Dergileri okurken…
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

Yazın dergilerini izlemeye çalışıyorum. Çoğunda gördüğüm dil ve yazım yanlışları beni şaşırtıyor. Anadolu’da özengen çabalarla çıkanlar neyse de meslekten kadroların yönettiği alımlı çalımlı dergiler bile böyle! Dergilerde Türkçenin bu denli önemsizleştiği, yazım yanlışlarının olağanlaştığı bir dönem anımsamıyorum. Neredeyse tuttuğum her dergi elimde kalıyor!

Bu dergileri yönetenler arasında dostlarım, arkadaşlarım var. Yazılarını, şiirlerini yıllardır severek okuduklarım var. Belli ki Türkçe konusunda kendilerine çok güveniyorlar. Bu yüzden yazım kılavuzu kullanmıyorlar. Özellikle hangi sözcüklerin bitişik ya da ayrı yazılması gerektiği konusunda savruk davranıyorlar. Birkaç örnekle somutlamak isterim bu söylediklerimi:

-Ozanlığına, yazarlığına, çevirmenliğine söz söyleyemeyeceğim bir yayın yönetmeni, “cansuyu” sözcüğünü ayrı yazıyor. Dahası, bir deyimi kulaktan dolma biçimiyle yanlış aktarıyor. “Kantarın topu” demesi gerekirken “kantarın topuzu” diye yazıyor! Bu deyimin doğru yazılması için yıllardır çaba gösteriyorum. Örneğin 25 Aralık 2017 tarihli BirGün’deki yazımızın başlığı bile yeterli bir uyarıydı: “Kantarın topuzu yok, topu var!…”

-Gazetecilik de yapmış bir ozan, bitişik yazılması gereken “cankuşu”,“yağmurkuşu” gibi sözcükleri ayrı yazıyor.

-Öykü yazarlığının yanı sıra editörlük de yapan bir arkadaşımız, “hiçbir” sözcüğünün birleşik yazılacağını öğrenememiş henüz!

-“Düzyazı” sözcüğünü “düz yazı” diye yazanımız var. Oysa böyle yazarsanız, “Bunun bir de eğri yazısı var herhalde” diye düşünür insanlar. Eğrisi değil de “eğik” olanı var ama o bir yazı türü değil, font tipidir; basın-yayın dilindeki adı da “italik”tir.

Son olarak Edebiyat Nöbeti dergisindeki bir öyküden:

“-Üç yıldır sana deliler gibi aşığım bunu biliyorsun.”

Jale’nin gözleri mutlulukla doldu. Bir süre bakıştılar.

-Bende sana aşığım yakışıklı adam”. (Ayşegül Harputlu, “Kırmızı Ruj”)

“Ben de” ifadesi bitişik, “âşık” sözcüğü ise “aşık” diye yazılmış. Oysa “aşık” ile “âşık” sözcüklerinin anlamları başkadır….

Hep gazetelerdeki dil yanlışlarını eleştiriyorum. Demek ki yazın dergilerini de boş bırakmamak gerekiyor!

* * *

HAFTANIN NOTU

Doğalgaz vurgunu

Ankara Anakent Belediye Başkanı Mansur Yavaş, yurttaşlardan gelen yoğun istek üzerine doğalgaz vurgununa el atmış; konuyu yargıya taşıyacaklarını söylemişti. Mansur Yavaş, iki ay önce düzenlediği basın toplantısında şöyle demişti:

“2 milyon aboneyi ilgilendiren bu yakınmalar konusunda bizim ilgisiz kalmamız, dağıtıcı şirket karşısında Ankaralıların yalnız bırakılması düşünülemez elbette. Belirtilen nedenlerle sivil toplum kuruluşları ve tüketici dernekleri ile de işbirliği yapılarak belli başlı yakınma konuları tespit edilmiş, bunların hukuk zemininde giderilmesi, yargı denetiminden geçirilmesi için her türlü hazırlıklar yapılmış, avukatlar görevlendirilmiştir."

Milyonlarca doğalgaz tüketicisinin yüreğine su serpen bu yerinde müdahalenin sonuçlarını merakla bekliyoruz.

Melih Gökçek yönetimindeki Başkentgaz, abonelerinden 300 dolar güvence parası almıştı. Oysa şimdi sayaçları sökülerek zorla faturalı aboneliğe geçirilmek istenen yurttaşlardan gaz bağlantı ve sayaç parası olarak yeniden 510 TL isteniyor.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de önceden gaz satın almış önödemeli abonelerden, her ay tüketimleri oranında ek ücret kesiliyor! Yani peşin parayla gaz alanlar cezalandırılıyor!

Peki “sosyal devlet”in tüketiciyi koruması gereken kurumları ne yapıyor?

Hükümet ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu bu soyguna göz yumarken idari yargı, çığ gibi büyüyen yakınmalar karşısında son derece duyarsız davranıyor. Sonuç olarak hepsi elbirliğiyle enerji patronlarının değirmenine tankerlerle su taşıyor!