birgün

15° AÇIK

SİYASET 15.02.2015 11:48

Çocuklarım, boykot ve ben

İlk boykotumu lisedeyken yapmıştım ben. Ki o da özgür, laik, bilimsel eğitim için değil, okulda, her sene düzenlenen bir sene sonu eğlencesinin kaldırılmasını protesto etmek içindi

Çocuklarım, boykot ve ben

ELİF DOĞAN - @BlogcuAnne

Bundan yaklaşık üç buçuk sene önce, henüz müstakbel bir ilkokul velisiyken, Türkiye’deki eğitim sistemine dair en büyük soru işaretinin ‘Devlet okulu mu, özel okul mu’ tümcesinin sonuna geldiğini düşünürdüm. Ta ki bir sabah ansızın eğitim sistemi değişinceye ve ilkokula başlama yaşı 4+4+4 ile erkene alınıp benim oğlum apar topar birinci sınıf oluncaya kadar...

İlk şoku atlattıktan ve 4+4+4’ün üzerimize boca ettiği sorunları sindirmeye başladıktan sonra, devlet okullarının yetersizliği gerçeğiyle yüzleştim. Evet, bizim zamanımızda da devlet okulları sorunluydu, ancak bundan 30 sene önce var olan sorunların 21. yüzyıl Türkiye’sinde devam etmesini bırak, çok daha ciddi güvenlik sıkıntıları ortaya çıkmıştı ve bu hiç de umut verici değildi.

Ardından 4+4+4’ün ‘değiş tonton’ süreci geldi. Oğlumun, bir sene önce ortaokul olan, 4+4+4 ile ilkokula dönüştürülen okulu bir senenin sonunda tekrar ortaokul yapılınca, bizim velilerce bir araya gelip ‘beni baştan yarat’tığımız sınıf da mazide hoş bir anı olarak kaldı. O dönemde şehrin bir başka yerinde, ortaokul ya da imam hatibe dönüştürülme ihtimalinin en az olduğunu umduğumuz bir başka okula attık kapağı; ondan beri de ‘Acaba bu sene sonunda imam hatibe dönüştürülecek mi? Acaba yokuşun başındaki diğer okulla birleştirilip çift tedrisata geçileceği söylentileri gerçek olacak mı?’ korkularıyla gidip geliyoruz her gün okula...

Bütün bunları oğluma en az şekilde hissettirmeye çalıştım ben. “Bana neden hazırlık okutturmadınız?” diye sorduğunda içimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak o sene eğitim sisteminin değiştiğini, o yüzden erken başlaması gerektiğini, ama merak etmemesini onun bu durumun üstesinden en iyi şekilde geldiğini anlattım. Okulda olan bitenlerin, ‘paralel yapı temizliği’nin eğitime yansımasının bir sonucu olan müdür atamaları sebebiyle ilk dönemin yarısından fazlasını müdürsüz geçirmelerinin, bu sebeple bir sene önce okulda veli desteğiyle verilen sanatsal derslerin bu sene verilememesinin yarattığı hayal kırıklığını içimde tuttum. Ona hep çok iyi bir okulda okuduğunu (ki günümüz devlet okulu standartlarında doğru), çok iyi bir öğretmeni olduğunu (bu da doğru) söyledim; kendini güvende hissettirmeye çalıştım.
13 Şubat’taki eğitim boykotuna kadar.

Geçtiğimiz aralık ayında düzenlenen Milli Eğitim Şûrası’nda alınan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin birinci sınıftan itibaren verilmeye başlanması ve okulöncesine ‘değerler eğitimi’ konulması” kararları, 4+4+4’ten itibaren her köşe başında karşımıza çıkan ‘imam hatip ortaokulu ya da lisesine dönüştürülen devlet okulları’ sürecinin üzerine tuz biber oldu. Çeşitli Alevi Dernekleri, Eğitim-Sen ve Birleşik Haziran Hareketi’nin çağrısıyla ve ‘Laik ve Bilimsel Eğitim İstiyoruz’ sloganıyla öğretmenler 13 Şubat’ta iş bırakma, veliler ise çocuklarını okula göndermeme eylemi yaptı.

Ben de üçüncü sınıftaki oğlumu o gün okula göndermedim. Ve bunun sebebini ona açıklamak zorundaydım. Dahası, bunu hak ediyordu.
Gece yatmadan önce yanıma çağırdım onu... Dinin çok kişisel bir kavram olduğunu ve herkes için değişebildiğini, dolayısıyla okulda zorunlu bir ders olarak okutulmasını onaylamadığımızı göstermek adına geniş çaplı bir eyleme katılacağımızı söyledim.
Bana “Evet biliyorum anne” dedi. “Çünkü dini okulda öğretirlerse yanlış öğretirler, değil mi? Mesela din yerine sosyal bilgiler öğretirler?”
Bana bunu söylediği an yüzümde beliren acı gülümsemenin önüne geçmek isterdim, ancak elimde değildi. Tam olarak boyutunu anlamasa da olayın ‘din yerine sosyal bilgiler’ öğretmekten çok daha vahim olduğunu hissettirdim sanırım.  Saklayamadım.  
Durdum. Ne demem gerektiğini düşündüm.

Ona “Hayır anneciğim, din yerine sosyal bilgiler öğretmezler. Keşke dinler tarihi, dinler kültürü öğretseler, ama öyle yapmazlar. Tek bir mezhebi, tek bir inanışı, çeşitli biçimlerde yorumlanabilecek kavramların tek bir tarafını anlatırlar, kafanı karıştırabilir, seni korkutabilirler” demedim.  
Ona, “Oğlum, sene olmuş 2015, nüfus cüzdanlarında hâlâ ‘din’ hanesi var ve din dersi hâlâ anayasal bir zorunluluk! Ve biz, çocuğunun okulda din eğitimi almasını istemeyen ebeveynler olarak, sizleri bu anayasal zorunluktan muaf tutmak için çeşitli hile hurdaya başvurmak zorunda bırakılıyor, din hanesini boş bıraktırmanın yeterli olmadığını, bir başka dinden olduğumuzu kanıtlamamız gerektiğini öğreniyor, olmadığımız birçok kavram arasında sıkışıp kalıyoruz” diyemedim.

“Sene olmuş 2015, hâlâ zorunlu din dersine karşı çıkmanın, dine karşı çıkmak olmadığını, kaldı ki bir insanın dine karşı çıkmasının da o kişinin kendi bileceği iş olduğunu, böyle bir şeyin kimsenin dinine imanına zarar vermeyeceğini” söylemedim. ‘Din dersi zorunlu olmasın’ demenin ‘kimse din eğitimi almasın’ demek olmadığını, ‘İstemeyen kimse almak zorunda bırakılmasın’ anlamına geldiğini, din eğitimi almayan bireylerin, alanlar için herhangi bir tehdit unsuru oluşturmayacağını anlatamadım.
“Sene olmuş 2015, ben sekiz yaşındaki oğlumla birlikte ‘laik ve bilimsel eğitim için’ boykot yapıyorum. Seninle paylaşmak istediğim birçok şey var ve bu onlardan biri değildi, böyle olmasını istemezdim, üzgünüm” diyemedim.

Tüm içtenliğiyle “Okulda dini yanlış öğretiler, din yerine sosyal bilgiler öğretirler değil mi anne?” diyen oğluma “Onun gibi bir şey... Hadi git yat, iyi geceler, seni seviyorum” dedim ve yatağına gönderdim.  
İlk boykotumu lisedeyken yapmıştım ben. Ki o da özgür, laik, bilimsel eğitim için değil, okulda, her sene düzenlenen bir sene sonu eğlencesinin kaldırılmasını protesto etmek içindi. Okuldaki basketbol sahasını işgal etmiş, oturma eylemi yapmıştık.
‘Yeni Türkiye’de boykot yaşı ilkokula indi. Hayaldi, gerçek oldu. Bunun için emeği geçenlere ne kadar teşekkür etsek az.  

 

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol