Google Play Store
App Store
Semra Kardeşoğlu

Semra Kardeşoğlu

semrakardesoglu@birgun.net

Dr. Deniz Erkmen son iki haftada yaşanan protestoları değerlendirdi: Gençler giderek otoriterleşen bir sistemde büyüdü. Bu otoriterleşme onların hayatlarını doğrudan etkiledi. Öfke ve çaresizlik hissi hâkim oldu. “Ne yapsam değiştiremiyorum” duygusu sokağa götürdü.

Değiştirme güçleri elinden alınan gençler öfkeli

Ekrem İmamoğlu’nun tutaklanması sonrası başlayan protestolar devam ediyor.

Gençler başta olmak üzere toplumun farklı kesimleri iradelerinin gasbedilmesine tepkili.

Gelişmeleri Özyeğin Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Dr. Deniz Erkmen ile konuştum.

“Protesto ve Sosyal Hareketler” dersi veren Erkmen sorularımızı yanıtladı.

İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla geniş bir toplumsal muhalefet hareketiyle karşılaştık. Birikimin bir patlaması mı bu tepki? 

İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla bir doyma noktası oluştu. Birden çok nedeni var. Bildiğiniz gibi protestolara katılanlar da tek bir grup değil. Farklı gruplar var. Onlar arasında öğrenciler ön plana çıktı.

SÜREKLİ DÖNÜŞTÜRME BASKISI DARALTTI

Öğrenciler, gençler, Z kuşağı için “Politikayla ilgili değiller” yorumu yapılıyordu. Yanlış olduğu ortaya çıktı.  

Öğrenciler apolitik değildi zaten. Politik meselelerini, dünya üzerinde umursadıkları meseleleri farklı biçimde gösteriyorlar. Aldırmıyorlar, ilgilenmiyorlar anlamına gelmiyor bu. Örgütsüzler evet. Fakat Saraçhane’de örgütlü genç grupları da vardı. Genel olarak öğrenciler ve gençlerin en keskin duygusunun öfke ve çaresizlik olduğunu düşünüyorum.

Bu gençler tamamen AKP döneminde büyüdü. Giderek otoriterleşen bir rejimi yaşadılar. Parlamenter rejimi bile doğru dürüst görmediler. Başkanlık rejimini gördüler daha çok. Ve giderek otoriterleşen bu sistem onların hayatını doğrudan etkiledi. Ekonomik olarak çıkmazdalar, paraları yok, ileriye dair bir hayal de kuramıyorlar. “Zaten iş bulamam, partiyle bağlantım yok kamuya giremem ve ilerleyemem” görüşü hâkim. Bunun yanında alkol yasağı, konser yasağı, yukarıdan aşağıya doğru bir baskı, cinsel yönelim, kadınlara şiddet… Rejimin buna karşı örneğin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkması, toplumu sürekli bir dönüştürme çabası. Tüm bunlar sadece öğrencilerde değil toplumun genelinde bir daralmışlık hissi yarattı. Bunun beraberinde “Ben ne yapsam bunu değiştiremeyeceğim” duygusu, çaresizlik olarak hissedildi. “Ne yapsam hayatım iyi oymayacak, değişmeyecek” hissi. Çaresizliğe karşı bir öfke var. Bu üzerlerine giydirilmeye çalışılan düzene karşı da bir öfke var.

GELECEKSİZLİK DUYGUSU İDEOLOJİLER ÜSTÜ

Farklı gruplardan gençler var. Hepsi aynı duyguyu hissediyor mu? Örneğin ailesi AKP seçmeni olan bir gençte de aynı duygu mu hâkim?  

Ekonomik durumun kötülüğü, geleceksizlik büyük grupları etkileyen bir şey. Kendi hayatları üzerinde söz sahibi olamamak, birinin sizin hakkınızda kararlar vermesi. Seçme ve seçilme hakkının kaldırılması yaşananların bir yansıması. Birçok kesim bu baskıyı hissediyor. Geleceksizlik duygusu sınıflar ve ideolojiler üstü gibi. Çünkü üniversite okusan da ne olacağını bilmiyorsun. Yurt dışına gitmeye zorlanmış olmaktan da mutlu değiller. Ülkende tutunamadığın için gitmek, planlayıp isteyerek gitmekten farklı bir şey. Farklı gruplardan olsa da benzer duyguları hissediyorlar.

İlk kez bir kuşağın anne babasından daha yoksul olacağı yorumları yapılıyor.  Katılıyor musunuz? 

Aslında tüm dünyada böyle bir durum var. Yeni kuşaklar ailelerine göre daha zor ortamlara doğdular. Dünyada otoriterleşme, iklim değişikliği vb. Tutunacakları bir şey yok. Benim, benim annem babamın döneminde, ülke çok ağır şeyler içinden geçse de, darbe, büyük çalkantılar yaşasa da yine de parlamanter rejime dönülüyordu. Tüm eksikliklerine rağmen o sistem insanlara ümit veriyordu. “4 sene sonra oy verir değiştiririz” deniyordu. Bir yol vardı yani. Ama ne oldu son olayda? Rejim diyor ki “Biz seçime ancak siz kaybedeceksiniz izin veririz. Ama kaybetmeyecek bir aday çıkarırsanız biz onu alırız.”

OY VERMENİN SONUÇ GETİRMEDİĞİNİ GÖRDÜLER

CHP’nin 19 Mart sonrası tüm söylemlerinde farklılık var. Partiyi de değiştirdi yorumu yapılıyor…  

CHP devlet geleneğinden gelen bir parti. Artık onlar da “Sandığa gidip oyumuzu kullanacağız, oradan yürüyeceğiz” gibi bir şey söyleyemiyor. O anlamda sokağı katması gerektiğini gördü. Toplumsal muhalefet CHP’nin önüne geçti. Bu hareket CHP’ye, İmamoğluna yapılanlar ile başladı ama aşağıdan gelen baskı partiyi belli şekillerde tepki vermeye zorladı. Bu süreçte Özgür Özel'in en iyi yaptığı şey öğrencilerden gelen sesi dinlemesi ve ona göre cevap vermesi oldu. Özel’in Saraçhane konuşmalarına bakın birinci gün ile son gün arasında büyük bir değişim var. İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerinin attığı adım çok önemliydi. Saraçhane’ye gelen öğrenciler diyor ki “Mitinge gelmedik eyleme geldik”. Çünkü şu görüş hâkim “Zaten yıllardır mitinge gidiyoruz, oy da veriyoruz. Artık bunun yetmediği görüldü.” Bugün Özgür Özel olmasa sonuç aynı mı olurdu emin değilim. İmamoğlu'nun ilk seçildiği ve iptal edilen seçimden itibaren başlayan birikmişlik etkili.

Eylemlerde en çok atılan sloganlardan biri “Hak hukuk adalet” ti. Her yaş grubundan kişiler, hukukun geldiği noktaya öfkeliydi.  

Gençleri harekete geçiren çaresizlik ve geleceksizliğin yanına hukuksuzluğu da eklemek lazım. Sadece öğrenciler değil bi dolu insan için. “Başıma bir şey gelse kendimi savunabileceğim bir yer yok” hissi var. Hiçbir şeye güvenememek, devlete, polise, adalet sistemine güvenememek. İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası bu his baskın oldu. Türkiye'de bugüne dek çok ağır hak ihlalleri yaşandı. Ama bu kez çok göz önünde, seçilmiş popüler bir liderin hapse atılması, ortada bir büyük suçlama yok. Seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıran bir durum var. Şunu düşünmez mi insan  “Ekrem İmamoğlu'na bunu yapan bize ne yapmaz?”

Türkiye Ergenekon, Balyoz süreçlerini de yaşadı. Genelkurmay Başkanı hapse atıldı, onlarca komutan tutuklu kaldı aylar boyu. Burada benzer bir adalete güvensizlik aynı değildi. Neden? 

Elbette bu süreç yeni başlamadı. 2000’lerde başladı, katman katman tüm grupları etkiledi. Sürecin dokunmadığı kişi çok az kaldı. Son 10 seneyi düşünelim. 2015 seçimlerinden sonra bombalamalar, operasyonlar, baskı, barış akademisyenleri, 15 Temmuz ve başkanlık sistemine geçiş. Başkanlık sistemi zaten çok sıkıntılı devleti halktan koparan bir sistem, bütün gücü merkeze topluyor. Ve “Söz hakkım yok” hissiyatını arttırdı. Hepsi eklendi üst üste.

Herkesi etkiledi dediniz.  Ev kadınını, emekliyi, köşedeki tamirciyi, şoförü ya da memuru hepsi rahatsız mı? 

Bir şeyler yaşanıyor ama onun yorumlanması gerekiyor. Bu da medya kanalları vesaire üzerinden oluyor. Belli gazeteleri okuyorsam, tv kanallarını izliyorsam, belli arkadaş gruplarım varsa “Bu rejim ekonomiyi çok kötü yönetiyor ve hepimizi açlığa mahkum ediyor” diyorum.

Ama başka biri rejim güdümlü medyayı izliyorsa diyor ki “Ekonomi çok kötü ama düzelecek. Bunu Amerika yapıyor, dış güç yapıyor, faiz lobisinin oyunları hani buna yol açıyor” diyor. Ama şimdi bunu diyenler de artık inanmıyorlar sanki. Hükümet inandırıcılığını kaybetti. Bir dönem inanıyordu buna ya da işleri yolunda gittiği için inanmak istiyordu. Şimdi hem rejim inandırıcılığını kaybetti hem de işler de iyi gitmiyor. Bu ekonomik gidişattan etkilenmeyen çok az insan var. Rejimle bağlı klikler, finanstakiler vs. Bu da çok küçük bir kesim. Ama toplumun çok önemli bir kısmı gittikçe yoksullaştı.

Giderek otoriterleşen bir sistem tanımı sonrası şimdi neredeyiz bir yol ayrımı mı? 

Türkiye'nin Rusya, Türkmenistan, Belarus gibi ülkelerden bir farkı da var, sonuçta 100 yılı aşkın hem anayasal rejim, anayasa, parlamenter seçim geleneği var. Bunlar mesela Rusya'da kısa bir dönem oldu. Diğerlerinde de öyle. Bizde o geleneğin getirdiği böyle bir direnç var. Kolay kaybedilen pratikler değil. Evet çok önemli bir dönem. Süreç böyle devam ederse, biz CHP’yi ancak rejimin çizdiği sınırlar içinde hareket edebilen ve rejimin çizdiği sınırlar içinde belli adaylar gösterebilen bir parti olarak görürsek, uzun vadede insanların seçime katılma istekleri de düşer. Biraz daha hegemonik otoriter sistem dediğimiz, rekabetçi otoriter sistem diyorduk şimdiye kadar, daha kapalı bir otoriter sistem olur. Ama bu öyle kolay olacakmış gibi gözükmüyor. Oy verme geleneği var bugüne kadar eksikleri olabilir tabi. Ama farklıyız, Sovyetler’den şimdiki Rusya’ya geçişte arada çok kısa süre demokrasi denendi. Yani bir otoriter sistemden aslında başka bir otoriter sisteme dönüştü. Ama bizde Cumhuriyet tarihi boyunca demokratikleşebilir miyiz, müreffeh olabilir miyiz demişiz, AB'ye girme çabamız vs. bunların birikimi var. Bir ümidi yaşarken gittikçe daha otoriterleşen bir şeye dönüştük. Onca ümitten sonra bu noktaya gelmek tepkiye yol açıyor.

ARTIK RIZA ÜRETECEKLERİ BİR ŞEY KALMADI

Bir de şu var Rusya ya da Türkmenistan’ın Türkiye'den farklı olarak doğal kaynakları var; Petrolü, doğalgazı. Devlet bir şekilde kendini döndürebiliyor. İnsanlara her zaman belli bir kaynak aktarabiliyor ve kendine bağlı tutabiliyor. Türkiye'nin ekonomisi öyle değil. AKP rejimi rıza üretebilmek için ekonomiye bağlı.

Geçen 20 yıl boyunca AKP farklı zamanlarda farklı grupları rejimin içine dahil etti ve oradan rıza üreterek kendini devam ettirebildi. Şimdi artık o geniş rızayı üretemiyor çünkü karşındakine pek bir şey veremiyor.

Bu son döneme gelmeden “Çözüm süreci” gündemdeydi. Ne oldu şimdi bu süreç Kürt seçmen üzerinde bir etki yarattı mı? 

Kürt seçmenin rızasını üretmek bir sonraki seçimde onlarla bir ortaklık geliştirme planı çok karşılığını bulmadı gibi gözüküyor. Bugün Selahattin Demirtaş'ı bırakmaları da seçmen için tek başına belki yeterli olmayacak. Sanıyorum iktidar cephesinde bunun da bir telaşı oldu. O telaşla daha da büyük hata yapmış olabilirler İmamoğlu'nu hapse atarak. Kürt seçmenin gözünde de yapılanların daha demokratik, barış içinde bir ülke inşa etmek için olmadığı netleştirmiştir diye düşünüyorum. Sonuçta Kürt hareketi ülkenin en uzun süredir direnen örgütlenen hareketi. Ne olup bittiğini görüyorlar, araçsal olduğunu görüyorlar. Rejimin yapmak istediği barış süreciyle Kürt seçmeni yanımıza katalım İmamoğlu'nu da susturup kenara koyalım, oradan da CHP’yi bölelim, lidersiz bırakalım yolumuza devam edelim planı vardı belki. Ama İmamoğlu'nu hapse attıklarında böyle bir tepkinin olacağını tahmin edememişler gibi.

O zaman çok da planlı programlı davranılmadı. Bu dediğiniz ‘Telaş’la hareket etme hali hâkim oldu sanırım.  

Böyle tepkiler öngörülemiyor. İki hafta önce herkes sokağa çıkar mı diye sorsanız yok çıkmaz derdim herhalde. Şunun gibi, yani fay hattı vardır ve deprem bir gün olacaktır ama zamanını bilemeyiz. Burada da rahatsızlık olduğu kesin, insanların mutsuz olduğu kesin ama bu ne zaman kırılıp dalga yaratacak öngöremiyoruz.

Türkiye uzun zamandır demokratik bir rejim değil, seçimli otoriter dediğimiz türde bir rejim. Özellikle Gezi’den beri sokak çok büyük baskı altında. Sivil toplum, muhalefet, sokak ayrı baskı altında. Bu süreç sokağı biraz sönümlendirmişti.

SOKAKTAN HİÇ ÇEKİLMEYEN KADINLARIN GÜCÜ ETKİLİ OLDU

Bu döneme gelirken tüm baskı ve engellemelere karşın aralıksız süren bir kadın hareketi oldu. Ekoloji hareketleri, sosyalist partilerin gericileşmeye, antilaik adımlara karşı direnişi. Tüm bunların etkisi yok mu? 

Elbette. Kadın, çevre, işçi protestoları küçük küçük oluyordu. Kürtler, işçiler de protestoya devam ettiler. Fakat bunların kitleselleşmemesi için devlet her şeyi yapıyordu. Yolu kesiyor, metroyu kapatıyor. Yürüyüşler çok azaldı mesela. Herkes basın toplantısı yapıp dağılıyor. Protestolar rejim tarafından demokrasinin parçası değil terör olarak tanımlandı, demokrasi sadece sandıkta olurmuş gibi lanse ettiler.

Ama kadın hareketi özellikle bu 8 martlarda, 25 Kasımlarda büyükşehirlerde yapılan yürüyüşler, sokağa çıkma geleneğinin sürdürülmesi için önemli oldu. Genç kadınlara sokağa çıkma pratiği kazandırdı. Onlar da kendi üniversitelerinde kendi arkadaşlarıyla bunu devam ettiriyorlar.

Bu dönemde kadınların kaybı da çok büyüktü protestolarda yoğun yer almalarında bunun etkisi var. Ve kadınlar bu kayıpların sorumlusunun rejim olduğunun farkında.

CHP’nin sokağa çağırmasının bunu gözükür şekilde yapmasının, sonuçta bir parti örgütlülüğü olmasının etkisi yadsınamaz. Her gün daha fazla insan katıldı. 

Evet, bir de bu dayanışma sandığı da önemliydi. 15 milyon insan gitti oy verdi İmamoğlu'na. Çok kısa bir hazırlık döneminden sonra 15 milyon insanı evinden çıkarıp sandığa götürmek büyük başarı. Hem de insanların ellerindeki bu temel hakkı kaybetmek istemediklerini gösterdi.