Dijital enflasyon çağında fotoğrafla hafıza direnişi
Fotoğrafı, ülke tarihine bir tanıklık alanı ve hafıza direnişi olarak konumlayan Bursa FotoFest, 12 Ocak’a kadar devam ediyor. Festivalin küratörlerinden Prof. Dr. Gülbin Özdamar Akarçay, “Dijital enflasyon çağında festivalin sorumluluğu, fotoğrafı ‘bilgi’ veya ‘eğlence’ nesnesi olmaktan çıkarıp ‘düşünce ve duyarlılık biçimi’ haline getirmek” diyor.

Tuğçe ÇELİK
Türkiye’nin en kapsamlı fotoğraf etkinliklerinden olan Bursa Uluslararası Fotoğraf Festivali (Bursa FotoFest), bu yıl 15'inci kez sanatseverlerle buluştu. Bu yıl ‘Kırılma Zamanı’ temasıyla düzenlenen festival Prof. Dr. Gülbin Özdamar Akarçay ile Özcan Yurdalan’ın küratörlüğünde, toplumsal ve bireysel kırılma anlarını fotoğraf üzerinden tartışmaya açıyor. 12 Ocak’a kadar kentin farklı mekânlarına yayılan FotoFest’te, Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda fotoğrafçı, kolektif ve genç üretici eserleriyle yer alıyor. İzlenimcilerin, pasif bir seyirci yerine aktif bir düşünür olmasını da amaçlayan etkinliğin küratörlerinden Prof. Dr. Gülbin Özdamar Akarçay ile festivalin konumunu ve içeriğini konuştuk.
-Bursa FotoFest fotoğrafı bir tanıklık alanı olarak konumluyor. Bugünün Türkiye’sinde bu tanıklık ne anlama geliyor?
Bugünün Türkiye'sinde tanıklık, hem tarihsel hem de güncel katmanları kayıt altına alan, görünür kılmayan mekanizmalara karşı bir hafıza direnişi anlamına geliyor. Fotoğraf, yaşanan toplumsal dönüşümlerin, çatışmaların ve gündelik hayatın sessiz tanığı olarak, resmi anlatıların dışında kalan gerçeklikleri belgeleyebilir. Bu anlamda Bursa FotoFest'in vurguladığı tanıklık, pasif bir kayıt değil; eleştirel bir bakışı, sorumluluğu ve alternatif anlatıları inşa etme çabasını içeriyor. Ülkede son yıllarda yaşanan hızlı değişim, kentsel dönüşüm, çevre sorunları ve toplumsal hareketler göz önüne alındığında, fotoğrafın bu tanıklığı, geleceğe bırakılan görsel bir arşiv ve toplumsal muhakemenin bir aracı haline geliyor.
-Festival temaları çoğunlukla bellek, hak ihlalleri ve ekoloji etrafında şekilleniyor. Fotoğraf, bu meseleleri temsil ederken nerede durmalı?
Fotoğraf bu meseleleri temsil ederken empati kurucu bir köprü ile eleştirel bir mesafe arasında dengeli bir konumda durmalıdır. Amacı, sadece acıyı veya yıkımı sergilemek değil, bu durumların yapısal nedenlerini ve toplumsal sonuçlarını görünür kılmak olmalıdır. Bellek söz konusu olduğunda, fotoğraf geçmişi donuk bir nesne gibi sunmak yerine, bugünle canlı bir diyalog içine sokan, hatırlamayı kolektif bir eyleme dönüştüren bir araç olabilir. Hak ihlallerini temsilde, mağduriyeti estetize etme tuzağına düşmeden, bireyin onurunu koruyan ve izleyiciyi pasif bir acı seyircisi değil, aktif bir düşünür ve sorumlu bir özne konumuna davet eden bir dil geliştirmelidir. Ekoloji bağlamında ise, insan merkezci bakış açısını sorgulayan, doğayı sadece bir fon veya kaynak değil, etkileşim içinde olduğumuz bir özne olarak ele alan bir perspektife ihtiyaç vardır. Kısacası fotoğraf, temsil ettiği şeyin üzerine düşündüren, duygusal bir temas noktası yaratan, ancak aynı zamanda bu teması sorgulamaya dönüştüren bir alanda konumlanmalıdır.
-Sergilerin Bursa’nın tarihî ve kamusal mekânlarında yer alması izleyiciyle kurulan ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Bursa'nın Osmanlı başkenti, erken Cumhuriyet sanayi kenti ve modern metropol kimlikleri, ‘Kırılma Zamanı’ temasıyla çarpıcı bir şekilde kesişiyor. Ayrıca festival, sanatı müze veya galerinin kutsal, ayrıcalıklı alanından çıkarıp kamusal hayatın içine, insanların gündelik rotalarına yerleştiriyor. Bu, erişilebilirliği ve demokratikleşmeyi artırıyor; sanatı ‘herkes için’ kılıyor. İzleyici mekanla fiziksel bir ilişki kurarken, sergilenen imgelerle de zihinsel bir ilişki kuruyor. Bu çok duyulu deneyim, fotoğrafın etkisini güçlendiriyor ve izleyiciyi sadece bir ‘seyirci’ olmaktan çıkarıp mekânın ve eserin bir parçası haline getiriyor. Bunun en güzel örneği Emin Altan’ın Ertuğrul Bey Meydanı’nda sergilenen Chosmos sergisidir.

-Festival, Türkiye’den fotoğrafçıların uluslararası görünürlüğüne nasıl bir katkı sunuyor?
Bursa FotoFest, bu sene nitelikli bir küratöryel platform olarak uluslararası standartlarda bir içerik ve sergileme pratiği sunuyor. ‘Kırılma Zamanı’ gibi evrensel temalar etrafında şekillenen sergiler, yerel hikâyeleri küresel bir dil ve bağlamla buluşturuyor, böylece uluslararası izleyici için daha erişilebilir hale geliyorlar. Türkiye’den fotoğrafçılara uluslararası ağ oluşturma imkanı sağlayarak, yurtdışından sanatçı ve profesyonelleri ile karşılıklı etkileşim, işbirlikleri ve gelecek projeler için zemin hazırlıyor. Aynı zamanda önemli projeler üreten ancak görünür olmakta zorlanan fotografçılara da ilk sergilerini açma imkânı sunuyor.
-Dijital görüntülerin hızla çoğaldığı bir çağda, fotoğraf festivallerinin temel sorumluluğu sizce nedir?
Dijital enflasyon ve görsel gürültü çağında, fotoğraf festivallerinin temel sorumluluğu yavaşlatmak, derinleştirmek ve bağlam sağlamaktır. Festivaller, sosyal medya akışındaki anlık ve yüzeysel imgelerin aksine, nitelikli bur küratöryal seçki ve düşünsel bir çerçeveyle işleri bir araya getirir. Fotoğraf festivalleri aynı zamanda medium'un kendisini sorgulamalı, fotoğrafın dijital, analog, kavramsal veya belgesel sınırlarında nerede durduğunu, yapay zekânın ve yeni teknolojilerin onu nasıl dönüştürdüğünü tartışmaya açmalıdır. Son olarak, imgelerin arkasındaki fikirleri, etik soruları ve toplumsal bağlamları konuşmak için sanatçı konuşmaları, paneller ve atölyeler düzenleyerek eleştirel diyaloğu tetiklemek ve pasif tüketimi aktif katılıma dönüştürmek de temel sorumluluklarındandır. Kısacası, festivalin sorumluluğu, fotoğrafı bir ‘bilgi’ veya ‘eğlence’ nesnesi olmaktan çıkarıp, bir ‘düşünce ve duyarlılık biçimi’ olarak konumlandırmaktır.
-Festivalin hayata geçirilmesinde bu yıl ne tür zorluklar yaşadınız, önceki yıllarla kıyasladığınızda nasıl değerlendirirsiniz?
Bu yıl festivalin hayata geçirilmesinde yaşanan zorlukların başında mekân temini ve uyarlama süreçleri geldi. Tarihi ve kamusal alanlarda sergi düzenlemek, her zaman olduğu gibi bu yıl da önemli lojistik ve teknik zorluklar barındırıyordu. Ancak, bu zorlukları aşmamızda en kritik etken, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi ile kurduğumuz yakın işbirliği ve istikrarlı diyalog oldu. Belediyenin sağladığı kurumsal destek ve esneklik, mekânlara erişim, teknik altyapı ve izin süreçlerinde büyük kolaylık sağladı. Ayrıca, BUFSAD başta olmak üzere diğer yerel sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ve gönüllü ağlar gibi diğer tüm bileşenlerle uyum içinde yürüttüğümüz çalışma, festivalin omurgasını güçlendirdi ve ortak bir amaç etrafında kenetlenmemizi sağladı.


