Derinlik yanılsaması ve yüzey gerilimi
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Dipten çıkardıklarını söyledikleri incileri koydular önümüze. “Hakikat budur” dediler. İnandık ve itaat ettik. Ve inci kolyeler taktılar boynumuza. O günden beri boynumuzda tasmalarla dolaşıyoruz

Yasaları ve buyruklarıyla geldiler. Söylediklerine göre derinlerden gelmişler, yasalarını da beraberlerinde getirmişler. “Sizi kurtaracağız” dediler. Kurtuluş için yasalarına itaat etmeliymişik. Yine söylediklerine göre hakikat derinlerdeymiş; derinlere dalabiliyorlarmış, bir dalgıç gibi. Biz yüzey insanları derinlikleri, uçurumların koyu karanlığını nereden bilebilirdik ki? Derinlikle hiç karşılaşmadık, sadece yüzeyimiz vardı ve sadece yüzeyleri bilirdik. Dipten çıkardıklarını söyledikleri incileri koydular önümüze. “Hakikat budur” dediler. İnandık ve itaat ettik. Ve inci kolyeler taktılar boynumuza. O günden beri boynumuzda tasmalarla dolaşıyoruz.



Gıkımız çıkmıyor
Derinden geldiklerini iddia edenlerin söylediklerine ve hakikatlerine boyun eğdikçe yüzeyimizi, yeryüzünü yitirdik. Güya yerin yüzeyi bir yanılsamaymış, derinliğin gölgesi ve bizi yüzeysel olmakla suçladılar. Haklıydılar, biz yüzeyin kuvvetlerini bilirdik; kuvvetlerle birlikte yaşardık, yeryüzünün kuvvetleriyle dans etmişliğimiz vardı. Ve sadece yeryüzüne inanırdık. Ama onlar bizi yüzeyden kurtaracaklarını söylediler. Yüzeyde yaşamak zor iştir, çaba ister. Yeryüzünün gerilimli yüzeyinde ayakta durabilmek, ip cambazlığına benzer; denge ile dengesizlik arasındaki o müthiş mücadele. Şairin dediği gibi, “Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın/yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden/bütün işin gücün yaşamak olacak.” Şaire değil de onlara inandık, yaşamaktan yorulmuştuk belki de, yeryüzünün gerilimli yüzeyinde mücadele etmekten. Derinliklere inanmak işimize geldi, kim bilir? Ve derin olduklarını söyleyenlerin peşine takıldık ve yeryüzünden koptuk. Boynumuzdaki tasmalarla derinlerin hakikatine inanıyoruz şimdi. Ve biz yeryüzünden vazgeçtikçe derin olduklarını söyleyenler, yeryüzünü, hayatlarımızı alabildiğine yağmalıyor, gıkımız çıkmıyor. Ses çıkarmaya cüret edenler oluyor bazen, o zaman da derinliğin yasaları giriyor devreye. Hakikatin yolundan sapmakla, sapkınlıkla suçluyorlar. Ve derinliğin gazabıyla korkutuyorlar.

Bize derinlikten söz edenlerin bu işten derin çıkarı olmalı: “Monarşik yönetim biçiminin büyük sırrı ve derin çıkarı, insanları dizginlemesi istenen korkuyu din kılığına sokarak onları aldatmakta yatar; insanlar böylece sanki kurtuluşları için savaşıyormuşcasına kölelikleri için savaşırlar” (Spinoza). Yüzeyden kurtulacaktık ama kendimizi köleliğin derin çukurunda bulduk. Derin çıkarları olanların derinliğe ihtiyaçları vardır. Derinlik yanılsaması yaratmak zorundalar. Oysa yüzeyden başka bir şey yok karşımızda. Ama baktığınızda derinmiş gibi hissediyoruz. Çizgisel perspektiften yararlandılar, derinlik yaratmak için. Yerimizden kalksaydık, sağından solundan baksaydık, dokunsaydık yanıldığımızı fark edebilirdik ama koltuklara çivilenmiştik. Gösterdiklerini derin sandık. Derinliğin içine öyküler yerleştirdiler, inandık. Tanrı-kralların öyküleri. Derin dedikleri stratejiler yalandan ibaretti. “Yalandan kim ölmüş ki” dediler. Savaşlarda milyonlarca insan öldü. Hâlâ akıllanmadık.

Derinlik bir yanılsama
Yüzeyi, yeryüzünü yağmalamak için uydurmuşlar tüm derinlik öykülerini. Yüzeyde yaşıyor, yüzeyde hareket ediyoruz ve ne olup bitiyorsa yeryüzünde gerçekleşiyor. Bir zamanlar yüzeyin kuvvetleriyle dans ederdik, şimdi bırakın dans etmeyi, yüzeyde ne olup bittiğini bile göremiyoruz, sadece derinliğin koyu karanlığı. Ve göremediğimiz yeryüzüne dair öyküler anlatıyorlar. Anlatmak zorundalar, Binbir Gece Masalları’nın Şehrazad’ı gibi, sustuklarında ölecekler. Ama susmuyorlar. Derin mevzularla oyalıyorlar bizi. Ekranlarda derin mevzuları tartışan derin adamları var. Derinlikten söz edenler, bizi yerin dibine, kendilerini gökyüzüne yerleştirenlerdir; iktidarları için kederli varlıklara muhtaç olanlar. Derinlik bir yanılsama, sadece yüzey var, sadece yüzeyde var olabiliyoruz. Yüzeyin kuvvetlerini yeniden duyumsayabiliriz. Hatırlayın, bir zamanlar yerin yüzeyindeki neşeli çocuklardık!