Cumhur İttifakı: Meclis’e takılan ters kelepçe!
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

2017 Anayasa değişikliği, “demokratik hukuk devleti” temel gerekleri ile bağdaşmadığından, anayasa ihtiyacı her gün daha çok hissedilmekte.
Bu gereklilik, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi” (CBHS) olarak adlandırılan ve aslında bir “monokrasi” olan düzenlemenin uygulanma şekli ve çelişkilerinin daha çok somutlaşması ile her geçen doğrulanıyor.

Vekillerin söylemi, parti genel başkanlığı, cumhur ittifakı, CB vekâleti, bakanların hukuki konumu ve siyasal etkinlikleri, çelişkilerin somut öğeleri.

YALAKALIK SEFERBERLİĞİ

Cumhur İttifakı (AKP-MHP) vekilleri ve bütçe görüşmelerinde bakanların, kurallar yerine sürekli lider referansı, “iktidarın kişiselleşmesi”ni teyit ediyor. Aslında, anayasal ve siyasal sistem veya rejim yerine kişi yönetimine vurgu, “geçici bir dönemle sınırlı” kalacağının da bir göstergesi. Vekiller, bütçe konuşmalarını, sanki parlamenter rejim devam ediyor ve bir hükümet varmış söylemine dayandırmakla birlikte, adeta bir “CBHS seferberliği” vesilesi olarak görüyor.

GENEL BAŞKANLIK

Bunda, Cumhurbaşkanı’nın, statüsü çerçevesindeki tarafsızlık amir Anayasa hükümlerine karşın parti genel başkanı da olmasının payı belirleyici.
Genel başkanlık ve MHP ile ittifak, yasamanın asli ve genel yetki özelliğini zedelediği gibi, Anayasa suçu eşiğinde birçok aykırılıklara neden oluyor.

CUMHUR İTTİFAKI

Hükümet istikrarı sloganı ile yıkılan anayasal düzenin ardından tek kişiye indirgenen yürütme ve bakanlar, oluşum ve işleyiş bakımından yasamadan bağımsız tasarlandı. Bu nedenle, muhalefet hakkını ve nitelikli yasa yapımını engellemek için “yürütme kılıcı” olarak kullanılan Cumhur ittifakı, Anayasa değişikliğine aykırı bir uygulama ile “özerk yasama” ilkesini zedelemekte.

BAKANLARIN KONUMU

İç çelişkilere, CB yardımcısı ve bakanların statüsü ile eylemleri de eklenmekte. Cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanlar, seçimle gelmediğine ve sıfatları TBMM üyeliği ile bağdaşmadığına, dahası yasama önünde sorumlu olmadıklarına göre, siyasal faaliyetlerde de bulunamaz. Anayasa’da açık bir yasak öngörülmemiş olması, siyasal faaliyet özgürlüğünü bahşetmez. Zira onlar, “görev+yetki+sorumluluk” halkası içinde yer aldığından, işlem ve eylemleri, açık yetkilendirme ile mümkün.

Kaldı ki, Bakanlar Kurulu, hükümet ve kabine olmadığı için bakanlar, örgütlerinin, siyasal değil idari bakımdan hiyerarşik amiri; buna karşın, (politika kurulları gibi) üst makamlara göre statü ve konumları belirsiz.

VEKALET EDEMEZ

Seçimle belirlenmediği için CB yardımcısının CB’ye vekâlet etmesi, “demokratik hukuk devleti” gereklerine açıkça aykırı; çünkü Anayasa md. 2, “demokratik Cumhuriyet” ilkesini öngörmekte.

KİŞİ-PARTİ-DEVLET

2017 düzenlemesi ve onu aşan uygulama tarzı, “kişi-parti-devlet” bütünleşme tehlikesini somutlaştırdı. Seçimle gelmeyen, siyasal sorumluluğu bulunmayan kişilerin parti toplantılarında alkış kervanına katılmaları ve Cumhur ittifakı dışında kalan parti başkanlarına sürekli laf yetiştirme yarışı, “partizan devlet” hedefinin dışavurumu.

Kısacası, 2017 değişikliğinin yürütme kurgusu, Any. md.2’ye aykırı olduğu gibi, iç çelişkileri ve uygulamaya konuş biçimiyle sürdürülebilir değil. OHAL ortam ve koşullarında, dünya hukuk tarihinin en büyük toplu kıyımı eşliğinde dayatılan 2017 değişikliğini savunmak için müttefiklerin “kara kampanyası”, demokratik güçbirliği ile kırılmalı.

DEMOKRATİK İTTİFAK ACİL…

TBMM’deki bütçe görüşmelerinin bir kez daha açıkça sergilediği üzere, ayrışma, monokrasi ve demokrasi savunucuları arasında.

Anayasayı, bir çatışma aracı olarak kullanan monokratik ittifakın özerk yasamaya takmaya çalıştığı ters kelepçeyi kırmak için, hukuk devleti savunucularına düşen görev, TBMM’de demokratik güçbirliği yoluyla Anayasayı toplumsal barış aracına dönüştürmek. Bu konuda, CHP, HDP ve İYİ Parti’ye tarihsel sorumluluk düşüyor. Saadet Partisi, TİP ve Demokrat Parti de, dayanışma halkasında yer almalı.