CHP’nin önerisi ve gerçekler
MÜSLÜM GÜLHAN MÜSLÜM GÜLHAN

Geçen haftadaki yazımda spor politikasının önemini belirterek başlığı açıklamaya çalışmıştım.

“Spor, dünya üzerinde bir ‘endüstriyel yapı’ olarak kabul ediliyorsa, bunun yönetim kurallarının devlet mekanizmaları içerisinde ‘politika’ olarak kurgulanması lazım. Bu, spora hâkimiyet ya da siyasallaştırıp ‘özerk’ kurgusunu kaybetmesi anlamına gelmez. Aksine, doğru ilkelerle ‘küresel’ entegrasyonun altyapısını hazırlar.”

Bunu kurcalamamın sebebi; CHP’nin, gelecek yıl Süper Ligin isminin ‘Metin Oktay’ olarak belirlenmesi için önerge vermesi!

Metin Oktay isminin kalitesi ve kişiliğinin yüceliğini tartışmak gibi bir çabam olamaz ki mümkün de değil zaten.
Ülkenin ‘spor’ ile ilgili hiçbir politikası ve kurgusu yokken, son derece popülist bir tavırla kendince nemalanmaya çalışmasına rağmen tartışılması gerektiğine inanıyorum.

Sporun endüstriyel bir yapıya bürünmesiyle, artık sektör olarak yönetilmesinin ‘esnaf’ kimliği altında olmayacağı kesindir. Bu süreci doğru yönetmenin birtakım metodolojisi ve prensipleri olduğu da kesindir. Süreci doğru yönetmek için hem eğitim kurgusu içinde hem de hukuki yapı içerisinde küresel entegrasyonu sağlayacak birtakım politikaların üretilmesi kaçınılmazdır.

Tabii bunu tartışmaya açmak ve kamuoyu oluşturmak; öyle salı toplantılarının içindeki ‘şak şak’ ile olacak iş değil.
Öncelik olarak tüm kamuoyuna hitap edecek bir tartışma ortamı açarak, uluslararası boyutta düşünce pratiğine ihtiyaç vardır.

Eksiklik ile ihtiyacın belirlenmesi doğru ve yetkili bir düşünceyle ortaya konmalıdır. Yol haritası ancak doğru tespitle belirlenir.

Okul öncesiyle başlayacak olan süreç, her eğitim safhasında ayrı bir müfredatla hareket ederek insanı keşfetme kurgusuna sahip olmalıdır. Beden eğitimi dersi miladını tamamladığından yerine ‘insan odaklı’ yeni bir ders başlığı ve içeriği ortaya konmalıdır.

Üniversitelerdeki Spor Bilimleri Bölümleri, bu sürece insan kaynağı sağlayacağından yeni bir kurguyla şekillendirilmelidir. Artık dünyada kullanılmayan ve sadece bizde kullanılan yetersiz bilgi ve bunu sunan yetersiz eğitimcilerin yapısal sorununu da kesin çözerek yola devam edilmeli.

‘Spor Genel Müdürlüğü’nü tamamen siyasi bir kurguya büründüğü için lağvetmek gerekir. Tüm organizasyonlar spor federasyonları üzerinden özerk kurguyla yapılmalıdır.

Federasyonların en büyük sorunu olan bütçelenme yapısı, her federasyonun kendisinin belirleyeceği bütçe üzerinden hareket edilerek maliyeye sunulup bütçelenmeli. Bütçe ‘siyasi sopa’ olmaktan çıkartılmalıdır.

Federasyon başkanlarından oluşan ‘spor kurulu’ ile, sadece tavsiye kararı alacak olan bir kurul oluşturularak koordinasyon sağlanmalı.

Hiçbir spor emekçisinin bu ülkede iş güvenliği ve sağlık güvenliği yoktur. Her şey ‘esnaf’ kılıklı adamların iki dudağı arasına sıkışıp kalmıştır.

‘Spor’ işkolları içerisinde yerini alarak, kendi alanında örgütlenmeli ve sendikalar kurularak spor çalışanları kendi sosyal güvencelerini kendileri korumalıdır.

Kadınlar için ‘pozitif ayrımcılık’ eşitlik sağlanana kadar devam etmeli. Sporun her alanında eşit kota uygulanarak ayrımcılık ortadan kaldırılmalı.

Dezavantajlı gruplara yönelik, eğitim alanında ve federasyonlar içinde programlar hazırlanmalı ve alanda uygulamaya geçilmelidir.

Profesyonel kulüplerdeki, kaynağı nereye gittiği belli olmayan borçlanmalar, ‘rant’ kurgusunu önleyecek ve tüm bunlardan yöneticiler ile özellikle başkanları sorumlu tutacak yasal düzenlemeler yapılmalı.

Örneklemeyle yola devam edersek: Hollanda ile Türkiye’yi 2014 yılındaki bir veriyle karşılaştırıp, ‘politika’ denen olgunun gerçek anlamda uygulanması ile nelerin yapılabileceğini ortaya koyarak bitirelim ki CHP gerçek sorunu anlayabilsin.

Hollanda Nüfusu:16.558.000 Lisanslı sporcu: 5.252.000 %31,7
Türkiye Nüfusu:74.724.269 Lisanslı sporcu: 542.746 %4,7

Pırıl pırıl gençler… Düzgün bir program çerçevesinde yetiştirilmiş gençler… Dünya vatandaşı olarak yetiştirilmiş gençler ve küresel boyutta kabul gören gençler… Bunlar sadece birer vatandaş değil… Bunlar bir ülkedeki mekanizmanın ürettiği sporculardır.

Nasıl mı oluyor?
Önce, düşünce bazında her şey ele alınıp bir prensipler silsilesi içinde, hukuki dayanakları belirlenmiş, özerk, insan odaklı çalışma programları ortaya koydukları için bu gençler yetişiyor.

Üretme üzerine tüm koşullarını ve stratejilerini belirlemiş olan ülkelerin politikaları, insana dair içerik taşır. Bu üretme talebi, bir kültür kodu olarak yerleşene kadar bu süreç kontrol edilir. Ancak ondan sonra kurgunun kendi işleyişi özgürlük kazanır. Bu bir politik prensiptir.

Eminim ki Metin Oktay da bunların tartışılmasını isterdi.