvence düşünülmemiş bile," dedi.

Çakırözer, görüşme sırasında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Önümüzde Katar ile imzalanan bir protokol var. Kasım ayında Katar’da 2022 FIFA Dünya Kupası finalleri yapılacak. Bu anlaşma onaylanırsa aralarında bomba uzmanları, çevik ekipleri diğer emniyet birimlerinden 3 bin 250 emniyet görevlimiz ve 100’e yakın özel yetişmiş polis köpeğimiz Katar’da görev yapacak. Giden uzmanlar ve bomba köpeklerine bakarsanız havalimanları, statlarda, otellerde bomba araması yapılacak.

Biz, can ve mal güvenliğimizi emanet ettiğimiz kahraman polisimizin hem Türkiye’de hem uluslararası alanda sorumluluklar almasına karşı değiliz. Türkiye ile Katar arasında iyi ilişkiler kurulmasına da karşı değiliz ama bir şeye kesinlikle karşıyız. Bakın, Dışişleri Komisyonu’na gelen Bakan Yardımcısı, bu anlaşmayı savunurken ‘Bu özel bir anlaşma, Katar'la çok özel ilişkilerimiz çerçevesinde’ dedi. O zaman sormak hakkımız: Neyin özeli, kimin özel ilişkisi? Yani biz şimdi, Katar Emir’inin AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı’ndan özel ricası için mi buradayız? Yani uçan sarayın karşılığında mı, yani tank paletin peşkeş çekilmesinin karşılığında mı? Köklü devlet geleneği, kurumsal birikimi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin işte böyle özel ilişkiler içinde olmasına biz karşıyız. Saraydaki tek adam yönetiminin kişisel ikbali uğruna uçurdukları 128 milyar dolarların yerine konacak borç swapları karşılığında kahraman polisimizin riske atılmasını karşıyız.

“BU DÜNYA KUPASI DA TÜM DİĞER ULUSLARARASI ORGANİZASYONLAR GİBİ YÜKSEK GÜVENLİK RİSKİ TAŞIYOR”

Bizim polisimiz ülkemizde büyük organizasyonların güvenliğini başarıyla sağlamakta, gurur duymaktayız ama şimdi durum farklı; biz ev sahibi değiliz. Ne uluslararası polis teşkilatı Interpol’den ne de FIFA’dan ülkelere yapılmış ortak görev gücü çağrısı yok. FIFA, Dünya Kupası’nın güvenliğini Katar’dan bekliyor. Şimdi onlar da Türk polisine devrediyor. Böylesine büyük bir organizasyonun güvenliği için dışarıdan polis görevlendirmek yetmez ki. Katar'ın yeterli güvenli altyapısı olması lazım. Ortada böyle bir altyapı yokken gencecik polislerimizi bir bilinmezliğe nasıl göndeririz?

Bu Dünya Kupası da tüm diğer uluslararası organizasyonlar gibi yüksek güvenlik riski taşıyor. IŞID, El-Kaide gibi birçok terör örgütü, kendilerini göstermek için fırsat kolluyor. Ülkenin coğrafyası yabancı, dili yabancı, geleneği yabancı, istihbarat kaynaklarımız yok ya da çok sınırlı. Şimdi, böylesine çok bilinmeyenli bir alanda herhangi bir uluslararası güvenlik şemsiyesi de bulunmazken polisimizin tek başına bu riski üslenmesini ulusal menfaatlerimiz açısından gereksiz ve çok tehlikeli buluyoruz.

Emniyet mensuplarımızın bir özel şirket elemanı gibi muamele göreceği bir anlayışı biz asla kabul edemeyiz. Bakıyoruz, giden polislerimizin tüm iaşe, ibate, konaklama bedelleri, sağlık sigortaları, ulaşım masrafları, hatta yöneticilerin SIM kartları ve internet paketleri dahi düşünülmüş, yazıya dökülmüş. Yani anlaşmanın mali hükümleri konusunda iktidar tüm yükü Katar'a atmış, kendini sağlama almış. Ama bu anlaşmada, göz bebeğimiz polislerimizin o görev sırasında başlarına bir şey gelmesi durumunda ihtiyaçları olan hukuki güvence düşünülmemiş bile.

Elimde iki anlaşma var. Biri bugünkü anlaşma. Bu anlaşma diyor ki ‘Katar'da görevlendirilecek emniyet personeli Katar'da bulundukları süre zarfında Katar yargı yetkisine tabidir’ diyor; yani ‘şeriat yargısına tabidir’ diyor. Bu ikinci anlaşma ise Katar'a asker gönderirken yine bu Meclis’ten geçirdiğimiz anlaşma diyor ki ‘Türkiye Cumhuriyeti personeli hakkında, yani görev alacak askerler hakkında Türkiye Cumhuriyeti yargı yetkisini kullanma hakkına sahiptir’.

Neymiş o durumlar? ‘Ülkemize ya da ülkemiz personelinden birinin kendine ve mal varlığına karşı işlenen suçlar, resmî görevini icrası sırasında yapılan eylem sonucu ya da görevin yerine getirilmemesi sonucu meydana gelen suçlar.’ Şimdi, bu iki anlaşma da bizim ama askerlere sağladığımız yüzde 100 yargı bağışıklığı polisler için sağlanmıyor. İşte bu vahim eksiklik bile oradaki polisimizin nasıl büyük bir tehlike altında görev yapmaya gönderildiğini göstermekte. Ayrıca Dünya Kupası kasım ayında yapılacak ve bir ay sürecek, ama bu Meclis’ten polis göndermek için beş yıllık yetki alındı. Sonra da bu süre beşer yıl daha uzatılacak. Ne oluyor, ne yapıyoruz? Neyin karşılığında polisimizi Katar'a jandarma yapıyoruz? Neden beş yıllık yetki? Dünya kupası sonrasında polisimize hangi görevlendirmeler yapmayı planlıyorsunuz? Bunu çıkın anlatın diyoruz, konuşan yok.

“NE İŞİ VAR BENİM 3 BİN 250 POLİSİMİN KATAR ÇÖLLERİNDE”

Katar’da üs kurduk, asker gönderdik; şimdi polis gönderiyoruz Geçenlerde yine bir başka anlaşmada 250 pilotun eğitimini üstlendik. Bu kadar özel ilişki içinde olduğumuz Katar'dan bizim ‘canımız’ dediğimiz, ‘yavru vatan’ dediğimiz KKTC için bir tanıma jesti gördük mü? Lafa gelince ‘KKTC'nin egemenliğin tanıtacağız’. Peki tanıtın o zaman. Geçtik tanımalarını, bu Katar yönetimi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle bizim gözümüzün içine baka baka iki ayrı petrol arama anlaşması imzaladı. Hem Türkiye'nin hem de KKTC'nin, Kıbrıs Türkünün hakkını, hukukunu yok sayarak. Peki şimdi şu soruyu sormak benim hakkım değil mi? O zaman ne işi var benim 3 bin 250 polisimin, 100 uzman polis köpeğinin Katar çöllerinde; FIFA jandarmalığında ne işi var?

Son olarak, sizlerin vicdanına seslenmek isterim. Böylesine güvenlik riski, böylesine belirsizlik bulunan bir organizasyondan emniyet teşkilatımızı ne kadar uzak tutarsak o kadar iyidir. Polisimizin can güvenliğini riske eden, hukuki güvenliğini eksik bırakan bu anlaşmaya biz karşı oy kullanacağız ama bize rağmen bu anlaşmayı çıkarmanız durumunda, şimdiden söyleyeyim ki doğacak her tür olumsuzluğun sorumluluğun buna oy veren, bunu önümüze getiren, tüm uyarılarımıza rağmen komisyonda ve diğer platformlarda bunu önümüze getiren siyasi iktidara ait olacağını bir kez daha tarih önünde vurgulamak isterim.” (ANKA)

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol