birgün

25° AZ BULUTLU

GÜNCEL 29.02.2020 06:00

Cinayetler halen karanlık

2000-2007 yılları arasında NSU tarafından 8’i Türkiye kökenli 10 kişinin öldürüldüğü seri cinayetlerle ilgili dava beş yıl sürdü. Ancak göçmenlere yönelik saldırıların ardındaki gerçekler ortaya çıkarılmadan dava sonuçlandırıldı. Peki neydi bu NSU ve neden cinayetler aydınlatılamadı? Kim ya da kimler sağ terörü koruyor?

Cinayetler halen karanlık

Gürsel KÖKSAL/Frankfurt

Almanya’da son yılların en kanlı neo-Nazi terör örgütü NSU’yla (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) ilgili tartışmalar, Hanau’daki katliamla yeniden gündemde.

Ülkenin birçok yerinde katliamı protesto amacıyla yapılan eylemlerde, NSU ile ilgili gerçeklerin uzun yıllar süren soruşturma ve mahkeme süreçlerine rağmen ortaya çıkarılmadığı, bu durumun sağ teröre mücadelenin etkisiz kalmasına neden olduğu hatırlatıldı.

Almanya’da ırkçı, sağ terörle mücadelenin başarılı olabilmesi için NSU ile ilgili soruşturmanın kapsamı genişletilerek yürütülmesi ve bu süreçte yanıtsız kalan tüm sorulara yanıt verilmesi çağrıları yapıldı.Tam da bu arada NSU’nun en etkin olduğu eyaletlerden Hessen’de bu soruşturmayla ilgili dosyaları uzun yıllar boyunca gizli tutulmasına karşı yürütülen kampanyanın sonuçlandığı haberi geldi.

Eyalet Anayasayı Koruma Örgütü’nün soruşturma kapsamındaki bazı dosyaları kuşaklar boyunca gizli tutma kararının iptali için hazırlanan dilekçe, toplanan 67 bin imza eşliğinde “NSU Dosyalarının Serbest Bırakılması İçin Girişim”in sözcüsü, Kassel Devlet Tiyatrosu Genel Yönetmeni Thomas Bockelmann tarafından Eyalet Meclisi Başkanlığı’na teslim edildi. Söz konusu dosyaların önce 120 yıllığına kapatıldığı, daha sonra konunun gündeme gelmesiyle gelen tepkiler üzerine bu sürenin 30 yıla indirildiğini hatırlatan Bockelmann, “Bu süre yine de çok uzun. Elbette presip olarak gizli istihbarat çalışmalarına karşı değiliz.

Ancak bütün bunların tam bir demokratik kontrol altında olması gerekiyor” dedi. Bu dosyaların serbest bırakılmasıyla NSU’yla ilgili süreçte üstü kapatılmış, ihmal ya da beceriksizlik nedeniyle karanlıkta kalmış yeni gerçeklerin ortaya çıkıp, çıkmayacağı bilinmiyor. Ancak NSU’nun Hessen’deki eylemleri ve destekçileriyle ilgili soruşturma bir eyalet istihbarat örgütü ajanının başrolü üstlendiği bir skandal nedeniyle tıkandığı için, konuyu yakından takip edenler bu girişimin önemli olduğunu savunuyorlar.

3 KİŞİLİK TERÖR ÖRGÜTÜ!

Neydi NSU? Sağ terörle ilgili tartışmalar açısından neden önemli? Bu sorulara yanıt aramadan önce kamuoyunun “varlığını ve ortadan kalktığını ayna anda öğrendiği” bu örgütle ilgili bilgileri tazeleyelim. Kamuoyu 11 Kasım 2011’de yapılan bir açıklamayla NSU adlı bir neo-nazi terör örgütünün adını ilk kez duydu.

Resmi makamlar doğudaki Eisenach kentinde başarısız bir banka soyma girişiminde bulunan ve yerlerinin polis tarafından belirlenmesi üzerine, delilleri yok etmek için içinde bulundukları karavanı yakıp, intihar eden “iki soyguncu”nun aslında 3 kişiden oluşan bir örgütün kurucuları ve tetikçileri olduklarını duyuruyordu.

Örgütün 3’ncü üyesinin de birlikte kaldıkları Zwickau kentindeki binayı yaktıktan sonra avukatı aracılığıyla polise teslim olan bir kadın olduğu açıklandı.

Ardından isimleri de açıklandı. Karavan içinde “ölü olarak ele geçirilen”ler haklarında tutuklama kararı bulunan ve 1998’den bu yana aranan Uwe Mundlos (38) ve Uwe Böhnhard (34) idi. Teslim olan kişi ise uzun yıllardan beri onlarla birlikte yaşayan, önce birinin, sonra diğerinin (ya da aynı anda ikisinin birden) sevgilisi ve suç ortağı olan Beate Zschaepe’ydi (35).

UTANÇ VERİCİ BİR KAVRAM

Açıklamaya göre 2000-2007 yılları arasında dört bir yerde işlenen seri cinayetleri, hep aynı silahı (susturucu takılmış “Çeska” marka bir tabanca) kullanarak, gerçekleştirilen katiller artık hayatta olmayan bu Uwe’lerdi. NSU terör örgütünün hem kurucusu, hem de tetikçisi olan Uwe’lerin suç dosyası çok kabarıktı.

Birçok banka soygunu ve bombalı saldırı gerçekleştirdikleri, Köln’deki Keup Caddesi’nde patlattıkları çivili bombayla birçok kişi ağır yaralanmasına, sakat kalmasına neden olmuşlardı.

En önemlisi de 2000-2006 arasında Nürnberg, Hamburg, Münih, Rostok, Dortmund ve Kassel’da sekizi Türkiye, biri Yunanistan kökenli küçük işyeri sahiplerini kurşuna dizerek öldürenler onlardı. 2007’de de silahlarını almak için iki Alman polisine saldırıp, birini öldürüp, diğerini ağır yaraladıkları açıklanmıştı.

Böylece kullanılan silahtan dolayı “Ceska cinayetleri” olarak anılan, ardından da öldürülenler arasında iki döner büfesi işletmecisi olduğundan hareketle “döner cinayetleri” olarak adlandırılan olayların ardındaki gerçeğin “ırkçı, sağcı terör” olduğu anlaşılmıştı.

Polis, gazeteciler başta olmak üzere birçok kişi yıllar yılı bu olayları duyurmak için “döner cinayetleri” kavramını, bunun “insanlık dışı kavram“ olduğunun farkına bile varmadan, kullandılar. Ancak daha önemlisi bu cinayetlerle ilgili soruşturmalar sırasında, öldürülenlerin ailelerine yapılan haksızlıklardı.

Öldürülenler arasında bir ilişki olmadığı halde cinayetlerden sonra polis tarafından kurulan soruşturma ekipleri ısrarla cinayetlerin mafya ya da uyuşturucu kaçakçıları arasındaki hesaplaşmadan kaynaklandığını ileri sürüyor, ailelerden ve zamanla devreye giren “profil uzmanları”nın tüm uyarılarına rağmen soruşturmanın kapsamını “sağ terör” kuşkusuyla genişletmeyi kabul etmemişti.

Yıllar boyunca öldürülenlerin eşleri, çocukları, akrabaları ve hatta Türkiye’deki aile üyeleri “mafya soruşturması” kapsamında görüldü. Şimdi ise sanki yetkilileri bu doğrultuda uyaran kendileri değilmiş gibi, evlatlarının, eşlerinin ya da babalarının sağ terör kurbanı oldukları açıklanıyordu. Kendilerine küçük miktarlarda tazminat verildi va içten bir özür dileme gerçekleşmedi.

NSU DAVASI 5 YIL SÜRDÜ

Kimilerine göre Federal Almanya tarihinin en önemli davası olan NSU yargılaması Münih’te yapıldı. 6 Mayıs 2013’te başlayan dava 11 Temmuz 2018’de tamamlandı. Beate Zschaepe örgüt üyeliği ve kundakçılık suçundan ömür boyu hapse mahkûm edildi. Diğer sanıklar 2 ile 10 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldılar. Bu sonuç öldürülenlerin aileleri ve avukatları için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Mahkeme, davanın kapsamının genişletilmesini kabul etmedi.

cinayetler-halen-karanlik-694473-1.

MERKEL AİLELERE SÖZ VERMİŞTİ

Öldürülenleri anmak üzere 23 Şubat 2012’de Berlin’de düzenlenen tören etkileyici olmuştu. Törende Başbakan Angela Merkel olayların tüm boyutlarıyla aydınlatılacağına ve suçluların hakettiği cezalara çarptırılacağına dair söz verdi. Almanya’nın çok ağır bir sağ terör sorunuyla karşı karşıya olduğunu görülüyordu. Nasıl oluyor da haklarında arama emri olan iki kişi, yıllarca ülkeyi bir ucundan diğer ucuna dolaşıp, bu cinayetleri işleyebiliyordu?

Kısa zaman sonra bunun ardında güvenlik birimlerinin ihmali, beceriksizliği ya da vurdumduymazlığının değil, başka nedenlerin yattığı kuşkuları güçlendi. Konuyla ilgili soruşturmalarda NSU 3’lüsüyle yeraltında oldukları dönemde ilişki içinde bulunan, onlara yardım ve yataklık eden çok sayıda aşırı sağcının aynı zamanda yaşadıkları eyaletlerin istihbarat örgütü ya da polis teşkilatı için “muhbir” olarak çalıştıkları ortaya çıktı. Dahası bu faaliyetleri için devletten para alan “muhbir”lerin neo-nazi ve aşırı sağcı örgütler içindeki faaliyetlerini devam ettirdikleri, verdikleri bilgilerin de olayların aydınlatılmasında bir faydası olmadığı anlaşıldı.

Federal Meclis’te ve 8 eyalet meclisinde kurulan soruşturma komisyonlarının çalışmalarda olaylar aydınlatılamadı. İstihbarata hizmet ettikleri ileri sürülen sözkonusu muhbirler, komisyonlarda ve daha sonra mahkemelerde verdikleri ifadelerde olayların aydınlatılmasına yardımcı olmadılar. Ya birçok şeyi hatırlamıyorlardı ya da bazı konularda konuşmak istemiyorlar ya da konuşmalarına izin verilmiyordu.

İSTİHBARAT DOSYALARIİMHA EDİLDİ

Bu arada ülke içi istihbaratın merkezi örgütü olan Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (BfV) Köln’deki merkezinde NSU sanıklarıyla ilgili çok önemli dosyaların, “zaman aşımı”na uğradıkları için imha edildiği öğrenildi. İnanılması zor bu imha emri, hem de NSU’nun ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra verilmiş, binlerce dosya kağıt kıyma makinelerine atılarak “konfetti” haline getirilmişti.

Emrindeki memurların yaptıklarının duyulmasının ardından BfV’nin Başkanı Heinz Fromm istifa etmek zorunda kaldı. Ancak söz konusu “konfeti operasyonu”nun sorumlusu görevini sürdürdü. Çok daha sonra hakkında bir soruşturma açıldı, ancak ondan da bir sonuç çıkmadı. NSU’yla ilgili soruşturmayı, konuyla ilgili uzmanların tüm uyarılarına rağmen 3 kişilik terör örgütü ve onun çevresindeki bir avuç yatakçıyla, işbirlikçi kapsayacak şekilde sürdüren Federal Başsavcılık, sonuna kadar bu tavrında ısrar etti.

Ve soruşturma sonunda örgütün yaşayan tek üyesiyle, onlara yardım ve yataklık eden beş kişinin sanık olduğu bir iddianameyle dava açıldı.

SAĞCI SALDIRGANLARIN ÖLDÜRDÜĞÜ TÜRKİYE KÖKENLİ GÖÇMENLER

Bugüne kadar yaklaşık 40 kişi öldürüldü. Nedeni tam olarak aydınlatılmayan, ancak ardında sağ terörün olabileceğine dair kuşkular olan bazı cinayetlerde ve yangınlarda (örneğin 5 Şubat 2008’de Ludwigshafen’da 9 Türkiyelinin yaşamını yitirdiği büyük yangın) ölenler listede yer almıyor.

*1 Haziran 1981 / Ludwigsburg: 44 yaşındaki Seydi Battal Koparan, aşırı sağcı motosiklet çetesi ‘Stander Greif’ üyelerince dövülerek öldürüldü.

*26 Mayıs 1982 / Hamburg: 25 yaşındaki Semra Ertan artan yabancı düşmanlığını protesto etmek için kendisini yakarak intihar etti.

*22 Haziran 1982 / Norderstedt: 26 yaşındaki Tevfik Gürel aşırı sağcılarla Türkler arasındaki kavgada dövülerek öldürüldü.

*Haziran 1985 / Hamburg: Bir grup neo nazi 29 yaşındaki Mehmet Kaymakçı'yı sokak ortasında dövüp, kafasını beton blokla ezip öldürdü.

*24 Aralık 1985 / Hamburg: Yaklaşık 30 dazlak tarafından sokak ortasında dövülerek ağır yaralanan 26 yaşındaki Ramazan Avcı öldü. Cenazeyi Türkiye'ye göndermek üzere toplananlar da neo-naziler saldırdı.

*17 Aralık 1988 / Schwandorf: Neo nazi Nationalistische Front üyesi Josef Seller, Türklerin oturduğu bir binayı kundakladı. Çıkan yangında 49 yaşındaki işçi Osman Can, eşi Fatma (43) ve oğlu Mehmet (11) ile 47 yaşındaki Jürgen Hübner yaşamını yitirdi.

*12 Mayıs 1989 / Berlin: Bir çocuk babası Ufuk Şahin Berlin'de Maerkischen Viertel'de uğradığı bıçaklı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

*28 Aralık 1990 / Hachenburg: 17 yaşındaki Nihat Yusufoğlu bıçaklanarak öldürüldü. Yusufoğlu, iki Almanya'nın birleşmesinden sonra öldürülen ilk Türk vatandaşı.

*23 Kasım 1992 / Mölln: 2 neo nazi gece yarısı Türklerin yaşadığı iki evi kundakladı. 51 yaşındaki Bahide Arslan ile torunları 14 yaşındaki Ayşe Yılmaz ve 10 yaşındaki Yeliz Arslan yaşamını yitirdi.

*27 Aralık 1992 / Meersbucsh: 20 yaşındaki Şahin Çalışır, aşırı sağcılar tarafından öldürüldü.

*9 Mart 1993 / Mülheim: Bir alışveriş merkezinde aşırı sağcıların saldırısına uğrayan 55 yaşındaki Mustafa Demiral yaşamını yitirdi.

*29 Mayıs 1993 / Solingen: Yaşları 16-23 arasında değişen aşırı sağcı dört kişi, bir Türk ailesinin evini kundakladı. Saime Genç (4), Hülya Genç (9), Gülistan Öztürk (12), Hatice Genç (18) ve Gülsüm İnce (27) yaşamını yitirdi.

*18 Şubat 1994 / Darmstadt: Aşırı sağcı bir Alman sürekli tehdit ettiği komşusu Bayram ailesinin evine silahla saldırdı. Ali Bayram yaşamını yitirdi. 12 yaşındaki kızı Aslı ağır yaralandı.

*9 Ağustos 2002 / Sulzbach: 19 yaşındaki Ahmet Şarlak, bir şenlik sırasında aşırı sağcıların saldırısına uğradı ve bıçaklanarak öldürüldü.

*2000-2007 Almanya: NSU ülkenin çeşitli yerlerinde 8’i Türkiye, 1‘i Yunanistan kökenli göçmen ve 1’i Alman polis olmak üzere 10 kişiyi öldürdü. Seri cinayetlerle öldürülen Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Theodoros Boulgarides, Mehmet Kubaşık, Halil Yozgat, Michele Kiesewetter‘in katilleri olduğu ileri sürülen iki terörist Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos’n yakalanacaklarını anlayınca intihar ettikleri ileri sürüldü.

*22 Temmuz 2016 / Münih: Sahte sosyal medya mesajıyla Münih‘te Olimpiyat Köyü yakınlarındaki bir restoranda toplanmaları sağlanan göçmen kökenli gençlere yönelik katliamda 9 kişi yaşamını yitirdi, 3’ü ağır 27 kişi yaralandı. İnsanları tuzağa düşüren saldırgan 18 yaşındaki İran asıllı bir Alman vatandaşı David Sonboly’du. Yaşamını yitirenlerden Can Leyla (14), Selçuk Kılıç (15) ve 35 yıldır Almanya’da yaşayan Sevda Dağ’dı. Kosova kökenli Armela Segasi ve Sabina Sulaj 14, Macaristan kökenli Janos Roberto R. 15, Yunanistan doğumlu Hüseyin D. 17, Münih doğumlu Kosova vatandaşı Dijamant Zabergya 20 yaşındaydı. 19 yaşındaki Giuliano-Josef K.’nın da bir Sinti olduğu ve hiç bir ülkeye vatandaşlığı olmadığı öğrenildi.

*19 Şubat 2020 / Hanau: Irkçı Tobias Rathjen iki ayrı bölgede Türkiyeliler tarafından işletilen cafelere saldırdı. 9 genç yaşamını yitirdi, 5 kişi ağır yaralandı. Saldırgan evinde yatalak annesini de öldürüp intihar etti. Yaşamını yitirenler şöyle: Ferhat Ünver (22), Polonya kökenli Mercedes Kierpatz (35), Sedat Gürbüz (30), Gökhan Gültekin (37), Bosna kökenli Hamza Kurtoviç (20), Bulgar kökenli Kalojan Velkow (33), Romanya kökenli Vili Viorel Paun (23), Afgan kökenli Said Nesar Hashemi (22) ve Fatih Saraçoğlu (34).

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız