birgün

12° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 21.10.2020 09:21

CRR Genel Sanat Yönetmeni Cem Mansur: Tek başımıza çalıp oynamak istemiyoruz

CRR Genel Sanat Yönetmeni Cem Mansur ile yeni sezonu konuştuk. Mansur, “İnsanların kapalı mekânlara gelmekten tedirgin olabileceğini tahmin edebiliyorum fakat bütün önlemlerin alındığı bir dünyada evine tamamen kapanıp enfekte olan insanlar tanıyorum. O da bir çare değildi. Biz tek başımıza çalıp oynayacağımız bir dünya istemiyoruz” diyor.

CRR Genel Sanat Yönetmeni Cem Mansur: Tek başımıza çalıp oynamak istemiyoruz

IŞIL ÇALIŞKAN

Cem Mansur, orkestra şefi olarak bilinmesinin yanı sıra bir yıldır Cemal Reşit Rey (CRR) konser salonunun Genel Sanat Yönetmenliği’ni yürütüyor. 2 Ekim’de İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın konseriyle açılışı yapan CRR’nin ekim ve kasım programı da dinleyicilerle paylaşıldı.

Bu yıl da renkli bir seçki sunan Mansur ile pandemi koşullarında gerçekleştirilecek sezonu ve işsiz kalan müzisyenlerin akıbetini konuştuk.

► Cemal Reşit Rey’i 2 Ekim’de İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın konseriyle açtınız. Her zamankinden farklı bir açılış oldu. Bu kavuşmayı nasıl anlatırsınız?

Uzun süre açılıp açılmayacağımız konusunda bir belirsizlik vardı. Kısıtlı bir sayıda açmaya karar verdik. Önlemlerimizi anlattığımız bir tanıtım filmi yaptık. Salonu 263 kişiye indirdik ve sadece ekim ve kasım ayları için programımızı duyurduk. Bunun sebebi önümüzü görebilmek. Tabii ki aralık programımız hazır ama şu anda belirsizlik sürüyor. B, C, D planlarımız var. En kötü ihtimal izleyicisiz bir şeyler yapabiliriz. Devlet Senfoni Orkestrası konserleri de başladı. Burası Atatürk Kültür Merkezi inşaatı bitene kadar onları burada misafir ediyoruz. Çoğu konserleri için.

► Klasik müzik dinleyicisinin orta ve orta yaş üstü olduğu düşünülürse buna yönelik bir planlama yaptınız mı?

65 yaş üstüne saat 20.00’den sonra hala sokağa çıkma yasağı varmış. Güçleri onlara yetebiliyor tabii. Pandeminin en korkunç zamanlarında bile eve kapanmak gerekirken paralar malum yerlere gittiği için gençlerin çalışması gerekti. O da bu insanların üzerinde kaldı. Sanki zehirli maddelermiş gibi… Hafta içi olan bazı konserleri saat 18.00 ve 20.00’de yapalım ki 65 yaş üstü 18.00’deki konserden evlerine dönebilsin diye düşündük. Daha kısa konserler olacak. 1 saati geçmeyecek, minimum temaslı olacak. El programı, vestiyer olmayacak. Biz eskiden insanların salonlarda daha fazla zaman geçirmesine yönelik çalışıyorduk. Şimdi daha az vakit geçirmelerine yönelik çalışıyoruz.

► Nefeslilerin yakın mesafede bulaş riskinin arttığı ispatlandı örneğin. Pandemi sanatçı seçiminizi ne yönde etkiledi?

Çok büyük orkestralar olmayacak, bu belli. Yurt dışı seyahatlerini mümkün olduğu kadar az insanın yurt dışından gelmesi ve döndüklerinde karantinaya girmek zorunda olmayacakları ülkelerden seçtik. Onun dışında yine her zamanki gibi klasik, caz, Türk müziği gibi mümkün olduğu kadar çeşitli bir program sunmaya çalıştık. Malum Beethoven’in 250’nci doğum yıl dönümü. Onunla ilgili epey bir programımız vardı. Onları küçültmek zorunda kaldık. Ama küçültülmüş bir Beethoven yılı kutlaması bile bence ilginç olacak. Müzisyen için her yıl Beethoven yılı zaten ama bu büyük insanın sihrini insanlarla paylaşmak ve üzerine düşünmek için bir fırsat. Kısacası çeşit ve kaliteden ödün vermeden güzel bir programın ortaya çıktığına inanıyorum.

TEK BİR NOTAMIZ BİLE “YAPTIM OLDU” DEĞİL

► Pandemiyle birlikte müzisyenlere yönelik süreç daha da zorlaştı. İşsiz kalan müzisyenler için bir CRR’de bir proje var mı planda?

Belediyenin yazın bir destek projesi vardı fakat açık alanlarda, parklarda yapılanlar klasik müzik yapan insanları dışladığı için o desteğin mecburen biraz dışında kaldılar. Yapılabilecek şeyler var. Konserler, kayıtlar, canlı yayınlar… O konuda elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz. Fakat yapılabilecek şeyler var. Konserler, kayıtlar, canlı yayınlar… O konuda elimizden geldiğince destek olmaya çalışıyoruz. Fakat Türkiye’de düzenli birkaç senfoni orkestrası kurulmadan bunu yüzde yüz düzeltemeyeceğiz. İngiltere’deki profesyonel müzisyenlerin yüzde 64’ü farklı bir meslek için eğitim alıyor durumda şu an. Bilet parasına muhtaç olmadığın ve bilet parasına ihtiyaç duymadığın bir düzen büyük bir lüks. Kamu parası kullanılıyor bunun için ve onun hakkını vermemiz de çok önemli. Ben bunu bir sorumluluk olarak görüyorum. Biz vergi veren vatandaşın parasıyla iş yapıyoruz. Çaldığımız tek bir nokta bile ben yaptım oldu ile yetinmemeli.

300 YIL ÖNCESİNİN MÜZİĞİNİ KULLANIYORUZ

► Bu son genelgede müziğin tiyatro, opera ve balenin içinde yer alamamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bana unuttular gibi geldi ama neye göre konserler yasak diğerleri değil dendi bilmiyorum. Bir toplumu Uygar bir toplum olma iddiasında olabileceği en önemli şeylerden biri. Bir ihtiyaç mı lüks mü? Eğlencelik miyiz? Eğlenceliksek bu günlere iyi gelmişiz diyorum ben. 300 yıldır aynı eserlerin insanlara bu kadar bir şey verebiliyor olması sorgulanmalı. 10 yıl öncesinin televizyonunu kimse kullanmıyor. 300 yıl öncesinin müziğini kullanıyoruz. Hiçbir alanda insanlığa bu kadar büyük bir katkı yok.

crr-genel-sanat-yonetmeni-cem-mansur-tek-basimiza-calip-oynamak-istemiyoruz-795217-1.

► Pandemi sürecindeki müziksizlik durumunun topluma yansıması nasıl olacak sizce?

Bence zaten asıl problem sanatçının emeğinin bedava görülmesi. Açarım YouTube’u izlerim kültürü ilginç. Bunu üreten insanlar çok uzun bir eğitim sürecinden geçiyor. Ve iş yapıp evlerinin kirasını, çocuklarının masraflarını ödemek zorundalar. Bu bir gerçek. Müzisyenler kanatlı küçük gülümseyen yaratıklar değil. Ekmek elden su gölden gibi algılanıyor nedense…

Biz çevrimiçi erişim bileti konusunu düşündük mesela. Onun yasal zeminini oluşturamadığımız için şu anda çevrimiçi erişimi ücretsiz yapıyoruz fakat ilelebet ücretsiz olmaması gerektiğini düşünüyorum. Konserlerde insanlardaki o açlığı gördüm. İnsanların kapalı mekânlara gelmekten tedirgin olabileceğini tahmin edebiliyorum fakat bütün önlemlerin alındığı bir dünyada evine tamamen kapanıp enfekte olan insanlar tanıyorum. O da bir çare değildi. Dolayısıyla ben dinleyicilere ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Biz tek başımıza çalıp oynayacağımız bir dünya istemiyoruz. Onun bir anlamı yok.

► Müzisyenler bu süreçte genel olarak örgütsüzlükten yakınıyor. Müzisyenler bu dipsiz kuyudan nasıl çıkabilir?

Müzisyenleri aktif kılmak ve onlara iş verme konumunda olan insanların bunu kendilerine mesele etmeleri çok önemli. Müziği destekleyen sponsorların… Sadaka istemek değil bu, bu mesleği hayatta tutmak ve insanlara güncelliğini hatırlatmakla alakalı.

► 48. İstanbul Müzik Festivali için yeni bir orkestra kurdunuz. Festival Orkestrası… Yarın çevrimiçi yayınlanacak konserin kaydı Tophane-i Amire’de çekildi. Nasıl bir tecrübeydi?

Tophane-i Amire ile ilgili benim epey bir tecrübem var. İki festival yapmıştım orada. Akbank Oda Orkestrası’nın hayatta olduğu yıllarda.

Çok büyülü bir mekân. Akustik tabii ki hamam gibi. Biz bunu seyircisiz yaptık. Festival Orkestrası 23 kişiydi. Ortasına orkestraya yerleştirdik. Etrafında çok özgür bir kamera hareketi olabilmesi için. Oradaki amaç yine devletin sürekli kadrosu olmayan arkadaşları davet ettik. Birinci kriterimiz oydu. 23 kişilik orkestranın 13’ü benim Türkiye Gençlik Filarmoni’den tanıdığım arkadaşlardı. İzleyicisiz bir şey yapmak onun 1 - 1 buçuk ay sonra izleneceğini bilmek de tuhaf bir his.

***

CRR EKİM’DE HER TELDEN ÇALIYOR

22 Ekim / 18.00: Müzeyyen Şarkıları

23 Ekim / 18.00:İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası

24 Ekim / 13.00: Barış Ormanı Çocuk Operası

25 Ekim / 17.00: Coşkun Karademir Bir Nefes

28 Ekim / 20.00: Volken Öktem feat Sibel Köse

29 Ekim / 18.00 Cumhuriyet Bayramı Özel Konseri

30 Ekim / 18.00 İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız