Devlet memuruna güvenmiyor
Ben mi hiç unutmuyorum, onlar mı çabuk unutuyor? Düş kuran ben miyim, gerçekçi olan onlar mı? Bilmiyorum.Bülent Ecevit’in aktif siyaseti bırakma kararından sonra yayınlanan yazılara, belgesellere baktıkça “ siyaset ile ihanet” arasındaki çizgide ömür tüketenlerin kulaklarını çınlatıyorum.Değişim/ dönüşüm/ yükselen yeni değerler tuzağına düşmeden ayakta kalabilenler, Ecevit’in bu çizginin ustaları arasında olduğunu çok iyi biliyorlar.Ama her nedense susuyorlar.
**
Öyle çok gerilere gitmek gerekmiyor 15-16 Haziran 1970’i anımsamak yetiyor.DİSK’i kapatmayı amaçlayan 274 ve 275 sayılı Sendikalar, Grev ve Toplusözleşme yasalarının değiştirilmesine ilişkin girişimlerde “CHP’nin katkısı” unutulmuyor. Başka bir deyişle 12 Mart müdahalesinin yolunu açan AP-CHP işbirliği, açıkça görülüyor.Ortanın solu kavgasından başarıyla çıkan, “ toprağı işleyene, suyu kullanana” teslim eden Ecevit sendikacı milletvekillerine her nedense söz geçiremiyor.
1960’ların sonlarında Çorum’dan Ankara’ya çıplak ayakla yürüyen belediye işçilerine ses veren Ecevit,1970’lerin başında mavi tulumlarıyla alanları dolduran sanayi işçisinin, sesini duymazlıktan geliyor.Aslına bakılırsa Ecevit o yıllarda boyun eğmeye başlıyor. 12 Mart’ın tepkilerini örgütleyerek “oya tahvil etmenin” tadına o yıllarda varıyor.
**
“Siyaset” ile “ihanet” arasındaki ince çizgi üzerinde yürürken 16 Mart 1978 katliamını anımsamak gerekiyor. 7 öğrencinin ölümüne neden olan katliam, DİSK’in önderliğinde 33 demokratik kitle ve meslek örgütü alanları dolduruyor. Faşizme karşı yapılan devrimci direniş çağrısı Başbakan Ecevit’i kızdırıyor:
“Bugünkü yasa ve Anayasa dışı aktif direnişe öncülük edenler hangi ideolojik davranışın içinde bulunurlarsa bulunsunlar, davranışlarının demokratik hukuk devleti kuralları içindeki sonuçlarına katlanacaklardır.
Biz iktidar oluşumuzu özgürlükçü demokrasiyi yaşatmak ve iç barışa kavuşmak isteyen halkımıza borçluyuz. Başka hiçbir kimseye ve kuruluşa borcumuz yoktur. İktidarda kimseye ödeyecek diyetimiz yoktur” ( 22 Mart 1978)
16 Mart katliamının altından Susurluk Çetesi’nin, Abdullah Çatlı’nın, Haluk Kırcı’nın, Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Mehmet Ağar’ın ,Korkut Eken’in çıkması onun siyasal körlüğünün vardığı boyutu anlatmıyor mu?
“İktidarda kimseye ödeyecek diyeti olmadığını” söyleyen Ecevit 1970 Haziran’ında da, 1978 ve 1998 Mart’ında da büyük bir tutarlılıkla aslında hep aynı şeyi yapıyor.İşçiyi, emekçiyi, öğrenciyi, gençliği bir kalemde silip atıyor. !970’lerin başında gençlik hareketlerini siyasi rakibi olarak değerlendiriyor.1990’ların sonunda öğretmenlere grevli /toplusözleşmeli sendikal hakkını çok görüyor.
**
Ecevit’in siyaset sözlüğünde “vefa’nın” yeri olmadığı bir değil bir çok örnekle kolayca kanıtlanabiliyor.
12 Mart’ın ön hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde gazeteci Sadun Tanju CHP’nin genç Genel Sekreteri Bülent Ecevit’le söyleşiyor. Bir gençlik liderinin “Mustafa Kemal Cumhuriyet’i niye Ahmet Beye, Mehmet Beye, şu veya bu kuruluşa değil de gençliğe emanet ettiğini” sorusunu Ecevit’e aktarıyor. Ecevit’in yanıtı “ Bir Neçayef, Batı Avrupa’da sol’un 150 yıl geride kalmasına sebep olmuştur” diyor. Ülkenin büyük sorunlarını küçük omuzlarına yükleyen genç insanları “zorbalıklarıyla halkı bıktırıp usandıran bir eylem içinde bulunduğunu” söyleyen Ecevit “onları siyasal rakip olarak gördüğünü..” açıklıyor.
O Ecevit ki, çok değil üç yıl sonra 1974’te şeriatçı MSP’ye kendi elleriyle iktidar koltuğu sunuyor. O Ecevit ki 70’li yılların karanlığında pay sahibi olan Alpaslan Türkeş’ten, Muhsin Yazıcıoğlu’na kadar herkese el uzatıyor. O Ecevit ki, çok değil on yıl sonra 1995’te kendini Fethullah Gülen’in kollarına atıyor.
Bülent Ecevit’in aktif siyaseti bırakma kararından sonra sayfaları ekranları dolduran çiçekli böcekli duygusal aşk öykülerini hiç olmazsa birkaç somut gerçekle süslemek gerekiyor mu?
Doğrusu insan İsmet İnönü’nün Ecevit’e “ şeriatla oynama uyarısı yaptığını” bilmek istiyor.(Şeref Bakşık’tan..)
27 Mayıs sabahı gözaltına alınan Ecevit’in gazeteci arkadaşı tarafından kurtarıldığını bilmek kime ne kaybettiriyor ( Seyfettin Turhan’dan.. )
Doğrusu insan CHP genel sekreteri Kamil Kırıkoğlu’nun hasta yatağında Ecevit’le son kez görüşme istemini nasıl reddettiğini bilmek istiyor.(Tanju Cılızoğlu’ndan..)
Öğrenci ve gençlik hareketlerinin “ aslında faşist “ olduğunu söylediğini gizlemek kine ne kaybettiriyor.(Sadun Tanju’dan..)
Daha neler neler..
Markalı belgeseller de, bomba gibi diziler de biraz daha özen istiyor.


