Cumhuriyetçiler nasıl güçlendi?
Donald Trump destekçilerinin Kongre binasına yaptıkları saldırının üzerinden iki yıl dahi geçmemişken Cumhuriyetçilerin oylarını bu denli artırabilmiş olması, Joe Biden ve Demokratlar için hazin bir durum.

Patrick MARTIN
ABD’de 6 Ocak 2021’de yaşanan olayların üzerinden üzerinden henüz 2 yıl bile geçmedi. Cumhuriyetçi Parti destekçileri darbe girişiminde bulundular ve seçimin sonucuna etki ederek ülkede diktatöryal rejim ilan etmeye çalıştılar. Fakat şimdi bir bakıyoruz ki, ara dönem seçimlerine giderken Cumhuriyetçi Parti’nin oy potansiyeli Demokratlarınki ile kafa kafaya.
Yapılan anketlere göre Cumhuriyetçi Parti, Temsilciler Meclisi’nde ve hatta belki Senato’da da çoğunluğu elde edecek. Birkaç eyalet hükümetinin kontrolünü de almayı başarabilirler. Trump destekçilerinin Kongre binasına yaptıkları saldırının üzerinden iki yıl dahi geçmemişken Cumhuriyetçilerin oylarını bu denli artırabilmiş olması, Biden ve Demokratlar için hazin bir durum.
‘SEÇİMİ ÇALDILAR’ İDDİASI
Kurulan siyasi sistem, emekçilere kendi çıkarlarını ifade edecek hiçbir alan tanımıyor. Cumhuriyetçi adayların birçoğu ise halen son seçimde hezimete uğrayan Trump’ın asılsız “seçimi çaldılar” iddialarını tekrarlıyor.
Trump’ın düzenlediği mitinglere katılım düşük ve katılımcılar ağırlıklı olarak faşist, komplo teorisi düşkünü ve beyaz üstünlükçü gruplardan oluşuyor (Yaygın olarak inandıkları komplolardan biri de, AB-Meksika sınırında yaşanan göç dalgasının ABD’deki beyaz nüfusu siyah ve Latin Amerikalı nüfusla değiştirmek isteyen Yahudiler tarafından kurgulandığı teorisi).
Bu esnada Demokrat siyasetçiler ise kendi içlerinde münakaşa ediyor, Rusya’ya karşı Ukrayna’da sonu olmayan, nükleer silah kullanımı ile sonuçlanabilecek bir savaşa girmektense müzakere edilmesini öneren 30 kongre üyesine karşı esip gürlüyorlar. Tepki gören 30 kongre üyesi tavsiye mektubunu 24 saat içinde geri çekti ve gerginliklerin daha da artacağının işareti verilmiş oldu.
MÜDAHALEYE ZEMİN
Trump’ın hükümeti devirme teşebbüsünden Cumhuriyetçi Parti’yi sorumlu tutmaya karşı çıkan, Başkan Biden’ın ta kendisiydi. Saldırıyı teşvik eden senatörleri ve temsilcileri cezalandırma teşebbüslerine mesafeli duran Biden, ülkenin “güçlü bir Cumhuriyetçi Parti’ye” ihtiyacı olduğunu söylemiş ve dış politika alanında “Cumhuriyetçi dostları” ile uzlaşı siyaseti arayacağını ifade etmişti. Tabii bu esnada Putin’i Ukrayna’yı işgal etmek üzere kışkırtmaya başlamış ve ABD-NATO müdahalesine zemin hazırlamıştı.
Biden’ın bakanı Merrick Garland liderliğindeki Adalet Bakanlığı da darbe girişimi soruşturmasını alabildiğine ağırdan aldı. Mevki sahibi darbe kışkırtıcıları arasında, yargılama süreci başlatılan tek kişi Trump’ın danışmanı Steve Bannon oldu. Baş darbeci Trump’a mahkeme celbi ilk defa geçen hafta iletildi. Henüz ifadesi bile alınmış değil.
Biden, eylül ayında darbe girişimini doğrudan gündeme aldığı bir konuşma yaptı ve yaşananları “ABD demokrasisinin iç savaştan bu yana karşılaştığı en büyük tehlike” olarak tanımladı. Sonra da konuyu tamamen bir kenara bıraktı.
Olaylar sırasında beş kişi hayatını kaybederken Kongre binası milyonlarca dolarlık zarara uğradı. (Fotoğraflar: Depo Photos)
BIDEN’IN ‘JESTİ’
Salı günü CNN.com’da yayımlanan bir mükalatta Biden, seçim sürecinde “son argümanlarını” ortaya koydu. 6 Ocak olaylarının ya da Cumhuriyetçi Parti’nin faşistlerin güdümüne girmesinin bahsini dahi açmadı. Ayrıcalıklı kapitalist elitler ve emekçi sınıfın arasındaki uçurumu gözler önüne serercesine “iktidarı döneminde daha iyi ve daha adil bir ekonomi inşa etme adına imza attıkları devasa kazanımlardan” söz etti.
Enflasyonun tek gerekçesini pandemi ve “Vladimir Putin’in Ukranya savaşı” olarak tarif etti; bankaları, yatırım fonlarını ve diğer finansal kurumları kurtarmak için ortaya saçılan trilyonlarca doların yol açtığı küresel finansal krize değinmedi. Pandemi döneminin parasal genişlemesi milyarderlerin servetlerinin katlanarak artmasını sağlarken, emekçi sınıfına mensup aileler kontrolden çıkan enflasyonun pençesine düştüler ve şimdi de “ekonomik daralma” riski ile karşı karşıyalar.
Biden bu esnada birkaç küçük “jest” ile paçayı kurtarmaya çalıştı. Sağlık programı kapsamında bazı ilaç fiyatlarını düşürmeye çalıştı ve yaşlılar için insülin ücretlerinde tavan fiyat uygulamasını yürürlüğe koydu. Eğitim, sağlık, polis şiddeti, seçme hakkı, çocuk sahiplerine vergi avantajı gibi önemli konuların tamamını bir kenara bırakırken, bu küçük jestleri “köklü reformlar” gibi pazarlamaya çalıştı.
Ara dönem seçimleri yaklaşırken Demokratlar, Cumhuriyetçilere altın tepside fırsatlar sundular. Savaşı desteklediler ve toplumun geniş kesimlerini kıskacına alan toplumsal ve ekonomik krize karşı eylemsiz kalmayı tercih ettiler. Bir yandan da savaş yanlısı ve emekçi düşmanı üst-orta sınıfı heyecanlandıran ırk ve cinsiyet tartışmalarını takıntı derecesinde gündemde tutmayı tercih ettiler.
Cumhuriyetçi Parti ara dönem seçimlerinden zaferle çıkar ve Temsilciler Meclisi ya da Senato’nun kontrolünü elde ederse, bu zafer sağcı ve şirket yanlısı politikalarının yakaladığı toplumsal destek sayesinde, ya da partinin ajandasına yöne veren faşist ve ırkçı eğilimler sayesinde olmayacak.
Amerika’nın hapsolduğu iki partili seçim sisteminde işçiler ve orta sınıf, Cumhuriyetçilere inandıkları için onlara oy vermiyorlar. Demokrat Parti’nin onlara sunacak hiçbir şeyi kalmadığı için, sıkıntılarını ve memnuniyetsizliklerini sömürmede uzmanlaşmış Cumhuriyetçilere yöneliyorlar. Hangi parti galip çıkarsa çıksın, Amerikan emperyalizmi savaşa dayalı dış politikayı ve karşı devrime dayalı iç politikayı sürdürecek. Üstelik bir yandan bunlar yaşanırken, Covid-19 salgınının yeni varyantlar ile tekrar yükselişe geçme tehlikesi devam ediyor.
SİYASİ KÂBUS
Yaşadığımız siyasi kâbus, bir zorunluluk değil. Fakat sermayenin güdümündeki çift partili sistemde aksi mümkün değil. Mevcut ABD seçim sisteminde ABD nüfusunun geniş kesimleri temsilden yoksun kalıyor. On milyonlarca emekçi her gün yaşam standartlarını muhafaza edebilmek için çırpınıyor. Enflasyon artıyor, şirketler kazançlarını korumak için fiyatları artırıyor, işten çıkarmalar yapıyor. Sınıf mücadelesini zayıflatma peşindeki ticaret sendikalarına başkaldıran işçiler, ülkenin dört bir yanında grev çağrıları yapıyor.
Yürütülen mücadele siyasetten azade, bağımsız örgütlenme biçimleri gerektiriyor. İşyerlerinde ve mahallelerde ögrütlenmek ve resmi sendikaların vaat edebildiklerinin dışına taşmak zorundayız.
Devrimci sosyalist programların hükümette karşılık bulması, emekçilerin bağımsız siyasi mücadeleye dahil olması; işine, emeğine, yaşam standartlarına ve demokratik hakların sahip çıkması Üçüncü Dünya Savaşı’nın engellenmesi için şart.
Çeviren: Fatih Kıyman
Kaynak: World Socialist Web Site


