birgün

13° AÇIK

KADIN 23.05.2020 06:00

Dekan Bey

Bir dekanın aklından ne geçiyor olabilir "kızların resimlerini de görüyoruz böylece" derken? Kampüste yüzlerini görmüyor mu zaten? Sokakta, otobüste, markette başka kadınlar görmüyor mu? Neyi ‘çaktırma’maları gerekiyor? Aklından ne geçiyor yüzünde o tuhaf gülüşle bu cümleleri kurarken?

Dekan Bey

TUĞÇA ŞENER

Mart ortasından beri evden çalışıyorum. Mayıs’tan itibaren de online derslere başladık. Normal düzeni evde veya bir kafede çalışmak olan çoğu özgür akademisyen gibi evden çalışmanın beni de pek zorladığını söyleyemem. Asıl zorlayan evden çalışmanın artık bir özgürlük değil zorunluluk olması. Haliyle normalde keyifle ve hızla yaptığımız işler bile yavaş ilerler hale geldi. Ertesi gün anlatacağım ders için bile 3 slayt hazırlayıp 5 dakika twitter’da vakit geçiriyorum. 5 slayt hazırlayıp yarım saat web sitem için yeni tasarım arıyorum.

Böyle gitmez diyerek en zorlu günlerimin destekçisi “pomodoro” tekniğine yöneliyorum nihayetinde. Genellikle 25 dakika çalışıp 5 dakika mola vererek ilerleyen 3 turun ardından 15dakikalık uzun bir molayı hak ettiğiniz, bir tür zaman yönetim tekniği pomodoro. Tekniği keşfeden kişi süre tutmak için mutfağındaki domates şeklindeki zamanlayıcıyı kullandığı için de adı italyancada domates anlamına gelen pomodoro olarak kalmış. Tekniğin önerilen şekli her ne kadar 25+5 dakikalık periyotlarda olsa da dikkat süremin düşük olduğu zamanlar ben bunu 10+3 şeklinde yapıyorum. Doğruyu söylemek gerekirse 7+1 yaptığım zamanlar bile oldu.

Yine böyle bir 10 dakikalık çalışma ardından hak ettiğim 3 dakikalık twitter molamda karşıma çıktı Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı Orhan Acar’ın videosu. 35 saniyelik kısa bir video. Elinde bir liste var dekan beyin, yanında da listeye bakarak konuştuğu birisi, ama kişi görünmüyor ekranda. Dekan bey listeye bakıyor, bir iki isim söylüyor, “bu ne biçim iş yaa” diyor sonra da “kızların resimlerini de görüyoruz böylece ha çaktırmadan” diye ekliyor. İlk seferinde videonun bu kadarını izledim sadece. Her ne kadar sondaki o “çaktırmadan” deyişi beni işkillendirmiş olsa da pek bir anlam veremedim insanların negatif yorumlarına. Tekrar izlediğimde fark ettim ki yanındaki kişi “orda ekranda yayındasınız galiba, sizi takip ediyor olmasınlar” benzeri bir şey söyleyince, dekan bey başını ekrana kaldırıp canlı yayında olduğunu fark ediyor.

Benim paralel evrenimde videonun bundan sonrasında dekan bey “ha, evet ya yayındayız, ne var canım, baksana öğrencilere, gözleri pırıl pırıl, zeka fışkıran çocuklar, ne var bunda, keşke hepsi ile tek tek oturup karşılıklı çay içme fırsatımız olsa, görüşlerini ve isteklerini şahsen alabilsek kendilerinden” diyor, biraz gülüşme oluyor, yanındaki kişiye liste ile ilgili ne görev verecekse veriyor ve yayının asıl amacı ne ise ona dönülüyor. Ne var ki içinde yaşadığımız evrende işler böyle değil. Canlı yayında, herkesin önünde böyle bir cümle kurmuş olduğunu fark eden dekan beyin tepkisi: “Ses de gidiyor! … Yamulduk ha!”

Bakıyorum ekrana boş boş. Anlayamıyorum, belki de anlamak istemiyorum. Bir dekanın aklından ne geçiyor olabilir "kızların resimlerini de görüyoruz böylece" derken? Kampüste yüzlerini görmüyor mu zaten? Sokakta, otobüste, markette başka kızlar(?) kadınlar(!) görmüyor mu? Neyi “çaktırma”maları gerekiyor? Aklından ne geçiyor yüzünde o tuhaf gülüşle bu cümleleri kurarken?

Akademisyenlerin olduğu bir ailede büyüdüğüm için mi yoksa kendimi bildim bileli akademiden daha üstün, daha doğru, daha ahlaklı ve daha adit bir ortam olamayacağına inandığım için mi bu kadar zorlanıyorum bu cümlelerin anlamlarını kabullenmekte, bilmiyorum. “İçiniz fesat sizin! Dekan bey öğrencileri bir isimden ibaret görmek yerine simaları ile tanımaktan memnun olduğu için öyle bir cümle kuruyor.” demek istiyorum insanlara ama buna ben bile inanamıyorum. Kutsalım olan akademiye ve akademisyenlere laf değdirmemek için kırk dereden su getirmeye razıyım ama bu defa ben bile inandırıcı bir açıklama bulamıyorum.

Burada iki mesele var aslında irdelenmesi gereken. Birincisi insanların başkaları görmezkenki düşünce ve eylemlerinin görünür oldukları zaman nasıl da değiştiği. İkinicisi ise yıllardan beri süregelen erkeklere her yargıyı ve hakkı veren anlayış. Birinci meseleye konu özelinde çok da yeni bir şey katabileceğimi düşünmüyorum, hele ki klavye delikanlılığı ve dürüstlük üzerine yazılıp çizilmiş onca şey mevcutken. Ancak videoyu izleyip de anlamını nihayetinde kabul ettiğim zaman aklıma gelen bir anımı anlatmak istiyorum, ikinci meseleyle doğrudan bağlantılı olduğunu düşünerek. Çok sevdiğim, yaşlıca bir hocama nikah davetiyemi götürmüştüm. Oğlan nereli, nikah ne zaman falan gibi sorulardan sonra hocam güldü, “iyi iyi, oraların oğlanları senin gibi etlice götlüce kızları severler. Allah mesut etsin” dedi. Ne yapacağımı bilemedim o an. Hocamın benim ne etimle ne de götümle bir alakası olmadığına bugün bile kalıbımı basabilirim. Ama kullandığı kelimeler, seçtiği deyiş canımı sıkmıştı. Türk toplumunun başkalarının kilosu, yaşı, medeni durumu ve benzeri konularda özgürce yorum yapma hevesi bir yana, bir akademisyenin bedenim üzerinden böyle cinsel içerikli bir cümle kurması, espiri de olsa, hiçbir art niyeti olmasa da fazlasıyla yersizdi. Yüzümde donan gülümseme ile azıcık daha durup sohbeti bir şekilde nihayete erdirip çıktım hocamın odasından. Ne yapmalıydım? Ya da doğru soru “ne yapabilirdim?” Emekliliği gelmiş, yani yaşını başını almış, karakteri oturmuş ve tabii ki asla ama asla benim yaşımda birisinden nasihat kabul etmeyecek, üstelik de çok sevdiğim bir hocaya nasıl tepki verebilirdim? Üstelik bu ve benzeri durumlara, haksızlıklara ve saygısızlıklara hali hazırda sesim çıktığı için üzerime yerleşmiş bir “asi ve geçimsiz” elbisesi varken.

Bugün olsa mutlaka bir tepki verirdim, muhtemelen yine gerekli şiddette olmazdı ama sessiz de kalmazdım. Ne var ki bundan 10 sene önceki Tuğça bunu yapamamıştı, üstelik tüm asiliği ve geçimsizliğine rağmen. Bugün artık öğrencilerimi uyarıyorum, birisine iltifat edecekleri zaman dış görünüşleri veya cinsiyetlerine ile değil karakter özelliklerine odaklanmaları için. Gençleri uyarıyorum, bir akademisyene hanım veya bey diye değil akademik ünvanı ile hitap etmeleri için. Yaşıtlarıma hitabetime dikkat ediyorum, bir şekilde ayağa düşmüş akademinin toplum gözündeki saygınlığı yeniden kazanılsın diye. Bir işe yarıyor mu? Muhakkak yarıyordur, inanıyorum ve umuyorum ki yarıyordur. Çünkü “bütün ümidim gençliktedir”.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız