birgün

22° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 15.03.2020 10:11

Dersim'deki üç dilli kavim ve Esperanto'nun öyküsü

Bir zamanlar Dersim’de etrafı İslam halklarıyla kuşatılmış bir vadide heterodoks bir kavim yaşardı. Üç farklı dil konuşan bu kavmin, kendilerine has bir kültürü ve inançları vardı. Hayatı aynı yerden anlamlandıran insanların birbirlerini anlayabileceklerini, yani aynı dile sahip olabileceklerini, aksi durumda aynı lisanla konuşsalar bile birbirini anlayamayacaklarını düşünürlerdi.

Dersim'deki üç dilli kavim ve Esperanto'nun öyküsü

Serhat Halis

dersim-deki-uc-dilli-kavim-ve-esperanto-nun-oykusu-701208-1.

1968 yılının sıcak bir yaz günü, Adriyatik içlerinde bulunan çelik konstrüksiyonlar üzerine kurulu yapay adada küçük bir insan topluluğu bir araya geldi.

Dünyanın farklı yerlerinden adaya gelmiş bu insanlar, Mimar Giorgio Rosa’nın denizin içine yaptığı bu platformun üzerinde bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Bu, çelikten dev bir örümceği andıran adanın, müstakil bir devlet olduğu anlamına geliyordu. Rose Adası Cumhuriyeti işte böyle kuruldu.

Farklı yerlerden adaya gelmiş bu insanların ortak özelliği, aynı dili konuşuyor olmalarıydı. Ama konuştukları bu dile tarih kitaplarında rastlanılamıyordu.

Filologların bu dili herhangi bir arkaik kökene dayandırabildiği de söylenemezdi. Aynı şekilde bu lisan, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kavme de ait değildi. İşin ilginç yanı; yüz yıl öncesine kadar bu dille yazılmış bir kitap, söylenmiş bir şarkı, okunmuş bir şiir, hatta anlatılmış bir masal da yoktu. Tüm bunlara rağmen bu dil, 1968 senesinde bayrağını ılık Akdeniz rüzgârlarının dalgalandırdığı Rose Adası Cumhuriyeti’nin resmi dili oldu.

ESAS OLAN GÖNÜL DİLİDİR

Aynı anda dünyanın başka bir yerinde, küçük bir vadiye nizamsızca dağılmış köylerde ise üç farklı dil konuşuluyordu. Lakin üç dilli olan bu vadideki köylüler, birbirileriyle hiç sıkıntı yaşamadan iletişim kuruyorlardı. Her biri kendi dilini konuşsa da, ilginç şekilde asırlardır anlaşıyorlardı. Zaten vadideki insanlar birbirlerine “öteki” değil, “biz” diyor ve kendilerini aynı kavmin evlatları olarak tanımlıyorlardı. Hatta sıklıkla “72 dil bizdedir” diyerek, biraz mistik bir edayla kendi kavimlerinin her dille iletişim sağlayabileceğini ama esas olanın “gönül dili” olduğunu ifade ediyorlardı. Böylesi bir inanca sahip bu halkın öğretisindeki temel amaç, tüm dünya insanlarının ortak bir “gönül dili” ile konuşmasıydı. Ancak bu amaç hiçbir zaman gerçekleşemedi. 1938 senesinde çok dilli o halkın üzerine bombalar yağdı ve bu ütopya da yerle bir oldu.

Etrafı İslam halklarıyla kuşatılmış bu heterodoks kavmin kendine has bir kültürü ve inancı vardı. Dile dair öğretileri kabaca, “hayatı aynı yerden anlamlandıran insanların ancak birbirlerini anlayabileceklerini, yani aynı dile sahip olabileceğini; aksi durumda aynı lisanla konuşsalar bile insanların birbirini anlayamayacağını” ileri sürüyordu. Ünlü dilbilimci Tore Janson, “Dillerin Tarihi” isimli yapıtında, “dil, ancak onu konuşan insanlar kendilerini ortak bir kültürün parçası olarak gördükleri zaman bir etnik aidiyet taşır” der. Yani aynı dili konuşsalar da bir toplumun ortak kültürel aidiyetleri yoksa aynı kavim olamayacağını vurgular. Bu vurgu tam da bu vadiye dağılmış köylerde yaşayan insanların öğretilerinde dile getirdikleri şeyle aynıdır. Bu yüzden olsa gerek bu vadide yaşayan insanların bazıları üç ana dillidir.

Her ne kadar ailenin dili daha sonra ikiye ve hatta zamanla neredeyse teke düşecek olsa da; büyük büyük dedem de bu vadide yaşayan üç dilli insanlardan biriymiş. Evdekilerle Türkçe, yanındaki avanesi ve kapı komşusuyla her zaman Dersimce ve karşı köyden biriyle karşılaştığında Kırdaşça konuşurmuş; 1887 yılında yaşamını yitirinceye kadar...

uc-dilli-kavim-ve-esperanto-701146-1.
1968’de denizin ortasındaki bir platformun üzerinde, farklı yerlerden gelmiş bir grup insan bir devlet kurdu: Rose Adası Cumhuriyeti. Adanın resmi dili Esperanto idi. Ama bu dile tarih kitaplarında rastlanmıyordu. Filologların bu dili herhangi bir arkaik kökene dayandırabildiği de söylenemezdi. İşin ilginç yanı; yüz yıl öncesine kadar bu dille yazılmış bir kitap, söylenmiş bir şarkı, okunmuş bir şiir, hatta anlatılmış bir masal da yoktu…​

ZAMENHOF’UN ÜTOPYASI

Tam da büyük dedemin öldüğü yıl Polonya’da; tıpkı onun gibi üç dilli olan Zamenhof, uzun süredir üzerine çalıştığı araştırmasını tamamladı. 1887, Zamenhof için oldukça mutlu bir seneydi; zira o yıl, zengin bir ailenin kızı olan Klara Silbernik ile evlendi ve kayınpederinin parasal desteği ile uzun süredir üzerine yoğunlaştığı çalışmasını yayımladı. Onun içine doğduğu bu dünyadaki perspektif, yukarıda bahsini ettiğimiz vadideki kavmin “72 dil bizdedir” öğretisine uzaktı. Bu yüzden, Ortodoks kavimlerin yaşam alanındaki bu dillerin varlığı, belirli bir karmaşa yaratıyordu. Doktor Zamenhof bu karmaşaya bir son vermek niyetindeydi ve bunun için çok küçük yaşlardan beri bu meseleye kafa yormaya başladı. Amacı tüm dünya insanlarının birbirleriyle anlaşmasını sağlayacak kolay bir dil yaratmaktı. Nihayetinde bunu başardı ve ilk başlarda “Lingvo Internacia”, daha sonra ise “Esperanto” olarak bilinecek olan yapay bir dil yarattı. Dili yarattıktan tam 18 yıl sonra, 1905 yılında dilin tüm dünya insanları tarafından öğrenilmesi için “Fundamento De Esperanto” isimli kitabını yayımladı.

Ne yazık ki Zamenhof’un ütopyası da, tıpkı vadide yaşayan kavmin kadim öğretisinde hedeflendiği gibi tüm insanlığı kapsayacak bir dil yaratamadı.

Hayatının önemli bir kısmını ortak bir dünya dili yaratmaya harcayan Doktor Zamenhof, bunun gerçekleştiğini hiçbir zaman göremedi ve 1917 yılının serin bir bahar günü Varşova’da yaşamını yitirdi.

Bir dünya dili olmasa da Esperanto dili, kurucusu Zamenhof’un ölümünden tam 51 yıl sonra bir devletin resmi dili oldu. 24 Haziran 1968’de Adriyatik Denizi’nde bulunan yapay platformdaki Rose Adası Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Esperanto olduğu açıklandı. Ancak bu devletin ömrü uzun sürmedi. Kuruluşundan 8 ay sonra, Şubat 1969 yılında İtalyan donanması, adayı bombalayarak yok etti. Böylelikle tüm dünya insanlığının ortak bir dil konuşmasını hedefleyen başka bir öğreti daha bombalarla parçalanmış oldu. Ama unutulan bir şey vardı; Doktor Zamenhof, başka bir şey daha yaratmıştı.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız