Çukurdan çıkış filmleri?
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Türkiye’nin sinema tarihinde bolca melodram, komedi, kostüme tarih filmi, özellikle son yıllar itirabiyle çok sayıda korku filmi var. Hatta tüm coğrafi, tarihsel ve kültürel uzaklığına rağmen western türünde bile epey film yapıldığını görüyoruz, ama hiç doğru düzgün ‘hapishaneden kaçış’ filmi yok. Kahraman Türk gencinin ‘gavur zindanları’ndan kaçtığı Senede Bir Gün (1946, 1965 ve 1971’de yapılmış üç ayrı versiyonu var) ve komedi filmi O Şimdi Mahkum‘u (2005) bu türe ait ürünler olarak saysak bile elimiz hâlâ boş kalıyor. Ülkede çok sayıda firar girişimi olduğunu da biliyoruz ama bunların ya sadece bahsi geçiyor ya da firar sonrası olayları izliyoruz.

Saymakla bitmez ama en azından hemen akla geliveren The Great Escape/Büyük Kaçış (1963), Papillon/Kelebek (1973, 2017), Cool Hand Luke/Parmaklıklar Ardında (1967), Escape from Alcatraz/Alcatraz’dan Kaçış (1979), Victory/Zafere Kaçış (1981), Escape from Sobibor/Sobibor’dan Kaçış (1987), Fortress/Sonsuz Kaçış (1992), The Shawshank Redemption/Esaretin Bedeli (1994) gibi çok sayıda örneği olan bu türün eksikliğine dair birçok neden var tabii, ama sanıyorum en önemlisi ‘itaat ve kader kültürü’dür.

Hapishaneden kaçış filmlerinin anlatı yapısı ‘verili olumsuz koşullardan kurtulmak’ üzerine kuruludur. “Şeriatın kestiği parmak acımaz” ile başlayıp mahpusların ‘kader mahkûmu’ olarak tanımlanmasına kadar giden irrasyonel aklın dünyasındaysa verili koşulları değiştirmek için çaba göstermek ‘bozgunculuk’tur, ‘eşkiyalık’tır, son zamanlarda sıkça gördüğümüz haliyle ‘vatan hainliği’dir.

Bir şeyin filmini yapabilmek için önce o şeyi gerçekçi bir yaklaşımla tanımlamak, özümsemek ve uygulamak gerekiyor. Johannes Gross’un polisiye anlatılar hakkında dediği gibi: “Feodal dönemde dedektif romanı yazılamazdı; çünkü bu roman türü, rasyonel bir hukuk sistemini gerektirir.” (Aktaran Ernst Mandel, Hoş Cinayet, Çev: N. Saraçoğlu, Yazın Yay., 1985)

Rasyonel hukuk kavram ve kurumlarından yoksun, dağıttığı adaletin niteliği epey tartışmalı bir adalet sistemiyle birleştirince ortaya çıkan bu kültürel garabetten kaçış filmi çıkmıyor, olsa olsa meşhur ‘cehennem ve Türkler’ fıkrası çıkıyor: Cehennemde tüm halkların azap çukurlarında bir sürü zebani beklerken bir çukurun başında hiç zebani olmadığını gören yeni zebani bu durumu sorunca kıdemli cehennem gardiyanlarından şu cevabı almış: “Orası Türklerin çukuru. İçlerinden birisi kaçmak için tırmanmaya başladığında diğerleri birlik olup hemen onu aşağıya çektiğinden zebaniye gerek kalmıyor.”