birgün

16° AÇIK

GÜNCEL 02.03.2021 20:29

CHP'li Tanrıkulu'ndan İnsan Hakları Eylem Planı değerlendirmesi

İnsan Hakları Eylem Planı'nı değerlendiren CHP'li Tanrıkulu, "Bir taraftan da tutuklamalar bu şekilde devam edecek kimse sokağa çıkamayacak kimse sözlerini söyleyemeyecek ama diğer taraftan siz diyeceksiniz biz eylem planını harekete geçiriyoruz. Şimdiye kadar neredeydiniz, bu hükümet siz değil miydiniz bunları yapan sizin bürokratlarınız sizin kamu görevlileriniz değil miydi?" dedi.

CHP'li Tanrıkulu'ndan İnsan Hakları Eylem Planı değerlendirmesi

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı'na ilişkin konuştu.

MST TV'de konuşan Tanrıkulu, İnsan Hakları Eylem Planı’nı 'İhlallerin olduğunun ikrarı' şeklinde niteledi ve "Eğer gerçekten Türkiye'de insan hakları olsaydı neden bu plana ve Erdoğan'ın ağzından ifade etme ihtiyaç duydunuz" dedi. Belgenin pratiğe dönüşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Tanrıkulu "Yarın Selahattin Demirtaş tahliye olacak mı, AİHM kararına uyacak mısınız, yarın Osman Kavala tahliye olacak mı?" sorularını yöneltti.

İnsan Hakları Eylem Planı’nda yer alan 'reform'ların zaten AKP tarafından daha önce kaldırıldığını belirten Tanrıkulu, "Cezaevleriyle ilgili olarak insan hakları kurulları oluşturacağız' zaten bu yakın zamana kadar vardı. Kendileri kaldırdılar" dedi ve konuya ilişkin çeşitli örnekler verdi.

"Adalet ve Kalkınma Partisi ilk önce kendi iradesini ve vizyonunu ortaya koyması lazım" diyen Tanrıkulu, "Uzun zamandır ağır insan hakları ihlallerine sebep olmuş bir siyasi pratiğe sahipler ve bizleri, insan hakları kuruluşlarını dinlemeyen, yok sayan muhalefeti yok sayan bir anlayış içerisindeler ve biz de sistematik bir biçimde insan hakları ihlalleri olduğunu buradan söylüyorduk parlamentoda, MST Tv’de sistematik bir biçimde her zaman ortaya koymaya çalışıyorduk. Şimdi baktığım zaman da birçok ihlale neden olacak girişimin ortadan kaldırılacağı ifade ediliyor" dedi.

"Mesela, ne?" diye soran Tanrıkulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

İşte hafta sonları veya mesai saatinden sonra ifade almak için kimse gözaltına alınmayacak! Ya bunu biz milyon kere söyledik, milyon kere söyledik! Binlerce insan bu şekilde mağdur oldu hafta sonu alındı, Hakim yok gidemedi, karakollarda geçirdi. Şimdi bunu bize reform diye sunuyorlar olması gereken ne, olmaması lazımdı bunların. Hasta tutuklular, ağır hasta tutuklular ve engelliler ile ilgili olarak işte cezaevlerinde değil de evlerinde geçirebilecekleri bir infaz rejimi… Evet güzel bir şey ama biz bunu yıllardır söylüyoruz. Ama ilk defa bir eylem planına geçti veya kadına karşı şiddet bağlamında boşanmış eşe karşı yapılan eylemin de ağırlaştırıcı neden sayılması… Kadın örgütlerinin ve bütün duyarlı kesimin talepleriydi bunlar, bu da var.

"İşkenceye sıfır tolerans deniyor. İşkence bu hükümet döneminde bir idari pratiğe dönüştü Sayın Erdoğan da bugün idari pratik kelimesini de sistematik kelimesini de konuşmasının bir yerlerinde kullandı, tabi benim kullandığım anlamda kullanmadı ama kullandı" diyen Tanrıkulu, "Israrla söylüyoruz yani sistematik bir biçimde işkence var ve bu işkencenin de cezaevlerinde, gözaltına alınırken, kollukta ortadan kalkması lazım. Şimdi buna ilişkin olarak şunu ifade ediyorlar. İşkence ile ilgili disiplin soruşturmalarında zamanaşımını ortadan kaldıracağız yani daha etkili bir soruşturma yapacağız. Veya cezaevleri ile ilgili olarak infaz cezaevleri kurulları oluşturacağız" ifadelerine yer verdi.

"Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri döneminde cezaevleri izleme kurulları kaldırıldı. Şimdi bunu insan hakları inceleme komisyonu diye cezaevlerini denetleyecek bir komisyona dönüştürmüşler yeniden koyacaklar mesela bu da bir reform ama kendileri kaldırmışlardı" açıklamasında bulunan Tanrıkulu şöyle devam etti:

Fazlasıyla itiraz ettiğimiz Sulh Ceza Hakimlikleri oluşturdular ve Sulh Ceza Hakimliklerinin özgürlüklere ilişkin kararlarına itirazı da kendi aralarında bir döngüye tabi tuttular. Yani 6. Sulh Ceza Mahkemesi karar vermişse 7’ye itiraz edemiyorsunuz. Şimdi bunu yakın zamanda kaldırdılar, bu döngüyü oluşturdular kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına aykırı bir biçimde.. Şimdi dikey itirazı getirecekler. Bizim kaldırılmasına itiraz ettiğimiz, birçok iddiaya sebep olmuş olan adil yargılanma bakımından bu düzenlemeyi yeniden getirecekler ve Sulh Ceza Hakimlerinin kararlarına karşı dikey itiraz yani Asli Ceza Mahkemesine itiraz yolunu açacaklar. Bunun gibi düzenlemeler var bizim pratikte itiraz ettiğimiz ama işte mülkiyet hakkı ile ilgili oldukça fazla düzenleme var yani mülkiyet hakkını güvence altına almak hem adli yargıda hem de idari yargıda güvence altına almak için oldukça fazla düzenleme var.

Planın içinde ifade özgürlüğü ile ilgili olarak iyi niyet temenniler, adil yargılama düzeni bakımından etkili hukuk yolları başvuruları bakımından temenniler, yargıçların atanmalarında, yükselmelerinde insan hakları ve AİHM karalarına, AYM karalarına uymaları konusunda temenniler olduğunu hatırlatan Tanrıkulu, bunlar zaten bu hükümetin berbat ettiği düzenlemelerdir ve uygulamalardır. Kendileri berbat ettiler bu insan hakları ortamını kendileri için ağır insan hakları ortamı yarattılar" dedi.

ÇIPLAK ARAMA

Tanrıkulu, "Şimdi eğer çıplak arama ile ilgili sorun yoksa neden bu insan hakları belgesine üst ve beden aramasının insanlık onuruna yaraşır bir biçimde yapılması için çalışma yapılacak ibaresi giriyor? Eğer, çıplak arama ile ilgili bu kadar çok tartışma, itiraz olmasaydı böyle bir ibare bunun içine girer miydi eğer çıplak arama yoksa? Dolayısıyla bu insan hakları ortamını yurttaşlar bakımında berbat hale getiren bu hükümetin kendisiydi şimdi berbat hale getirdikleri bu ortamı devraldıkları dönemden daha kötü, daha geride bir hale getirmek için bir çaba içerisindeler! Mesele biraz da bu" ifadelerinde bulundu.

ERDOĞAN VE GÜL ÖZÜR DİLEMELİ

Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğer gerçekten Türkiye’de dedikleri gibi insan hakları bakımından işkence, kötü muamele, tutuklama, adil yargılama, onda sonra mülkiyet hakkına müdahaleler, ifade özgürlüğü , toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi konularda aksamayan bir düzen vardı ise neden bu eylem planına gerek duydunuz da şimdi Erdoğan’ın ağzından bunu bir kere daha ifade etme ve adım atma gereği duydunuz? Bu çok açık bir biçimde bugüne kadar ve bugünden sonra olmayacağı konusunda bir güvence yok, bugüne kadar bizim bu kürsülerde ifade ettiğimiz insan hakları ihlallerinin gerçek olduğunun, ağır bir biçimde gerçekleştiğinin aynı zamanda ikrarıdır! Dolayısıyla o zaman Sayın Cumhurbaşkanının ve Abdülhamit Gül’ün şunu söylemesi lazımdı: 'Vallahi biz bu eylem planını harekete geçiriyoruz. Bu temennilerimizden önce , bu atacağımız adımlardan önce Hükümetimizin gözetimindeki kamu görevlilerinin gerçekleştirmiş olduğu insan hakları ihlallerinden de özür diliyoruz!'

Ekonomi berbat, Türkiye’ye para gelmiyor, Türkiye’de insan hakları yok, hukukun üstünlüğü yok, yargı tarafsız ve bağımsız değil! Dolayısıyla Türkiye’ye hem AB kurumlarından hem dış yatırımcıdan para gelmiyor aksine Türkiye’deki yatırımcılar Türkiye’deki bu ortamdan dolayı kaçıyorlar. Şimdi biz yaptıklarımızdan dolayı özür diliyoruz. Türkiye’de yurttaşlarımız bakımından insan haklarını sağlayacağız ve para da gelsin, ekonomi düzelsin. Bu belgenin Türkçe anlatımı budur!

Mesele biraz da paradır, paranın Türkiye’ye gelmesi ve ekonominin rayına girmesini sağlayabilecek bir vizyon sunmaya çalışıyorlar. İronik olan da şu aynı zamanda, yani bu Hükümetin büyük iddiası hep yerli ve milli olmak, bütün her tarafta bunu söylerler yani emin değilim ama sosyal medyada paylaşılmıştı onu da araştıracağım. İnsan Hakları Eylem Planı yaklaşık 1.5 yıldır üzerinde çalışılıyor 2 yıldır. Ben de İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili olarak Bakanla bir toplantıya komisyon üyeleri ile birlikte katılmıştım. Bütün bunların finansmanı yani bu belgenin hazırlanmasındaki finansman Avrupa Birliği fonlarından alınmış 1 milyon 300 bin liraya. Yani bunu da finanse eden bu hükümetin sürekli karşı çıktığı, AB’nin itiraz ettiği insan hakları ile ilgili konuda fonlardan sağlanmış. O fonlarla bu insan hakları eylem planı hazırlandığı konusunda bilgi de var bu da yani bir ironidir. Bu hükümete yerli ve milli olması konusunda bir kapaktır aynı zamanda! İnsan Hakları Eylem Planını bile kendi paramızla hazırlayamıyoruz.

Dikkatimden kaçmayan bir konu daha var o da şudur: Bu eylem planı ile ilgili olarak bir madde daha var bir açılım daha olacak. O da devlet ihaleleri daha şeffaf hale getirilmek amacıyla Devlet İhale Yasasında milyoncu kez bir kez daha değişiklik yapılacak. Şimdi buralarda hep ifade ettim, herkes ifade etti. Devlet İhale Yasası'nı yüzden fazla kez değiştirdiniz. Yüzden fazla kez kendi iktidarınızda ve kendi yandaşlarınıza ihale vermek için santim santim, virgül virgül, işte bağlaç bağlaç değiştirdiniz o ihaleyi vermek için. Rekabet kalktı, şeffaflık kalktı, davetiye ile en büyük yerlere verdiniz. Şimdi Devlet İhale Yasası'nda bu berbat hale getirdikleri düzenleme bakımından diyorlar ki, Devlet İhale Yasası'nı ve ihaleleri rekabetçi ve şeffaf hale getirmek için değişiklik yapılacaktır."

DEMİRTAŞ TAHLİYE OLACAK MI?

"Dolayısıyla biz bu belgenin kendisine değil uygulamaya bakarız! Bu belgeden sonra AİHM kararları bağlayıcı, AYM kararları Yargıçlar bakımından diyorsunuz ya dikkate alınacak. Yarın Selahattin Demirtaş tahliye olacak mı, AİHM kararına uyacak mısınız yarın Osman Kavala tahliye olacak mı? AİHM’in bağlayıcı kararına, derhal serbest bırakın kararına uyacak mısınız? Bu hafta Cumartesi Günü Cumartesi Anneler İstiklal Caddesinde 750. Haftada yasaklanan ve 2 yıldır oturmadıkları meydanda pandemi kurallarına da dikkat ederek, yani sizin kongreleriniz gibi değil, sadece anneler 50 kişi bir araya gelerek araya mesafe koyarak toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanabilecekler mi kullanmayacaklar mı? Boğaziçi Üniversitesindeki abluka kaldırılacak mı kaldırılmayacak mı? Buna bakılır. Biz de buna bakarız dünya da buna bakar yurttaşlarımız da buna bakar dolayısıyla bu sunduğunuz belgenin uygulaması bu dediklerimdir yani herkes için emsal olmuş, ağır örneklerdir. Bunlar burada durduğu sürece, bu dediğimiz ihlaller devam ettiği sürece kimse sizin bu belgelerinize inanmaz! Bir taraftan bunu söyleyeceksiniz ifade özgürlüğü diyeceksiniz, toplantı özgürlüğü diyeceksiniz, hukuki öngörülebilirlik hakkı diyeceksiniz, hukuk devletinin üstünlüğü diyeceksiniz, dolayısıyla hukuk devleti üstünlüğünün nişanesi olan dokunulmazlık konusunda da parlamentoya bu yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını ifade ettiğimiz bağımsız ve tarafsız hale getireceğinizi de iddia ettiğiniz bu yargının talimatınızla, siyasi mühendislikle getirmiş olduğunuz fezlekeleri de parlamentonun gündemine alacaksınız! Bunlar bir arada yürümez! Bir taraftan da tutuklamalar bu şekilde devam edecek kimse sokağa çıkamayacak kimse sözlerini söyleyemeyecek ama diğer taraftan siz diyeceksiniz biz eylem planını harekete geçiriyoruz. Şimdiye kadar neredeydiniz, bu hükemet siz değil miydiniz bunları yapan sizin bürokratlarınız sizin kamu görevlileriniz değil miydi? Dolayısıyla bu belge hükümetin içinde bulunduğu çıkmazın ve ağır insan hakları ihlallerinin aynı zamanda itirafıdır. Biz yurttaşlarımızın insan hakları konusunda yanında olmaya devam edeceğiz!"

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol