Darbeci Hafter’den kardeşim Hafter’e
MİT Başkanı Kalın’ın Libya’da Hafter ile bir araya gelmesi, AKP’nin Bingazi yönetimi ile yakınlaşma adımlarının sonuncusu oldu. Araştırmacı Yaşar’a göre Trablus’taki istikrarsızlık, AKP’yi Libya’da yeni müttefik arayışına itti.

Umut Can FIRTINA
Lıbya’da 14 yıldır süren iç çatışmalar dinse de nüfuz mücadelesi tüm hızıyla devam ediyor. İlk günden bu yana Trablus’un yanında yer alan AKP iktidarı, düşman gördüğü Hafter ile de yakınlaşma hamlelerini sürdürüyor.
Akdeniz’deki etki alanını genişletmek isteyen AKP iktidarı, Libya’da uzun zamandır desteklediği Trablus yönetiminin yanında doğudaki Bingazi yönetimi ile ilişkileri geliştirme arayışında.
Bu arayışta son adım, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın bir zamanlar “darbeci” olarak anılan Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter ile Trablus yakınlarındaki Recme’de görüşmesi oldu.
ANLAŞMA TARTIŞILIYOR
MİT Başkanı Kalın’ın hafta başında yaptığı ziyaret, 2019’da Trablus ile Ankara arasında imzalanan “Akdeniz’de Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın” Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nde de onaylanmasının gündemde olduğu bir zamanda gerçekleşti. Anlaşma, başta Yunanistan, Kıbrıs ve Fransa olmak üzere uluslararası aktörlerin büyük tepkisine neden olmuştu.
Ankara ile Bingazi arasındaki yakınlaşma yeni bir durum olmasa da özellikle 2025’in başından itibaren hız kazandı. Son olarak Saddam Hafter, SAHA EXPO 2024 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı için geldiği İstanbul’da Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile bir araya gelmişti.
Türkiye’nin dış politikası ile Kuzey Afrika üzerine çalışmalar yapan Alman Bilim ve Politika Vakfı’nda konuk araştırmacı Nebahat Tanrıverdi Yaşar, Ankara’nın Libya politikasındaki değişikliği BirGün’e değerlendirdi. Yaşar’a göre Ankara, Afrika’ya açılan kapısı Libya’da tüm güç merkezleri ile iletişim kurma arayışında.
Libya’da 2020 Haziran’daki ateşkesten bu yana Trablus ve Bingazi yönetimleri arasındaki güç dengesinde büyük bir değişiklik yaşanmadığı kaydeden Yaşar, ülkedeki mevcut dengeleri şöyle açıklıyor:
“Ülkenin doğusunda, Tobruk merkezli parlamento ve onun kontrolünde Halife Hafter komutanlığındaki Libya Ulusal Ordusu, Libya’nın altyapısının, petrol kaynaklarının, önemli limanların büyük bir kısmını kontrol ediyor. Ülkenin doğusunda daha merkezi, istikrarlı bir yapı var, aşiretler arasında uzlaşı daha temelli.
Trablus’taki hükümet ise uluslararası meşruiyete sahip. Merkez bankası, petrol bakanlığı, kabine bakanlıkları burada. Petrol gelirleri de buradaki Merkez Bankası’na aktarılıyor. Ancak Trablus’ta tablo biraz daha parçalı. Milis güçlerinin kendi aralarında hala güç rekabeti yoğun şekilde devam ediyor. Ülkenin batısında güvenlik mimarisi daha kırılgan.
Yani gelirlerin kontrolü Trablus’ta, kaynakların kontrolü Bingazi’de.”

ANKARA’NIN DENGE ARAYIŞI
Türkiye’nin Libya’nın doğusuna dair dış politikasındaki değişiklikte dört faktörün etkili olduğunu belirten Yaşar şunları söylüyor: “Birincisi, Trablus’taki kırılgan güvenlik mimarisi, istikrarsızlığın giderek derinleşmesi. Haziran 2020’de imzalanan çok kırılgan bir ateşkesti. Çünkü burada bölgesel ve uluslararası aktörler dengeli bir çözüm bulmak yerine çatışmayı dondurdu. Bu yüzden o zamandan bu yana ateşkes hep bıçak sırtı. Hem Trablus’taki kırılgan güvenlik hem silahlı milisler arasındaki güç rekabeti, ayrıca Hafter’in ara ara kontrol ettiği bölgeleri genişletme hamleleri, dengeyi sürdürülebilir olmaktan çıkardı.
Ankara bu nedenle daha kırılgan dengeyi aşarak kendi çıkarlarını koruyabileceği, daha sürdürülebilir, güvenilir bir denge arayışı içerisinde. 2025’in ilk yarısında yoğunlaşan diplomasi trafiği aslında yeni değil, 2021’den bu yana devam eden bir sürecin sonucu. Ama son dönemde Trablus içinde artan milis gerginliği, Ankara’nın ‘kontrollü istikrarsızlık’ yerine daha istikrarlı bir denge arayışı için attığı adımların önemli bir parçası.”
DENİZ YETKİ ANLAŞMASI
İkincisi faktörün Doğu Akdeniz’deki deniz yetki mücadelesi olduğunu kaydeden Yaşar, Beşar Esad sonrası Suriye’de HTŞ yönetimi ile de bazı görüşmeler olduğunu belirtiyor. Yaşar’a göre bu, AKP’nin son yıllarda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan’la yürüttüğü normalleşme stratejisinin bir uzantısı: “Doğu Libya’daki parlamento bir komisyon kurdu ve Türkiye’nin Trablus’la 2019’da imzaladığı deniz yetki anlaşmasını onaylamaları söz konusu.
Tobruk’taki Temsilciler Meclisi bu anlaşmayı onaylarsa Ankara hem Libya içinde 2016- 2020 arasında gördüğümüz hukuki meşruiyet tartışmasını aşmış olacak hem de Doğu Akdeniz’deki pazarlık gücünü ciddi bir şekilde artırmış olacak.”
AFRİKA’YA AÇILAN KAPI
“Üçüncü bir faktör de hem Suriye hem de Ukrayna ile bağlantılı” diyen Yaşar, şöyle açıklıyor: “Ankara için Libya, sadece Libya içindeki bir iç kriz sahası değil, Afrika’ya da açılan stratejik bir kapı olarak görülüyor. Son yıllarda Türkiye, Sahel ülkeler, Çad, Nijerya gibi ülkelerle geliştirdiği ekonomik ilişkiler, savunma sanayisi, güvenlik ilişkileri, bu alanlardaki ilerlemeler nedeniyle buradaki ağını birbirine bağlamak ve bunu stratejik bir kaldıraç olarak dış politikada kullanmak istiyor.
Burada Rusya faktörü devreye giriyor. Çünkü Moskova’nın Ukrayna Savaşı nedeniyle Libya’ya ayırdığı kapasite son yıllarda ciddi biçimde azaldı.
Suriye’deki rejim değişikliğinden sonra bölgedeki aktörlerin Rusya’ya bakışı da biraz değişmiş durumda. Özellikle Libya’nın doğusundaki yönetimde Rusya’nın ne kadar güvenilir bir müttefik olduğu soruları soruluyor. Çünkü son tahlilde Rusya’nın desteği Esad’ı iktidarda tutmaya yetmedi. Bu nedenle Doğu Libya’daki aktörler de müttefiklerini çeşitlendirmek istiyor. Bu da Ankara için olumlu bir hava yarattı.”
Yaşar, Bingazi ile savunma işbirliği anlaşmaları yapılmasının gündemde olduğunu belirterek bunun Güney Akdeniz ve Sahel bölgesinde Rusya ile yeni bir rekabet dinamiği ortaya çıkarabileceğini belirtiyor.
BÖLGESEL MESELE OLACAK
Trablus’la 2019’da yapılan anlaşma başta Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Mısır olmak üzere bölge ve Avrpua ülkelerinin sert tepkisine yol açmıştı. Aradan geçen zamanda değişen dinamiklere dikkat çeken Yaşar, son gelişmelere gelebilecek tepkilere ilişkin ise şunları söylüyor: “Bu yakınlaşma Rusya ile açık bir rekabete dönüşmeyecektir. Çünkü olan şey, Rusya’nın zayıflayan etkisiyle ortaya çıkan bu fırsat alanını değerlendirme girişimi. Bunu, Libya’daki ‘kontrollü rekabeti’ devam ettirerek yapmak en olası senaryo gibi görünüyor.
Suriye ve Libya’da yaşananları birlikte değerlendirirsek aslında Ankara’nın kurmaya çalıştığı strateji, Doğu Akdeniz meselesini sadece ‘Türkiye ve diğerleri’ handikapından çıkarıp bir bölgesel mesele haline getirmek. Çünkü Libya ile imzalanan 2019 anlaşması veya muhtemelen Suriye ile imzalayacağı anlaşma, sadece ‘Türkiye-Kıbrıs’ ya da ‘Türkiye-Yunanistan’ arasındaki bir anlaşmazlığı alıp ‘Libya-Yunanistan’ ve ‘Suriye-Kıbrıs’ arasındaki gibi meseleler haline de getirmiş olacak.
Ankara’nın stratejisi bu, izolasyonu kırıp meseleyi bölgesel bir hüviyete getirerek pazarlık masasının yeniden kurulması.”
DİNAMİKLER DEĞİŞTİ
Buna Yunanistan, Fransa ve Kıbrıs’tan gelecek tepkiler aşağı yukarı belli. Avrupa Birliği içerisinde bir tepki verilmesi için baskı yoğunlaşacaktır. ABD’nin ve özellikle Mısır’ın lobi faaliyetlerinden anladığımız kadarıyla hem Libya’daki taraflar hem Türkiye üzerinden bir baskı oluşturarak süreci durdurmaya çalışabilir. Uluslararası kurumlar üzerinden meşruiyet tartışmaları derinleştirilebilir. Ama daha önce 2019’da gördüğümüz gerilim mevcut şartlarda uzak bir senaryo.
Bunu da temel sebeplerinden birisi Ukrayna Savaşı nedeniyle AB üye ülkeleri ve genel olarak Avrupa’nın güvenlik tehditlerinin dönüşmüş olması. İkincisi, ABD’nin Avrupa güvenliğindeki katkısının azalması, NATO’nun ise Avrupa güvenlik mimarisindeki öneminin yeniden artması nedenleriyle NATO üyesi olması hasebiyle Türkiye’nin rolünün yeniden gündeme gelmesi.
Bir diğeri ise özellikle 2019’dan bu yana Akdeniz’e kıyısı olan Malta, İtalya, İspanya gibi AB üyesi ülkelerin bölgeye yönelik istikrar, mülteci, göç ve enerji meseleleri üzerinden önceliklerinin değişmiş olması. Bu üç faktör nedeniyle 2019’daki şartlar çok değişti, özellikle AB içerisindeki bölünmüşlük bu meselede çok derinleşti ve o dönemli gibi çok sert bir tepki olası gözükmüyor.”


