Corbyn’in parasız internet vaadi çılgınca mı?
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU
Britanya’da tarihi seçime çok az bir zaman kaldı. Corbyn’nin internete erişimin ücretsiz olması vaadi oldukça dikkat çekici. Corbyn’nin rakipleri ise her eve parasız internet getirme vaadinin gerçekten uzak bir sevda olduğunu kanıtlama çabasına girişiyor. Oysaki zorunlu bir gereksinim haline gelmiş internetin, aylık faturayı ödeme gücüne sahip bulunmayan yoksul ve az eğitimli hanelere girmesiyle ülkede gelir adaletsizliğini aşmada önemli bir eşik atlanabilir

12 Aralık’ta Britanya’da tarihi nitelikte bir seçim yaşanacak. Bu oylama sadece İşçi Partisi ve Jeremy Corbyn için değil, tüm dünyadaki solcular, sosyalistler, kamucu politikalardan ve sosyal devletten yana bir çizgide bulunanlar açısından da kritik bir önem taşıyor. Sonunda Sanayi Devrimi’ni gerçekleştirmiş, kapitalizmin, emperyalizmin, neoliberalizmin beşiği bir ülkede tahayyül edilebilecek en radikal sol program Corbyn’in sorumluluğunda seçmenin tercihine sunuluyor.

Durumun ciddiyetini kavramış küresel sermaye, ana akım medya kuruluşları, düzenin İşçi Partisi içerisindeki temsilcileri el ele vermişler, karalama kampanyalarıyla Corbyn’i gözden düşürmeye çalışıyorlar. Bazı İşçi Partisi milletvekilleri “Jeremy Corbyn: Bu partinin utancı, bu ülkenin utancı” gibi ipe sapa gelmez sloganlarla partilerinden istifa ediyor, Muhafazakarlar`a oy istiyorlar. Jeremy’in Yahudi düşmanı olduğu yolunda mesnetsiz iddialarla kamuoyunu etkileme gayretleri de hız kesmiyor.

Uluslararası sermayenin en etkin yayın organı Financial Times gazetesi hafta sonu sayısında, “Thatcher devrimi tehdit altında” başlıklı editoryal makalede durumu burjuvazi açısından net biçimde ortaya koydu. Margaret Thatcher’ın muhafazakar hükümeti, devleti küçültme ve kamu mülkiyetindeki işletmeleri özel sektöre devretme konusundaki hamleleriyle “küresel ekonomik bir devrim” başlatmıştı. Ardından 100’ün üzerinde ülkede hükümetler binlerce devlet işletmesini özelleştirmişti. (Hatırlayın Turgut Özal’ın 80’lerdeki özelleştirme atağını.) Şimdi Thatcher devrimi doğduğu ülkede tehdit altında.

Jeremy Corbyn’in partisi büyük şirketlerde yüzde 10 pay alma (bu konuyu 10 Eylül’de “Britanya’da Sınıf Savaşları” başlığıyla işlemiştik) ve temel hizmet kuruluşlarını yeniden ulusallaştırma sözü verdi… (Financial Times, The Thatcher revolution is coming under threat, 16-17 Kasım 2019.)

Financial Times yazının devamında 20 milyar pound maliyetle 2030’a kadar Birleşik Krallık’ta her eve parasız internet getirme vaadinin ne kadar gerçekten uzak bir sevda olduğunu kanıtlama çabasına girişiyor. Suyun ve elektriğin hiçbir zaman parasız sunulmadığından hareketle “neden internet bedava?” diye soruyor. Halbuki tam da ekonomi ders kitaplarındaki kamusal mallar tanımına oturan, bir kişinin bu hizmetten yararlanmasının başkalarının o malı tüketme şansını azaltmayan, maliyetleri artırmayan bir durum söz konusu. Pekâlâ internet kamu tarafından her yurttaşa parasız sunulabilir; bilgiye erişim, eğitim, sağlık, kültür ve sanat gibi birçok alanda pozitif ek yararlar sağlanabilir. Artık zorunlu bir gereksinim haline gelmiş internetin, aylık faturayı ödeme gücüne sahip bulunmayan yoksul ve az eğitimli hanelere girmesiyle ülkede gelir adaletsizliğini aşmada önemli bir eşik atlanabilir.

Yeni Bir Brexit Referandumu mu?

Aslında İşçi Partisi seçimlere çok olumsuz bir konjonktürde yakalandı. Sağ popülist Başbakan Boris Johnson 12 Aralık’ta Brexit kartıyla, kapitalist küreselleşme ve neoliberal politikalardan sıtkı sıyrılmış, tepkisel olarak azınlıklara, göçmenlere tavır alan, AB’yi tüm melanetlerin kaynağı gören “çıkış” yanlılarının oylarıyla sahnede olacak. Faşist lider Nigel Farage’ın Brexit partisi de Muhafazakarlar’ın 317 sandalyesinin bulunduğu bölgelerde aday çıkarmayarak Johnson’u zımnen destekliyor. Diğer bir ifadeyle, Corbyn’in önünü kesmek için sınıf karakterini ortaya koyuyor.

AB’de kalma yanlısı Liberal Demokratlar, Yeşiller ve Galler’ın ulusalcı partisi Plaid Cymru da 60 bıçak sırtı sandalyenin bulunduğu 60 yerde ittifak gerçekleştirdi. Bir anlamda seçimler ikinci Brexit referandumuna dönüştü. İşçi Partisi’nin seçildiği takdirde AB ile sıkı bir pazarlık yürüttükten sonra Brexit’i tekrar seçmenin oyuna sunma pozisyonu, bana kalırsa yanlış olmamakla birlikte, basit mesajlara yönelmeye eğilimli seçmen çoğunluğunu ikna etme açısından dezavantajlı. Brexit karşısında bizde “havet” diye bilinen tutumu temsil ediyor.

İşçi Partisinin Ciddi Bir Fikri Hazırlığı Var

Halbuki İşçi Partisi, gölge Maliye Bakanı John Mc Donnel’in “emekçi halkın lehine güç ve servet dengesinde geri döndürülemez bir değişiklik yapma” sözlerinde karşılık bulan ciddi bir fikri hazırlıkla seçimlere giriyor. Ekonomik, sosyal, ekolojik, demokratik katılımcı boyutuyla yıllardır kolektif bir çaba yürütülüyor. “Alternatif Mülkiyet Biçimleri” raporu başta gelmek üzere çok sayıda kapsamlı çalışmaya imza atıldı. Seçim manifestosunun 21 Kasım’da açıklanması bekleniyor. Şimdiden bu metnin ; çalışma süresini haftada 4 güne indirecek, öğrenci borçlarını kaldıracak, iklim değişikliği konusunda köklü öneriler getirecek radikal açılımlar içereceği biliniyor. Söz konusu manifesto, dünya solundaki ideolojik ve programatik tartışmalar açısından da önemli bir belge niteliği taşıyacağı için gelecek haftaki yazımızın konusunu oluşturacak.

Dijital Demokrasi Manifestosu

Parasız internet konusunu seçmenin gönlünü çalmak amacıyla ortaya atılmış basit bir vaat gibi görmek doğru değil. Bu konu 2016 Ağustos’unda ilan edilen, İşçi Partisi’nin teknolojilere yaklaşımının temel çerçevesini oluşturan “Dijital Demokrasi Manifestosu”nun vurucu maddelerinden biriydi. Corbyn manifestoyu sunuş konuşmasında Britanya’nın dünyaya teknolojik gelişmelerde öncülük yaptığını hatırlattıktan sonra şunları söylemişti:


Politika da hızla değişiyor. Ama insanların yaşanabilir bir ev, çalışılabilir bir iş, eğitim olanaklarına ve fırsatlara erişim, kaliteli kamu hizmeti ve milyonerler için değil milyonlar için kurgulanmış bir toplum talepleri değişmiyor. Fikirlerin oluştuğu zeminler de hızla evrim geçiriyor.

Dijital teknolojideki hızlı atılımlarla, veri ve enformasyon konuları, eşitsizlik ve sömürünün de kaynağı olabilir. Demokrasinin “on-line” âlemde daima var olmasını garanti altına almak kolay değil. Bu nedenle bugün, internetin demokratikleşmesi için manifestomuzu sunuyoruz.

Corbyn’in sunduğu dijital manifesto; veri ve enformasyonun herkesin erişebildiği kamusal bir nitelik taşıması gerektiğinin altını çizmesi, her yurttaşın aynı eğitim gibi teknolojiden yararlanmasının bir hak olduğunu kabul etmesi açısından önemliydi. Dijital demokrasinin gerçekleşmesi için kamunun kaynak ayırma sorumluluğu taşıdığı vurgusunu hatırlayınca da, interneti kamusal bir hizmet haline getirme hamlesinin mesnetsiz bir vaat olmadığını daha iyi anlayabiliyoruz.

corbyn-in-parasiz-internet-vaadi-cilginca-mi-651012-1.
Jeremy Corbyn

Teknoloji öyle bir tempoda değişiyor ki, haliyle üç yıl önceki bir manifesto bazı noktalarda gelişmelerin gerisinde kalabiliyor. Ancak önemli olan manifestonun sergilediği demokratik tavır ve benimsediği kamucu zihniyet. Yakında açıklanan Facebook, Google gibi şirketlerin vergilendirilmesi gerektiği önerisiyle, dijital platformların kooperatifler şeklinde örgütlenmesi maddesinin bir bütünlük oluşturduğu da hemen fark edilebilir.

Belki de en kritik nokta, Jeremy Corbyn’in dijital manifestosunun tüm sol, sosyalist partiler, hareketler açısından çığır açıcı nitelik taşımasıdır. Bundan böyle teknolojik gelişmeleri yeterince yakalayamayan, seçim kampanyalarında teknolojinin olanaklarından yeterince yararlanamayan oluşumların başarı şansı kalmayacaktır. 2017 seçimlerinde özellikle genç kuşaklara teknolojinin diliyle hitap edilebilen Corbyn destekçisi Momentum hareketi 2019’a da My Campaign Map adlı yeni bir uygulamayla giriyor. Kampanya gönüllülerini anında en kritik noktada seferber etmek amaçlanıyor.

Umarız 2017’de Bernie Sanders’in kampanyasından esinlenerek oluşturulan Corbyn’in kodlamacılarının (Coders for Corbyn) yakaladığı başarı 2019’da da tekrarlanır. Bir yandan videolar, mesajlar, emojilerle propaganda yürütülürken, öte yandan hasmane mesajları bloke edecek uygulamalar geliştirme pratiği 12 Aralık seçimlerine taşınır.

Dijital Manifesto ana hatlarıyla şöyleydi:

♦ İnternet ve Mobil Telefon Hizmet Ağının Yaygınlaşması:
Şehir merkezlerinden en uzak kırsal yerleşimlere kadar her eve, şirkete, kuruluşa yüksek hızda internet ve mobil bağlantı sağlanabilir. Dijital ağlara erişim iş ve özel yaşamda zorunlu hale geldiği için bu hizmetlerden herkesin ucuza yararlanmasının yolu açılabilir.

♦ Açık Bilgi Kütüphaneleri:
Kreşlerden üniversitelere derslerin, müfredata ilişkin bilgilerin toplandığı bir dijital havuz oluşturabilir. Kitapların, dergilerin, videoların tüm yurttaşların erişimine açılması sağlanabilir.

♦ Kamusal Medya Özgürlüğü:
Tüm yurttaşların yüksek hızlı internet ağı üzerinden hem kendi görüşlerini paylaşması, hem de en geniş çeşitlilikte fikirlere ulaşması sağlanabilir. Ulusal ve yerel fonlar yeni medya projelerini desteklemek için kullanılabilir. Fikri mülkiyet yasaları hem üreteni hem de kullanıcıyı gözetecek biçimde yeniden düzenlenebilir.

♦ Platform Kooperatifleri:
Dijital platformların kooperatif mülkiyetiyle hem işgücünün arzı, hem de talebi için teşvik edilmesi sağlanabilir. Geçimini dijital platformlardan sağlayan insanların sözleşmelerini ve sendikal haklarını güvence altına alacak yasal düzenlemeler getirilebilir.

♦ Dijital Yurttaş Kimliği:
Sağlık, eğitim, toplu ulaşım gibi hizmetlerin yanı sıra sanal aktivitelerden yararlanırken kullanılabilecek bir dijital kimlik tasarlanabilir. Yurttaşların kişisel verilerini ve bu verilerin kullanım amaçlarını kontrol edebilecekleri bir sistem geliştirilebilir. Kişinin mahremiyetinin korunması, izinsiz olarak bilgilerin kullanımının engellenmesi yasayla güvence altına alınabilir.

♦ Herkes İçin Programlama:
Kamunun finanse ettiği yazılım ve donanımlar açık kaynak lisansı ile desteklenebilir. Kamusal biçimde çocukların ve yetişkinlerin programlama ve donanıma egemenlik anlamında bilgi ve becerileri artırılabilir. Açık kaynak projeleri üreten uzmanlara maddi destek sağlanabilir.

♦ Kamusal Tartışma Platformu:
Bilişim teknolojilerinden halkın demokratik süreçlere katılımını teşvik edici, kolaylaştırıcı ve kapsayıcı biçimde yararlanılabilir. Bireylerin ve grupların siyasi gündemler üzerine yapacakları tartışmalar çevrim içi ve çevrim dışı örgütlenebilir. Yurttaşların gerek yerel gerekse de ulusal anlamda yasa tasarılarının oluşumuna aktif biçimde katılımları teşvik edilebilir. Ağ tabanlı demokrasi fikri gerçekleşebilir.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız