birgün

17° AÇIK

SİYASET 02.04.2020 08:27

Devletin radikalliğini hukuk belirler

Devletin radikalliğini hukuk belirler

MUHARREM ERKEK
Av. CHP Genel Başkan Yardımcısı, Çanakkale Milletvekili

Binlerce yıllık tartışmanın ortak konusu: Devlet…

Dün tartışıldığı gibi bugün de devlet üzerine tartışma devam ediyor. Şu aralar dünyada en çok konuşulan konuların başında yine devlet var. Çok daha eski ve köklü geçmişe sahip olan virüslerin kendisini soktuğu biçimden dolayı da olsa konuşuluyor. Son tartışma daha ne kadar sürer bilmiyoruz, ama net olan bir şey var, “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”. Bu ilk kez söylenmiyor. Çünkü savaşlar, krizler, salgınlar tarihin kırılma noktalarıdır. Yaşadığımız Covid-19 salgınına bakarsak da durum aynı. Thomas Hobbes’un deniz canavarı Leviathan ile özdeşleştirdiği devlet (önce hak ve özgürlükleri korumak için kurulsa da sonradan onları ihlal eden mutlak güç olarak devlet), o gücüne rağmen ilk kez sarsılmıyor. 1300’lerde yaşanan Kara Veba ile 200 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor. Daha ötesi, siyasetten dine yerleşik gelenekler de sarsılmaya başlıyor. Hatta Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasında Kara Veba’nın etkili olduğunu ileri süren görüşler vardır. Elbette devleti tartışma konusu yapan sadece salgın hastalıklar değil. 1. Dünya Savaşı da büyük bir yıkımın altından devlet tartışmasını getirmiştir. O dönemki tartışmalar ise sadece sözde ya da teoride kalmamış uygulamaya da geçmiştir. Devlet değişmeye başlamıştır.

DEVLET DEĞİŞİRSE HUKUK DEĞİŞİR

Bir yerde devlet tartışmaya açılmışsa aslında hukuk tartışmaya açılmıştır. Değişen devlet ise orada aslında hukuk kabuk değiştirmeye başlıyordur. Önemli olan bunun hangi yönde olduğudur ve ekonomik altyapısının kimin çıkarına yarayacağıdır.

Koronavirüs salgını nedeniyle tüm devletler bulunduğu durumda değişikliğe gidiyor. Ekonomiye, temel hak ve özgürlüklere müdahale oranı, tahakküm biçimi hepsinde değişimler gözleniyor. Doğal olarak hukuk değişecektir, değişmelidir. Şu an yaşanan süreç bilimkurgu filmlerini andırıyor olabilir. Ama tamamen gerçek. Hukuk da bu gerçekliğe göre biçim alacaktır. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu aslında “evde tut” çağrısı yaparken tam olarak bu hukuki düzeni işaret ediyordu. OHAL ilân etmeden, kamu sağlığını korumak amacıyla İl İdare Kanunu ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun iktidara verdiği yetkilere dayanarak çeşitli önlemler alınabilir. “Salgın bize Allah’ın bir lütfu” mantığından hareket etmeden, evrensel hukukun ilkelerine uygun biçimde bu süreci atlatmak olanaklı. Bu konuda yüksek hassasiyet gösterilmesinin ana nedeni de tahmin edileceği gibi 15 Temmuz sonrası ilân edilen, kısmen FETÖ, aslen kendine muhalif herkesle mücadeleye dönüşen, kış lastiğinden ekonomik tedbirlere kadar her konuda yasal düzenleme yapılan OHAL’dir. Türkiye’nin yeni bir keyfi düzene tahammülü kalmamıştır. Bu nedenle değişen devletin tek ölçütü hukuktur. Tek adam keyfiliğine de hukuk ile son verilebilir.

DEVLET, SALGIN, RADİKALLİK VE HUKUK

Salgın dönemlerinde radikal kararlara evet demek, “gönüllü esaret” anlamına gelmemektedir. Çünkü devletin radikalliğini belirleyen de hukuktur, o olmalıdır.

Dünyayı silkeleyen virüs, Hobbes’un mutlak güç olarak vurguladığı Leviathan’ı da etkiliyor, onu değiştiriyor.

Artık geleneksel çok şey sorguya çekilecek. Özellikle bizim gibi toplumlar için sosyal mesafe ne olmalıdır? Tokalaşma, öpüşme ve sarılmanın sıklığı nedir? Dip dibe masaların yığılı olduğu çalışma ortamları doğru mu? Bu sorulara birkaç ay önce verilen yanıtlarla bugünküler elbette aynı değil. Bağımsız, saygın ve güçlü kurumların varlığı, liyakat ve şeffaflık ne kadar önemliymiş, görülmedi mi?

Ve tabii ki devlet değişiyor, hukuk da. Biz siyasilere düşen ise kamu sağlığını korumak için gerekli önlemlerin alınmasına yardımcı olmaktır. Ama kimse unutmasın ki buradaki kırmızı çizgi hukuktur.

Hep “hukuk her zaman herkese lazımdır” denir. İşte öyle bir dönemden geçiyoruz.

Aristo’nun da dediği gibi: “Adalet, önce devletten gelir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.”

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız