birgün

2° AÇIK

ÇALIŞMA YAŞAMI 05.01.2021 08:56

"Devrimci emek siyaseti için yeni durum ve arayışlar"

"Devrimci emek siyaseti için yeni durum ve arayışlar"

Devrimci Sendikal Dayanışma

Türkiye’de 90’lardan bugüne emek hareketine tarihsel birikim ve deneyim kazandırmış KESK için yeni bir değerlendirme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Son olarak Eğitim Sen Genel Kurulu’nda ortaya çıkan kriz de bu değerlendirme ihtiyacının aciliyetini ortaya koydu.

Eğitim Sen Genel Kurulu’nda ortaya çıkan tablo ve ardından yürüyen tartışma, köklü bir değerlendirme ve değişim ihtiyacını ortaya koydu. Bütün bu tartışmaların kamu emekçileri hareketinin krizine gerçekçi çözümler bulunmasına katkı sağlayacağını umuyoruz. Bu anlayışla, emek hareketinin ve KESK’in birikmiş sorunlarını ele almak ve yeni bir devrimci emek siyaseti ihtiyacına ilişkin yanıt arayışlarını güçlendirmek üzere Devrimci Sendikal Dayanışma olarak bir çıkış yolunu birlikte tartışmak ve bulmak üzere yeni bir adım atıyoruz. Bu adım KESK’in demokratik birikimlerine, mücadelesine sahip çıkan ve emeğin ihtiyacı olan daha etkili bir mücadeleyi örgütlemeyi önüne koyan tüm kesim ve emekçilerle her adımda ortak bir düşünme, tartışma ve mücadele adımı olacaktır.


YENİ ve GÜÇLÜ BİR ADIM

Devrimci Sendikal Dayanışma (DSD) olarak, 2017 Genel Kurulu’nda sorumluluk alırken, ‘Yeni Bir KESK, Yeniden KESK’ metninde yapısal sorunlara dikkat çekmiş; örgütsel demokrasideki aşınmadan, kamunun dönüşümüne bağlı olarak değişen istihdam yapısını kapsayacak yeni örgütlenmeye kadar bir dizi ihtiyacı ortaya koymuştuk. 2017’den bu yana iddialarımızı hayata geçirmek için mücadele ettik. Kuşkusuz ki bu iddiaları ete kemiğe büründürmekte yetersiz kalmamızda kendimize dair eksikliklerin farkındayız. Bununla birlikte, KESK’in belli mutabakatlar içinde donuklaşmasının, bu krize devrimci çözümler bulamayışımızın bugün gelinen noktayı hazırladığını söylemeliyiz.

Bugün artık daha köklü bir tartışmanın yol açacağı yeni adımlara ihtiyaç var. Bu ihtiyaç ekonomik, siyasi ve toplumsal bir krize sürüklenmiş olan Türkiye’nin, kamu emekçilerinin ve tüm emekçi halk sınıflarının acil ihtiyacından ayrı düşünülemez.

Pandeminin eğitim ve sağlık başta olmak üzere her alanda yarattığı sorunlarla birlikte işsizlik ve yoksulluğun derinleşmesine karşı toplumun sınıfsal eksenli talepleri de yükseliyor. Böyle bir dönemde emek hareketinin en önemli mevzilerinden birisi olan KESK’in böyle bir krize sürüklenmiş olması kuşkusuz ki ciddi bir sorundur.

BİR DÖNEM BİTERKEN

KESK’in yapısal sorunlarının kaçınılmaz bir şekilde açığa çıkardığı bu kriz, emek hareketinin krizinden ayrı ele alınamaz. Bu anlamda emek hareketinin ve kamu emekçileri mücadelesinin bir döneminin tamamlandığını söylemek hiç abartılı olmaz. Kamu emekçileri hareketinde bir dönemin sona ermesi ile kastedilen, sadece yönetsel organların oluşum şekli veya sendika içi grupların birbirleriyle olan ilişkileri ile açıklanarak daraltılamaz.

Sendikanın iç yaşantısından sendikal politikaları oluşturma biçimine, politikaların çerçevesinden ufkuna kadar pek çok alanda yenilenmenin artık kaçınılmaz olduğunu, yeni bir devrimci emek siyasetine ihtiyaç olduğunu belirterek tartışmayı sürdürmek gerekmektedir.

KESK dahil emek örgütleri güvencesiz, esnek istihdam biçimlerinin arttığı, çok parçalı istihdam yapısının hâkim kılındığı bir emek rejimi karşısında örgütlenmelerini yenilenmekte yetersiz kalmıştır. Önceki dönemin çalışma ilişki ve biçimlerine göre örgütlenmiş sendikaların, bu çeşitlenmiş ve güvensizleştirilmiş istihdama dayalı çalışan emekçilerle birleşmediği oranda etkinliğini sürdürebilmesi de mümkün olmamıştır. Fiili bir örgütlenme ve mücadele ile aşılabilecek bu sorunları aşabilmeye yönelik fikri canlılık, örgütsel girişim ve enerjinin açığa çıkmadığı bir ortamda, sendikalarda bürokratikleşme ve emekçilerle sendika yönetimleri arasında bir yabancılaşma kaçınılmaz olarak ortaya çıkmıştır. Sendikacılığın bir mesleğe dönüştüğü yozlaşma, sendikaları sınıf-kitle sendikacılığının kalbinin attığı işyerlerinden uzaklaştırmış; aynı zamanda emekçilerin sendika ile canlı ve organik bağları zayıflamıştır. Yeni bir devrimci emek siyaseti bu eksiklikleri aşacak, kendi pratiğimizin devrimci bir eleştirisi üzerine yükselen örgütlenme anlayışı üzerine kurulabilecektir.

KESK’e bağlı işkolları kongrelerinde ve en son Eğitim Sen 11. Genel Kurulu’nda yaşananların ardından devam eden tartışmaların bir bölümü bu gerçek sorunların üzerinden atlayarak, meseleyi bir temsiliyet-koltuk tartışmasına indirgeme eğilimindedir. Sorunu bu bağlamda ele almak çözümleri de sığlaştırarak, bir bakıma bu sendikayı felç eden sorunların gölgelenmesi anlamına gelecektir. Kaldı ki bu tür görüşler KESK’in demokratik birikiminin bir parçası olan mutabakat kültürünün ortadan kaldırılmış olmasını da hafife almaktadır. KESK, kuruluşundan bu yana çoğunluk gücü yerine sendika içindeki tüm eğilimlerin ve emekçilerin mutabakatı olarak ifade edilen, demokratik bir örgütsel kültür üzerinden yükselmiştir. KESK’in bu demokratik niteliğinin çoğunluk gücüyle ortadan kaldırılması ve bu güce dayanarak (aslında çoğunluğu dışarıda bırakan bir yönetim yapısı ile) bir anlayışın sendikaya dayatılması geçiştirilebilecek bir konu değil; sendikal krizin kaynaklarından birisidir. Bir tür oldubittiyle, meşru olmayan yönetimler oluşturulup, sonra bunun kabul edilmesini ve sürecin olağanlaşmasını kimse beklememelidir.

Kamu emekçileri hareketi geleneksel sendikacılığın sınırlarını aşarak, sınıf-kitle sendikacılığı temelinde kapitalist sömürü ilişkilerinin köklü bir değişimini hedefleyerek oluşturuldu. KESK’in talepleri, mücadele yöntemleri, toplumsal müttefikleri ve siyasal iktidarla kurduğu ilişkiyi belirleyen temel itiraz noktasını tali hale getirmek, sendikanın kritik eşiklerde yalpalamasına neden oldu. KESK’e bugün dayatılan da budur.

Emek hareketi ve özelinde kamu emekçileri hareketi, emek rejiminde, kamunun örgütlenmesinde yaşanan köklü değişimlere yanıt verecek bir devrimci yenilenme ihtiyacı ile karşı karşıyadır. KESK’in içine sürüklendiği krize verilecek yanıtlar da bundan ayrı ele alınamaz. Bugün, her şeyi aynı biçimde devam ettirmeye çalışmak ya da sendikal krizi basit bir temsil sorunu etrafındaki geçici bir kriz olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. Artık aynı şekilde devam etmenin imkânsız olduğu bu noktada şimdi, emek hareketinin krizinin temel dinamiklerinin ne olduğu, emeğin parçalı yapısını ortadan kaldıracak birleşik bir emek siyasetinin olanaklarının nasıl geliştirileceği, pandeminin derinleştirdiği krizden emekçilerin yükselen sınıfsal taleplerinin nasıl örgütleneceği vb. sorulara birlikte yanıtlar arayarak yeni bir yol açmanın zamanıdır.

BİR YOL AÇMALI…

Bu yazı yeni bir tartışma öncesi emek hareketinin krizine ilişkin sorunlara birlikte yanıt üretmeye yönelik bir çağrıdır. Emekçilerin söz ve karar hakkını gerçekleştirecek zeminleri inşa ederek, merkezileşerek bürokratik ilişkilere dönüşmüş bir sendikal hayatı reddederek, üretenlerin yönettiği bir sendikal hayat için yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Biliyoruz ki bu yol eşit ve özgür bir geleceğe giden yoldur. Bu yolda tüm emekçilerle birlikte yürümeye hazırız…

Fotoğraf: sendika.org

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol