Dayağa karşı yirminci yıl
"Dayağa karşı yürüyüş"; askeri hükümetin baskı döneminin üzerine ilk kez yapılan toplu bir eylemdi, yürüyüşün kendi önemi ve konusu dışında da bu anlamda çok heyecan vericiydi
Kadınların ilk kez kendi talepleri için, üstelik de 12 Eylül darbesinden ilk kez sokağa ama sadece kadınlar olarak çıkmalarının üzerinden 20 yıl geçti. Bu 20 yılda Türkiye'de hem çok şey değişti, hem de bazı şeyler hiç derişmedi. 8 Mart 2007'de, kadınların en önemli problemlerinden biri hala "aile içi şiddet" o günkü yürüyüşteki ifadesiyle de "koca dayağı"... 20 yıl önce o yürüyüşe katılan kadınlarla yürüyüşün heyecanı ve anlamını, deriştirdiklerini ve yirmi yılda kat edilen mesafeyi konuştuk.
» BİRGÜL AKAY:Öncelikle yürüyüşün katılımcılarına baktığımızda 80 öncesi örgütlü yapılar içinde yer alan kadınlardı; ilk kez kendilerine ait sorunlar için bir araya gelmişlerdi. Bu kadınların kadınlık durumları ve yaşadıklarını sorgulama halleri, yeni bir hayatın keşfi çok önemliydi. Çünkü o güne kadar bu ülkede yaşayan insanlar arasında sorgulayan soru soran insanlar arasında olsak da, rollerimizin burada bile yardımcı olduğunu fark etmiştik. Yargılandığımız davalar da bile kadınlar daha çok yardım yataklıktan cezalar aldılar, bu bile durumumuzun önemli göstergelerindendir.
Kendilerini sorguladı kadınlar. Aile kurumunu ve erkek egemenliğini sorguladılar... Aile kutsaldı o güne kadar.biz de eş olmak, yoldaş olmak payeleri altında ne kadar ezildiğimizin farkına vardık. Sonra en önemlisi şiddeti tarif ettik. Fark ettik..
12 Eylül sonrası ilk yürüyüştü ve bu ilk yürüyüşte kadınlar dayağa karşı yürüyorlardı. Kadıköy'den başladı, Bahariye'den Yoğurtçu Par-kı'na kadar yürüdü kadınlar... Çevreden kadınların alkışlarını, dayağa karşı yüründüğünü duydukça evlerinden çıkıp yürüyüşe katılışlarını hatırlıyorum, bugün bile hatırladıkça heyecanlanıyorum. Erkeklerin katılmadığı ve kadınların tek başlarına yürüdükleri de ilk eylem olması da bir ilkti ayrıca.
En önemli kazanımı ise kadınları örgütlü bir yapıya götürdü. "Bağır Herkes Duysun" kitabı çıktı. Sığınak ihtiyacı ve fikri ilk kez tartışılmaya başlandı. Morçatı kuruldu, "farkındalıklar" arttı, "erkek egemen" lafı ilk o zamanlar çıktı, bugün çok yaygın kullanılıyor mesela.. Devlet sosyal hizmetler bağlı kadın misafirhanesi açmak zorunda kaldı.aile sorgulanmaya başladı. Üstü kapanan, konuşulmayan konular dile getirilmeye başlandı ki bu çok önemliydi. Filiz Kerestecioğlu kadınlar için bir şarkı yaptı. Feminizm de ilk o zamanlar dile getirilmeye, tartışılmaya başladı. Ben ve pek çok kadın o zamanlar korktuk, "eyvah feminist mi oluyoruz" diye düşündük, karmaşık duyguları yaşadık. Kendi kadınlığımızdan utandığımızı fark ettik. İlkti bunlar o zamanlar... O zaman yaşanan şiddetin de adı konmuyordu, o yürüyüşle ve ondan sonra bu açıkça konuşulmaya başlandı.
20 yıl sonra bugünse; epeyce şey değişti. Kadınların kazanırdan elbette arttı. Kadın örgütleri yaygınlaştı, çoğaldı. Yasal pek çok düzenleme yapıldı. Sığınak deneyimi yaşandı. Farkındalıklar da arttı. Olumlu mu olumsuz mu bilemiyorum ama kadınların pek çoğu sorunlarını karma örgütleriyle dile getiriyor. Kadın rolü çok da ön planda değil, yoldaşlarıyla yürümeyi tercih ediyor kadınlar., öte yandan kadın örgütlerinin yaygınlaşmasını önemli buluyorum. Bizim kadın olarak yaşadığımız sorunların öncelikli olarak kadınlar tarafından dile getirilmesini ve çözümün ancak burada olduğunu düşünüyorum. Sonuçta sistem zaten erkek egemen..
Olumsuzluk olaraksa, o günden bugüne bu hareketin radikalliğinin törpülendiğini düşünüyorum. Feminist söylem çok yaygınlaştı belki ama biraz da altı boşaldı. Daha çok "eşitlikçi" bir mücadeleye dönüştü. Fon örgütleri fazlasıyla çoğaldı. Feminizm profesyonellerini yarattı. Koordinatörleri çıktı bu işin. Değişmez kadınları çıktı. Rekabet fazlalaştı. Oysaki tüm bunlar feminizmin ruhuna aykırı. Bunları iyi bulmuyorum.
» SİPER GÜVENÇ: O güne dair hatırladığım ilk şey; heyecan. Herkes çok heyecanlıydı. Onu artık göremiyorum, ama herhalde bu biraz da çağımızla ilgili bugünlerde hiçbir şey o kadar heyecanla yapılmıyor belki de..
O günden bugüne kadınlar çok şey başardı diye düşünüyorum. Yasalarda kadınlar lehine pek çok değişiklik yapıldı. 4320 sayılı yasa kadınları şiddetten korunması için çok önemli, ve en önemlisi de kadınlar kendilerinin farkına vardılar, konuşmaya başladılar.
Bir kere yasaların kadınlar lehine düzenlenmesi çalışmaları sürmeli ve artırılmalı, cezalar da artırılmalı, şiddet uygulayanlar için verilen cezalar çok az. Bunların önleyici ve caydırıcı olacak bir ağırlıkta olması şart. 4320 sayılı koruma kanunu var ama bu işleyiş sırasında uygulayıcıları tarafından aksatılıyor.
Karakollar ve mahkemeler şiddet gören kadına "öl, ondan sonra cezalandırırız" diyor adeta. Daha çok sığınak açılması gerek, sokakta kalan, gidecek yeri olmayan çok sayıda kadın var. Yasalarda bu da var, ama gereken yapılmıyor ve sığınak açılmıyor. Aile içi şiddetin açığa çıkarılması için çok mesafe kat edildi 20 yılda ama bu şiddet azaldı mı? Hayır azalmadı. Eğitimli, eğitimsiz, zengin, yoksul kesimden fark etmeksizin, pek çok kadın sözlü, ekonomik, cinsel ve fiziksel şiddet görmeye hala devam ediyor. Bu hiç bitmeyecek bir mücadele., o nedenle de bu konuyla ilgi çalışmalar, eğitim süreçleri artırılmalı ve hızlandırılmalı diye, düşünüyorum.
» CANAN ARIN: 20 yıl önce, "dayağa karşı yürüyüş"; askeri hükümetin baskı döneminin üzerine ilk kez yapılan toplu bir eylemdi, yürüyüşün kendi önemi ve konusu dışında da bu anlamda da çok heyecan vericiydi. İlk defa doğrudan kendi meselemize dair yürümüştük biz kadınlar. Kendi durumlarımızı değiştireceğimize gerçekten inanıyorduk. O günden bu yana elbette olumlu pek çok değişiklik oldu, ama yeterli değil. Şu ana kadar ki hükümetlerin hiçbirinin bu konuda siyasi iradesi olmadı. Yaptıkları pek çok değişikliği zevahiri kurtarmak için yaptılar, samimiyetten uzaklardı.
Eğer samimi olsalardı, kadın erkek eşitliği için gereken düzenlemeleri yaparlardı. Bu yolda hiçbir çabaları olmadı, hala da yok. Yapılan yasal değişikliklerin ardında da, kadın hareketi içinden kadınların çok yoğun bir desteği ve çabası var. Medeni Kanun'daki değişiklikler için o kadar uğraştık biz, meclisimizse o çabanın sonucunda "ekonomik şiddeti" güçlendirecek bir hale soktu yasayı. İsviçre'deki uygulama esas almıyor ama oradaki uygulama mal rejimlerini tüm kadınlar lehine uygulanacak bir şekildeydi. Biz de ise kabul edenler, malları eşit paylaşacaklar için notere gitsinler dendi. Ekonomik şiddetin sürmesi için ellerinden geleni yaptılar yani.15 milyon kadını mağdur ettiler böylece, emeklerini yok saydılar, çok az kadın kocalarını notere götürebildi.
4320 sayılı yasada da, amaç şiddet mağduru olanı korumaktır. Evlilik içi- evlilik dışı ayrımını ortadan kaldıracak bir düzenleme mutlaka yapılmak zorunda. Aynı çatı altında yaşayanların arasında şiddet mağduru olanın korunması amacına uygun hale getirilmelidir yasa. İmam nikahlı ya da evlenmeden birlikte yaşama tercihinde bulunanları da tereddütsüz korumalı yasa. Evli ya da evli değil tartışmasına girmemeli. Çünkü amacı şiddeti önlemektir.
Başbakanlık genelge çıkardı. Çok önemli bir genelge. Ama kadınlar genelgeye trafik memurluğu yaptılar resmen. Ne olmalı, ne yapmalı, nerede durmalı diye.. İstatistikleri tutmak, verilere göre yorum yapmak hükümetin görevidir. Görevlerini yerine getirsinler. Hiçbir değişiklik ve düzenlemek için bütçe ayırmıyorlar, kadın örgütlerinin çalışmalarından yararlanıyorlar, tamam bu bir yere kadar iyi bir şey, ama biraz da başkasının sırtından geçinmek.. Sonra başka ülkelere kendileri yapıyormuş gibi gösteriyorlar. Sığınaklar için ne kadar bütçeniz var? Kaç kişiye bir sığınak düşüyor? Bu soruların yanıtları olumsuz.
Kadın örgütlerinin çoğalması, kadın sözünün yaygınlaşması olumlu gelişmeler tabi. Artık kadın haklarından bahsedilebiliyor. Medeni Kanun ve Ceza Kanunu'nda pek çok değişiklik gerçekleşti ama yasa çıkarmak yeterli değil ki, eksiklikleri var ve uygulamaları çok problemli. Çocuk pornosu ABD'de örneğin çok ağır şekilde cezalandırılıyor, biz de ise çok komik cezalar veriliyor bu tür şiddet içerikli suçlara. Uygulayıcılar mutlaka meslek içi eğitimlerden geçirilmelidir. Samimiyetle inanılmalı bu değişikliklere, gösteriş amacından uzaklaşılmalı. Kısacası pek çok aşama kat edilmiş olsa da, kadınların daha yapacak çok işi var.
» YAPRAK ZİHNİOĞLU: "Dayağa karşı yürüyüş" Türkiye'de 1980 darbesinden sonra yapılan ilk sokak eylemi oldu. Ayrıca açık seçik hedefinin kadına yönelik şiddet olması da çok önemliydi. Ayrıca kadınların kendi talepleriyle ve sadece kadınlarla yürümesi de çok önemli bir şeydi. Feminist harekete ilk ivmeyi de bu yürüyüş kazandırdı diyebiliriz. Orada heyecan duyduğum şey, sokakta olmaktı. Kadınlar olarak kendi taleplerimizle yürüyor olmak ve sözümüzü ilk kez ve bu açıklıkta paylaşmaktı. Aile içi şiddet o eylemle açıkça kabul edildi ve konuşulmaya tartışılmaya, fark edilmeye başlandı. Kadınların öncelikle kendilerine ve yaşamlarına dair farkındalıkları arttı.
20 yılda elbette çok önemli ivmeler kazandı kadın hareketi. Morçatı kuruldu, sığınaklar kurultayı toplandı, tüm kesimlere yayıldı bu talepler, ama kadına yönelik şiddet azalmadı tabii. Kadınlar ancak mücadele ettikçe, kazanımları-mız artacak. Ve elbette bütün bunların sonucunda da "erkeklik" bir kriz yaşıyor. Öncelikli konumlarını, bugüne dek kazandıklarını, aile reisliğinden gelen, hükmetme haklarını kaybediyorlar. Ama biz mücadele etikçe, bunlarda aşılacak buna inanıyorum.


