birgün

22° AÇIK

DÜNYA 13.07.2020 10:19

Çin düşmanlığı çözüm değil

Covid-19 salgını Çin’den Avrupa’ya, oradan da ABD’ye yayıldığında, salgından etkilenen ülkeler tıbbi malzeme için çılgınca arayışa girdiler. Maskeler, solunum cihazları, koruyucu kıyafetler... Birçok örnekte gördük ki, imdada yetişen yine Çin oldu

Çin düşmanlığı çözüm değil

Dani Rodrik

Pandemi krizi patlak verdiğinde Çin, önemli malzemeleri üreten başlıca ülke konumundaydı. Avrupa ve ABD’nin ithal ettiği koruyucu malzemelerin aşağı yukarı yarısı Çin’de üretiliyordu. New York Times gazetesinde kaleme alınan bir haberde, “Çin, koruyucu ve tıbbi malzeme sektörüne yıllar boyunca egemen olmaya zemin hazırladı” yazıyordu.

Çin küresel piyasalara yöneldiğinde, sınırsız ucuz iş gücü avantajına sahipti. Fakat Çin’in imalat becerisinin yalnızca piyasa koşullarıyla ilintili olmadığını artık herkes kabul ediyor.


Çin hükümetinin ‘Made in China 2025’ politikasının bir parçası olarak, Çin hükümeti küresel tıbbi malzeme pazarında Çin üretimi malların payını büyük ölçüde artırmayı hedefliyor. New York Times’da çıkan makale, hükümetin fabrikalara ucuz arazi sağladığından, teşvik mekanizmalarını genişlettiğinden, kamu iştiraklerinin rolünü artırdığından ve hastaneleri yerli üretim mallar kullanmaya iterek üretimi destekleme arayışından söz ediyor.

Örneğin, Çin’in ikinci en büyük eyaleti olan Siçuan’da, ithalatına izin verilen tıbbi ürün kalemleri yarı yarıya azaltıldı. Hastaneler her şeyi yerel pazardan tedarik etmek zorundaydı ve yalnızca en iyi hastanelerin ithalat izni var.

GERİLİMİ BESLEDİLER

Bu esnada batı medyası Çin'in “küresel endüstride en önemli ürün piyasalarına egemen olma” hedefini bolca yazıp çizdiler. Çin'in küresel ekonomideki rolü iyiden iyiye ‘tatlı ticaret’ değil, emperyalist saldırganlık şeklinde betimleniyor. Çinli Devlet Başkanı Şi Cinping’in artan otoriterliği ve ABD ile büyüyen gerilimlerin bu söylemi beslediği de şüphesiz.

Çin ve ABD arasında stratejik ve jeopolitik gerilimler olduğu şüphe götürmez. Çin'in artan ekonomik ve askeri gücü karşısında dünyanın artık ‘çok kutuplu’ bir düzeni olduğunu inkâr eden ABD’li liderler, bu gerilimi besliyor. Fakat ekonomilerin jeopolitik dinamiklere köle olmasına göz yumamayız, ya da bu stratejik çekişmeye alet olmamalıyız.

Bir defa Çin’in başarısının en başından beri devlet destekli, bir tür ‘karma ekonomi’ modeline dayandığını kabul edelim. Çin'in başarısının bir yarısı 1970’lerden sonra piyasalara yönelmesi olduğu gibi, diğer yarısı da yeni endüstriyel politikalar şekillendirirken mevcut ekonomik yapıları korumak için aktif devlet politikaları yürütmüş olması. Kamusal şirketler de buna bir örnek.


DEVLET TEŞVİKİ

Tarihte görülmüş en etkili yoksullukla mücadele döneminin kazananı, tabii ki de Çinliler oldu. Fakat bu demek değil ki dünyanın geri kalanı bedel ödemek zorunda kaldı. Hatta hiç ilgisi yok.

Ama tıbbi malzeme örneğinde gördüğümüz gibi, Çin’in sanayi politikaları, küresel rekabetçileri açısından adaletsizlik yaratmıyor mu?

Bu sonuca varmadan önce temkinli olmamız gerek. Sanayi politikalarına mantıksal zemin hazırlayan başlıca yaklaşımlardan biri, yeni sanayilerin ülkede çeşitli uzmanlıklar geliştirdiği, teknolojik yan ürünler sağladığı ve farklı biçimlerde toplumsal fayda ürettiğidir. Bu yüzden sanayi, ‘devlet teşviki almaya değer’ bir sektör olarak görülür. Fakat birçok batılı ekonomiste göre, devletler hangi sanayi alanlarının teşvik alması gerektiğini belirleme konusunda becerikli değildir ve bu maliyetler haliyle tüketicilerin ve vergi ödeyen yurttaşın sırtına yük olacaktır. Diğer bir deyişle, Çin’in sanayi politikası yanlış yönlendirilmiş ve kötü yönetilmiş olsa bile, bunun bedelini ödeyecek olan yine Çin ekonomisidir.

Bu mantığa göre, Çinli politika yapıcılar özel sektör çıkarlarından ziyade toplumsal çıkarları önceleyen faaliyetleri desteklediyse ve ekonomik performansı bu şekilde iyileştirdiyse, yabancıların ne diye şikâyet ettiklerini kavramak da pek mümkün değil. Ekonomistler buna ‘piyasa başarısızlıklarını onarmak’ diyorlar. Çin hükümetinin uyguladığı politikalara dışarıdan ‘karşı çıkmak,’ rekabet içinde olduğunuz bir ülkenin serbest piyasa geçiş yapmasına karşı çıkmak kadar mantıksız.

SANAYİ POLİTİKALARI

Ortaya çıkan neticelerin küresel olduğunu düşündüğümüzde, tablo daha da net. İklim değişikliği örneğini düşünelim: Çin’in güneş paneli ve rüzgar türbini imalatına verdiği teşvikler, yenilenebilir enerji maliyetlerini düşürdü ve bu dünyanın geri kalanı için devasa bir kazanımdı. Tabii piyasaya ağırlığını koyan tekeller varsa, sanayi politikalarının ekonomik yönü karmaşık hale gelebilir. Bu gibi durumda sanayi politikalarının etkisi sınırlı olur, tekellerin ekonomik gücü dünyanın geri kalanında da olumsuz ekonomik sonuçlar doğurur.

Fakat Çinli üreticiler nadiren fiyatları şişirmekle suçlanmamıştır - ki bu, ‘piyasa ağırlığının’ alameti farikasıdır. Tam tersini daha sık görüyoruz. Bu gibi eleştiriler genelde yüksek teknoloji piyasalarında ağırlık sahibi ABD ve Avrupa şirketlerine yöneltiliyor. ABD ve Avrupa’da sanayi politikalarına yön veren algının Çin ‘tehdidi’ olduğunu görüyoruz. Fakat ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, bu yanlış bir bakış açısı. Gerçek ihtiyaçlar ve çözümler, yerli piyasalarda aranmalı. Hedef daha yerelde daha üretken ve kapsayıcı ekonomiler inşa etmek olmalı. Çin ile ‘piyasa rekabeti’ yarışına girmek ya da Çin’in ekonomik ilerleyişini durdurmaya çalışmak değil…

Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: Project Syndicate

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız