birgün

13° AÇIK

GÜNCEL 18.04.2021 09:44
author

Dikkat, Twitter’da çok başarılıysanız nedeni mutsuzluk olabilir!

Takip ettiğim yabancı kaynaklardaki uzmanları yakından tanımak istediğimde çok sık karşılaştığım bir durum var. Özellikle Twitter hesaplarına bakarken kendimi hep şunu derken yakalıyorum: Kadının veya adamın onca çalışması var, belki alanında tek otorite ama benim kadar bile Twitter takipçisi yok. Kaldı ki benim 64 bin küsurlarda gezinen Twitter takipçi sayım da Türkiye ölçeğine göre oldukça mütevazı. Dolayısıyla buna şaşırmamın nedeni, söz konusu kişileri kendimle karşılaştırıp övünme payı çıkarmak değil. Çünkü burada bir gariplik olduğunu seziyor ve anlamaya çalışıyorum. Bu kişilerin çoğu Amerika’da yani Twitter’ın anavatanında yaşarken ve dünyada çok daha fazla geçerli bir dil olan İngilizce dilinde tweetler atarken nasıl böyle bir fark oluşuyor? Bu sorunun bir yanıtı oldukça açık: Türkiye’de geleneksel medya neredeyse tamamen tek sesli yayın yaptığı için insanlar, hakikati sosyal medyada arıyor ve bu nedenle Twitter’daki takipçi sayıları buraya varıyor. Ancak, bence bu sorunun daha bilimsel yaklaşılabilecek başka bir yanıtı daha var. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nun derdi de bu. Acaba Twitter’da bu kadar başarılı olmamızın nedeni mutsuzluk olabilir mi?

NEGATİF TWEETLER DAHA MI FAZLA PAYLAŞILIYOR?

The Guardian’da Natalie Grover’ın 13 Nisan 2021 tarihli haberiyle öğrendim (Just say no: negativity is secret of political tweet success, study finds) İspanya’da Jaén Üniversitesi araştırmacıları tarafından yayımlanan yeni tarihli bir araştırmada 2017’de yapılan Katalonya Bağımsızlık Referandumu sırasında atılan tweetlere odaklanılmış. 25 bin 847 hesaptan yayılan 49 bin 962 tweet incelenmiş. Bu tweetleri belli parametrelerle göre olumsuz ve olumlu duygu durumlarına göre ikiye ayırmışlar. Görülmüş ki özellikle siyasi bağlamda olumsuz duyguyla atılan tweetlerin retweet edilme ve viralleşme olasılığı anlamlı düzeyde yüksekmiş. Araştırmacılar, referandum dönemindeki olumsuz havadan dolayı olumlu tweetlerin daha az paylaşıldığı şerhini düşüyor ve çalışmanın ‘olumsuzluğun ana akım olduğu bir dönemde’ yapıldığını da ayrıca belirtiyorlar.

TÜRKİYE’DE TWITTER’IN ANA AKIMI OLUMSUZLUK DENİLEBİLİR Mİ?

İspanya’da yapılan bir araştırmaya dayanarak, ‘Türkiye’de de böyle işte’ diye kolaycı bir çıkarım yapmak istemem. Aynı araştırmanın, aynı şartlarda Türkiye’nin de belirli bir dönemine odaklanarak yapılması gerekir. Ancak İspanya’da araştırmanın yapıldığı dönemin şartlarına yakından bakacak olursak, ülkenin bir kısmı bağımsız olmak için oylama yapıyordu, ülkenin bir diğer kısmıysa bunu yasadışı bularak öfkeliydi. Yani kutuplaşma had safhadaydı diyebiliriz. Türkiye’de bu tarz keskin bir kutuplaşmayı en az 10 yılı çok şiddetli olmak üzere, 19 yıldır yaşıyoruz denilebilir. Twitter’a en büyük yeni kullanıcı akınının da 2013 yazında, Gezi Direnişi sırasında yaşandığını biliyoruz. Dolayısıyla, Türkiye’de Twitter’ın ana akımının çok uzun zamandan bu yana “olumsuzluk” üzerinden kurulduğunu söylemek çok yanlış olmaz. Bu bilgi bizi, yaygın mutsuzluğun Türkiye’de Twitter’a olan ilgiyi patlattığı düşüncesine götürebilir. Veriyle kanıtlayamam ama benim kanaatim bu yönde.

KÖTÜ HABER BAĞIMLILIK YAPAR

Bu köşede kötü haberlerin çekiciliğine ilişkin yazdığım (hatırlayabildiğim) iki yazı var. Bir tanesi 2018’de yayımlandı (Kötü bir haberim var), bir diğeriyse 2020’de (Kötü haber bağımlılarına iyi bir haberim var). İlkinde Daniel Kahneman’a referansla “kötü haberlere öncelik veren doğamızı”, ikincisinde adı felaket kaydırması (doomscrolling) konulan kötü haber bağımlılığımızı mercek altına almıştım. Her ne kadar siyasi gündem Twitter üzerinden dönse de Twitter’ın mutsuzluk yaratan doğası yüzünden sokaktaki karşılığının az olacağını düşünüyordum. Platform gündeme göre zaman zaman öne çıksa da bunun bir süre sonra bıkkınlık yaratacağı da açıktı. Bana kalırsa, Türkiye’de özellikle muhalefetin Twitter’daki olumsuz havaya kapılıp uzunca bir süre “umut vermeyi” unutması, hatırladığı noktada da toparlanır gibi olması (2019 yerel seçimi) buna bir örnek olarak verilebilir. Hal böyleyken, Twitter’ın olumsuzluğun öne çıktığı doğasına yeniden kapılmanın siyaseten kime yarayacağı üzerine de düşünülebilir. Siyasete değil, sosyal medyanın insan ve toplum üzerinde bıraktığı etkilere odaklandığım için bunun ayrıntısına girmek istemem. Ancak Twitter’da çok başarılı olmanın, siyaseten başarıyla ve kişisel olarak da mutlulukla doğru orantılı olmadığına dair kuvvetli kanaatlerim var. Bana kalırsa, Twitter’da bu kadar iyi olmamızın nedeni, sadece Twitter’dan kaynaklanmayan mutsuzluğumuz olabilir. Bununla birlikte unutmayalım ki ne siyaset umut vermeden yapılabilir ne de hayat umutlanmadan yaşanılabilir.