Creed II: Babalar ve oğulları
Birgün Birgün Birgün Birgün
Bundan üç sene önce Creed filmi ansızın ortaya çıkmıştı, pek bir beklentimiz de yoktu. Ancak yönetmeni ve senaristlerinden Ryan Coogler, Rocky mitolojisini kendi ustalığı ile harmanlayarak filmi bir hite çevirmeyi başarmıştı. Yönetmen koltuğuna bu sefer Steven Caple geçmiş olsa da Rocky efsanesinin bir anlamda devamı olan Creed’in bu ikinci filmi en az ilki kadar iyi […]

Bundan üç sene önce Creed filmi ansızın ortaya çıkmıştı, pek bir beklentimiz de yoktu. Ancak yönetmeni ve senaristlerinden Ryan Coogler, Rocky mitolojisini kendi ustalığı ile harmanlayarak filmi bir hite çevirmeyi başarmıştı. Yönetmen koltuğuna bu sefer Steven Caple geçmiş olsa da Rocky efsanesinin bir anlamda devamı olan Creed’in bu ikinci filmi en az ilki kadar iyi bir boks filmi olmuş. Steven Caple, bir zamanlar Ryan Coogler’ın olduğu gibi ardında, az bilinen indi bir filmi olan yönetmen. Coogler kadar gözlemci bir merakla sahnelere ve anlara yaklaşmamış olan bu yönetmen, hem Rocky gibi bir markanın devam filmi olan (spin-off da denilebilir) hem de Creed’in devamı olan bu filmin ağırlığının hakkını vermiş. Ve Caple bu filmle kendine büyük bir kapı açmış oldu

Creed ve Drago

Rocky IV’ü izlemiş olanlar için bu filmin temel hikâyesi daha anlamlı gelecektir çünkü IV’teki karakterlerin yaşadıkları bir sonraki jenerasyon ile hikâye olarak devam etmekte ve Creed’in oğlu Adonis Johnson Creed, Ivan Drago’nun oğlu Viktor Drago ile karşı karşıya olarak ringe dönmekte. Filmin en yenilikçi yanlarından biri kesinlikle bu sefer baba ve oğul Drago’nun kişisel ve ailesel dramının derinleştirilmiş olması. Boks film formülü içerisinde kötü adam olarak nitelendirdiğimiz kötüler, 80’ler Rocky’sindeki gibi sadece kasten yapılmış ruhsuz kişiler olarak konumlandırılmamış. Ete kemiğe büründürülmüş ve iç dünyaları seyirciye geçirilmiş, böylece Drago ve oğlu gayet gerçekçi ve temelli karakterler olarak konumlandırılmış. Aslına bakarsanız Viktor Drago’nun psikolojisini Creed’inkinden daha çok hissettim bile diyebilirim. Üstelik ringe çıkmayı istemesindeki motivasyon da daha anlaşılırdı. Babası rolündeki Dolph Lundgren’i ilk kez oyunculuk kariyerinde mimik ve jest kullanırken bu filmde izlemiş oldum. Oğlu ile ilişkisi, aralarındaki bağ bana merak uyandırıcı bile geldi. Bir sonraki filmde Viktor’un olacağını düşünüyorum.

Adrıan ve Bıanca

Ve Creed… Yani Michael B. Jordan. Kendisi o kadar tutkulu bir aktör ki bu tutku yarattığı Creed karakterini umursamamızı sağlıyor. Gerçi bu karakterin başarısının en büyük sebebini Sylvester Stallone olarak değerlendiriyorum çünkü biz her ne kadar Creed izlesek de aslında hâlâ Rocky’nin dünyasındayız. Ve Rocky’yi yaratan, yeryüzünde onu en iyi anlayan ve o ruhu kaybettirmeyen isim Sylvester Stallone. Bu yüzden de bu film serisinin hatta markanın rayından çıkmadan hâlâ çok güçlü olarak devam edebiliyor olmasının en büyük payı Stallone’a ait. Bu tür filmlerde boksörün eşi, partneri önemlidir, çünkü bu serinin en önemli şeyi eninde sonunda hep ailedir. Nasıl Rocky’nin Adrian’ı vardıysa, Creed’in de Bianca’sı var. Bianca’nın kişisel tutkuları olan, müzik kariyeri yapmak isteyen birisi olması Creed’in neden ringe çıkması gerektiğini anlamasını sağlamış. Üstelik ilişkinin kimyası da tutmuş ve çiftin birbirlerine kenetlenmesi gayet inandırıcı olmuş.

Havalı bir film

Boks filmlerinin olmazsa olmazlarından olan ring sahneleri, antrenman sahneleri ve ilham verici anlar son derece iyiydi. Özellikle Creed’in boks arenasına görkemli giriş sahneleri, dövüş sahnelerinin koreografisi çok iyiydi. Ve müzikler Creed’in büyük dönüşü öncesindeki çöldeki antrenman montaj sahnesi adeta müzikal gibiydi daha farklı söylemek gerekirse; Rocky-stili montaj gibiydi. Ludwig Göransson’ın kompoze ettiği Runnin (feat. A$AP Rocky & Jacob Banks) parçası ise bu montajı adeta mükemmelleştirmişti. Filmi Amerika’da izleyen arkadaşlarımla konuştuğumda seyircinin sinema salonunda filme güçlü tepkiler verdiğini ve alkışların coştuğunu söylemişti. Bundaki en büyük etkenlerden biri hiç kuşkusuz filmin ses tasarımıdır çünkü her yumrukta sizi koltuğunuzda kıvrandıracak kadar güçlüydü… Her şeyi yerli yerinde olan bu havalı film iyi bir ekranda izlenmeyi hak ediyor. Son not olarak, lütfen sinemada cep telefonu kullanmayın ve kullananları uyarın. Sinemaya gitmek stres oldu bu yüzden! En sonunda bir vukuat yaşanacak ve bu mesele öyle gündeme taşınacak bundan korkuyorum.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız