Demirtaş’ın tutukluluğuna devam kararı!

19.06.2019 16:47 SİYASET
Cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasında AKP’nin İstanbul Belediye Başkanı adayı Binali Yıldırım’dan bahsetti.Demirtaş, “Hakkımdaki suçlamalar gerçekten suçsa Binali Bey ile ikimizin aynı sanık sandalyesinde oturmamız lazım. Senin geçen hafta oy uğruna Diyarbakır’da kullandığın Kürdistan kavramını ben 7 yıl öncesinde kullandığım için bak bugün yargılanıyorum. Terörist diye yargılanıyorum” dedi. Mahkeme […]

Cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasında AKP’nin İstanbul Belediye Başkanı adayı Binali Yıldırım’dan bahsetti.Demirtaş, “Hakkımdaki suçlamalar gerçekten suçsa Binali Bey ile ikimizin aynı sanık sandalyesinde oturmamız lazım. Senin geçen hafta oy uğruna Diyarbakır’da kullandığın Kürdistan kavramını ben 7 yıl öncesinde kullandığım için bak bugün yargılanıyorum. Terörist diye yargılanıyorum” dedi.

Mahkeme heyeti, savunmasının ardından Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Selahattin Demirtaş’ın 142 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı ana davanın duruşması ikinci gününde devam etti. Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen davada Demirtaş özetle şu savunmayı yaptı:

Demirtaş’ın savunmasından satırbaşları şöyle:

“Suçlamaya ilişkin bir fezlekeyi değerlendirerek başlamak istiyorum. Söz konusu fezleke 2012 Kasım tarihli bir fezleke. Bingöl’de partim BDP’nin Bingöl mitinginde yaptığım konuşmaya karşı bir soruşturma açılmış, fezleke gönderilmiş. Soruşturmanın mahiyeti propaganda. TMK 7’ye 2. O dönem Bingöl Milletvekilimiz İdris Baluken de konuşmacıydı ona da aynı fezleke gelmişti. Daha sonra yargılamaya dönüştürülerek dosyaya gönderilmişti. Dolayısıyla fezlekenin sadece benimle ilgili küçük bir bölümü var.

Fezleke savcısı Uğur Özcan bu arada tutuklu. 15 Temmuz sonrası açığa alınan savcılardandır. Bingöl’de yaptığım konuşmadan 4 ay sonra bu fezleke hazırlanıp Meclis’e gönderilmiş. Delil olarak milletvekili mazbatası, adli sicil kaydı belirtilmiş. Tabii fezlekelerde konuşma içeriği yok. Ne konuşulduğu yazmıyor. Kürdistan kavramının konuşmamda geçmiş olması suretiyle terör örgütü propagandasını yaptığımı iddia etmiş savcı. İlginçtir o dönem bütün bu fezlekelerimizi hazırlayan savcılar sonradan tutuklanarak açığa alındılar. Bu bir tesadüf değil. Çünkü emniyetteki Cemaat bağlantılı güvenlik personeli adliyelerde de kendileri ile bağlantılı savcı ve hakimlerle çalışırlardı. Örgütsel bir yapıya mensup oldukları için birbirlerini tanırlar kimin hangi kararları alacağını bilirler. Arama kararı mı lazım dinleme kararı mı lazım sahte delil üretilmesi mi lazım. Onlar birbirlerini bilirler tanırlar. Böyle çalışırlar.

Benden haz etmediklerini anlayabiliyorduk. Cemaat örneğin bizi sevmiyordu. Ama kimi seviyordu? Mesela Binali Yıldırım’ı çok seviyordu. Dün hakkımda iftira atan Binali Yıldırım’ı mesela çok seviyorlardı. Benim masum insanların ölümüne sebebiyet vermekten tutuklu olduğumu söyleyecek kadar şirazesinden çıkmış, yargısal süreç daha devam ederken iftira atan siyasetçileri çok seviyordu mesela Cemaat.

Evet AKP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştirilerim, AKP’ye yönelik benim ve partimin muhalif tutumu. Bunların hepsi de siyasi operasyon çekilmesinin nedenleridir. Ama asıl süreci başlatan, bize yönelik siyasi operasyon sürecini başlatan, Cemaate dönük eleştiri ve tespitlerimizdir. AİHM’de, zaten vereceğiniz bütün kararların siyasi olduğu tescillendi. Önümüzdeki Eylül ayında da yapılacak duruşma sonrası muhtemelen birkaç ay içerisinde de çok daha ağır ihlal kararları ile mahkemenizin daha ilk günden beri aldığı bütün kararların nasıl vahim bir raddeye vardığını tartışacağız, göreceğiz. Anlatmak istediğim mevzu şu; bunları konuşuyor olmamız savunma hakkının ihlal edilmediği anlamına gelmiyor. Çünkü yargılama dışarıda yapılıyor. Dün canlı yayında onlarca mikrofonun önünde bütün Türkiye’nin dikkatle izlediği bir İstanbul seçiminin adayı, AKP’nin adayı benimle ilgili hüküm kurdu ve ben cevap veremiyorum. Dışarıda olsam cevabımı verirdim, savunmanın parçası budur.

‘SUÇ OLSA YILDIRIM YANIMDA OLMALI’

Binali Bey’in gelip burada duruşmamı izlemesini isterim, meclis başkanlığımızı yaptı. Gelseydi bir duruşmamızı izleseydi baksaydı, neden suçlanıyoruz, ne ile yargılanıyorum? Eğer ki benim söylediklerim suç olsaydı şu anda ikimiz yan yana salon sandalyesinde olmalıydık. Bakın birazdan okuyacağım, Kürdistan dediğim için yargılanıyorum şu anda. Tesadüf ki bak bugün bu fezlekeden yargılanıyorum. Hakkımdaki suçlamalar gerçekten suçsa Binali Bey ile ikimizin aynı sanık sandalyesinde oturmamız lazım. Senin geçen hafta oy uğruna Diyarbakır’da kullandığın Kürdistan kavramını ben 7 yıl öncesinde kullandığım için bak bugün yargılanıyorum. Terörist diye yargılanıyorum. Terör propagandası yaptım diye yargılanıyorum. Bunları kamuoyunun gözünden kaçırıyorsunuz, doğru. Öbür taraftan da kaçırdıklarınızın haddi hesabı yok, mal varlıklarınızın haddi hesabı yok. Dün anlatmıştım. Bu halkın yoksulu, fukarası acısını çeksin bedelini ödesin, onların çocuklarını görüyorsunuz söylememe gerek yok. Aile meseleleri benim ilgi alanım değil fakat kamuyu ilgilendiren mevzular da var. Akılları fikirleri rantı paylaşmak üzeredir. Kendisi davamı etkilemek için yaptığı açıklamada şunu söylüyor; ‘Efendim Demirtaş işte biz seçimde şuna destek veriyoruz o da seçimden sonra bizi görsün diyor. Biz de payımızı isteriz’ demiş oluyor.

Çünkü kafaları hep böyle çalışıyor. Yurttaşlarımız için, toplumun geneli için, her bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının iyiliği için, bir şey isteyebileceğimiz hiç akıllarına gelmiyor. Çünkü onların kafası siyasette paylaşmak üzerinedir, rantı paylaşmak. Biri bir yere destek veriyorsa demek ki ekonomik çıkarı var, nakdi bir çıkarı var diye düşünüyorlar. Kafa başka türlü çalışmıyor. Bakın yaptığı açıklamada ‘HDP olarak biz de payımızı isteriz diyor’ diyor. Dervişin fikri neyse zikri de odur işte. Bunlar budur. Samimiyetle söylüyorum kafaları öyle çalışıyor. Çünkü günahını isteseniz bunlar günahını bedavaya size vermez. Benim çıkarım ne olacak diye düşünür. Desen ki Binali Bey hele günahlarını ver diyecek ki bundan benim çıkarım ne olacak? Benim payım ne? Ne kadar, yüzde kaç vereceksiniz bana? Kafaları bu. Ve bu adamlar üç yıldır bizi içeri attılar, yargılatıyorlar. Beni üzen şey bu yani. Üç yıldır ekran ekran dolaşıp bize hakaret ediyorlar, bizde burada duruşmalardan, hapishaneden cevap vermeye çalışıyoruz. Yine de boyun eğmiyorum, eğmeyeceğim. Hiçbir arkadaşım da içerideki dışarıdaki. Şahit olmayacaksınız. Biz ilkeli, ahlaklı, dürüst siyasetçileriz. Boyun eğmedik eğmeyeceğiz.

‘BÖYLE FEZLEKE OLMAZ’

Destek vermedik diye AKP’ye bin yıl ceza verdirmek için uğraşacaksanız, baş göz üstüne. Şeref duyarız, bu bizim şeref madalyamız. Yeter ki arkamızdan kimse bize soyguncu, yalancı, talancı, hırsız demesin. Milletin, devletin kasasını soydu demesin. Yeter ki bizim arkamızdan kimse bunlar haysiyetsiz demesin, ilkesiz demesin. Biz bedel ödedik ödemeye devam edeceğiz. Ve Türkiye toplumunun tamamına kazandıracağımıza, demokrasiyi barışı getirerek kazandıracağımıza da yürekten inanıyoruz. Şimdi fezlekeyle bağlantı kurayım bu söylediklerimin müsaadenizle. Çünkü en nihayetinde bir konuşmanın propaganda veya suç unsuru taşıyıp taşımadığını tespit etmek için biliyorsunuz AYM, Yargıtay, AİHM, onlarca içtihatlı kararı var. Konuşma bütünlüklü olarak değerlendirilir, konuşma bütünlüklü olarak değerlendirildikten sonra bir değerlendirme yapılır ve suç unsuru taşıyıp taşımadığına bakılır. O nedenle fezlekenin kendisi zaten aleni bir şekilde adil soruşturma ilkesine aykırıdır. Böyle fezleke olmaz.”