Cihatçıları ne yapmalı?
HÜSEYİN AYGÜN HÜSEYİN AYGÜN

2. Dünya Savaşı henüz sürerken, Nazileri ne yapmalı sorusu, tartışılmaya başlanmıştı bile. Hitler, SSCB’ye ordularını daha yeni göndermişti ama İngiliz hükümeti 1942’de mesele üzerine düşünmeye başlamıştı. İngilizler’e göre, en gerçekçi çözüm, yargılamadan tamamen vazgeçmek ve düşman liderleri alelacele idam mangasının önüne çıkarmak olarak görülmüştü.

Dışişleri Bakan Eden, bu şahısların suçları öylesine karanlıktır ki hiçbir hukuki prosedürün kapsamına sığmamaktadır, diyordu. Çözüm, savaş dönemi başkanı Wınston Churchill tarafından ortaya atılmıştı: Düşman liderler yakalandıkları an doğrudan infaz edilmeliydi. Yargısız infaz fikri, (mahkumun kimliğinin tespitinden sonra altı saat içinde) 1943 yılından savaşın sonuna kadar savunuldu. Churchill’in bu tezi, İngiliz hukukundan daha önce 1938’de çıkarılmış, Naziler karşısında yeniden hortlamıştı (12 Eylül generallerinin, firari devrimciler için gündeme getirdiği “vur emri”, Churcill’den esinlenmiş olabilir).

İngilizler, kamuoyunun daha azına kanaat etmeyeceği ve Hitler’in yargılanacağı mahkemeyi bir kürsü haline getirerek Alman milliyetçiliğini azdıracağı korkusuna dayanıyordu. Amerikalı hukukçular, muhtemel bir Hitler duruşmasını prova bile etmişlerdi. Onlar da, İngilizlerle aynı sonuca varmışlardı; mahkemenin kendisi alay konusu olurdu (Phılıppe Sands, Nürnberg’ten Lahey’e).

Amerikalılar içinde görüş birliği yoktu; yargısız infaz fiklri Sovyet hukukçularının yargılanma istemesiyle yön değiştirdi. Sands’a göre, Sovyet yöneticiler 1937 yargılamalarının göstermelik olmasının yarattığı tablodan önemli dersler çıkarmışlardı: Adaletin halka hitap etmesi gerekirdi ve görünür olmasında büyük yarar vardı. Birliktelikleri imkânsız görünen ABD-Sovyet hukukçuları, uyum içinde yargısız infazı protesto etmişlerdi. Küçük bir kasaba yargıçlığından gelen Harry Truman, bir mahkeme tesis edilmesini makul ve gerekli bulmaktaydı.

Amerikan savcılar Mayıs 1945’te göreve getirildiklerinde, ne hangi suçların savaş suçu sayılacağı, ne de bu eylemlere verilecek cezalar konusunda bir fikir sahibiydiler. Yaz ortasında mahkeme, Alman askeri ve siyasi liderlerin yargılanması fikrini kabul etmek durumunda kaldı. Finansal önderlerin fail değil memur olduğunu kabul eden görüş sayesinde, Alman savaş finansörleri (özellikle muazzam büyüklükte olan Krupp van Bohlen’in cephane ve mühimmat sanayisi) yargılama dışında kaldı.

Sanıkların işledikleri suçların hiçbiri, o tarihte suç sayılmıyordu. Bu sebeplerle Nürnberg’te kurulan özel askeri mahkeme, “insanlığa karşı suç” ve “soykırım” adlı iki özel suç kategorisini kabul etti. Mahkeme, bu suçları kendisi “yarattı” ve failleri “yargıladı”. İnsanlığa karşı suç oluşturduğu kabul edilen bu eylemlerin tümü çünkü, “Kâbil zamanından beri suç”tu.

Nürnberg, büyük bir deneydi. Onun bir benzeri aynı yıl Tokyo’da sahneye koyulmuştu. Soykırım Sözleşmesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve 2002 tarihli Uluslararası Ceza Divanı, apaçık Nürnberg ve Tokyo’nun ışığını taşır.

Aradan 75 yıl geçtikten sonra bugün tüm dünya pürdikkat, Türkiye’nin Suriye harekâtı vesilesiyle bir kere daha IŞİD’li mahkumları tartışıyor. Bir haftadır, Kuzey Suriye’deki hapishanelerden kaçan/kaçırılan IŞİD’liler haberleri geliyor. Tıpkı Hitler gibi, IŞİD liderlerinin de bir mahkemeye çıkması halinde, kimi hükümetlerin kendilerine verdiği desteği teşhir edeceğinden korku duyuluyor. Batı, IŞİD’e katılmış vatandaşlarını ne geri alıyor, ne de Suriye ve Irak’ta “özel mahkeme” (Nürnberg ve Tokyo benzeri) kurulması fikrine yaklaşıyor. O halde ne yapmalı? Haftaya tartışalım.