birgün

6° PARÇALI BULUTLU

YAŞAM 21.02.2020 06:00

Dil kaybolursa halk ölür

Dünyada 2 binin üzerinde dil, Türkiye’de ise 18 dil kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. Demokratik kitle örgütleri temsilcileri genç neslin anadillerini konuşamadığını ve dil kaybolursa bir toplumun da yok olacağını dile getiriyor

Dil kaybolursa halk ölür

Dilara ŞİMŞEK

Bugün Uluslararası Anadil Günü. Birleşmiş Milletler Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) verilerine göre dünya üzerindeki 6 bin dilden 2 bin 473’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Her 2 haftada 1 dil yok oluyor. Türkiye’de konuşulan 18 dil de kaybolmaya yüz tutan diller arasında.

UNESCO tehlike altındaki dilleri; ‘kırılgan’ ‘açıkça tehlikede’, ‘ciddi anlamda tehlikede’, ‘son derece tehlikede’ ve ‘kaybolmuş’ kategorileri altında ele alıyor.

Dilin ‘kırılgan’ olması, birçok çocuk tarafından konuşulmasına rağmen bu kullanımın ev gibi belirli alanlarla sınırlandırıldığı anlamına geliyor. Türkiye’de Abhazca, Adigece, Kabartayca-Çerkesçe ve Zazaca kırılgan diller arasında sıralanıyor.

‘Açıkça tehlikede’ olan dillerin çocuklar tarafından anadil olarak öğrenilme oranı oldukça düşük. Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romanca, Süryanice ve Batı Ermenicesi açıkça tehlikede olan dillerden.’

‘Ciddi anlamda tehlikede’ olan diller toplumun yaşlı kesimi tarafından konuşulan, orta-yaşlı kesim tarafından anlaşılan ama çocuklara öğretilmeyen dilleri kapsıyor. Bu sınıflandırmaya göre Gagauzca, Ladino ve Turoyo ciddi anlamda tehlikede.

‘Son derece tehlikede’ olan diller toplumun yaşlı kesimi tarafından nadiren konuşuluyor. Türkiye’de bu kategoriye giren tek dil ise sadece 4 kişinin konuştuğu Hertevin.

40 YAŞIN ALTINDAKİLER ÇERKESCE BİLMİYOR

Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cihan Ertok 40 yaşın altındakilerin Çerkesçe bilmediğini dile getirdi. Diğer ülkelerde yaşayan Çerkeslerle daha çok iletişim kurarak kültürün yaşatılması gerektiğine dikkat çeken Ertok, şöyle konuştu:

“Kafkasya’ya gidip gelen hemşerilerimiz genelde tarihine ve kültürüne daha bağlı kalıyor. Dünyadaki yaşayan diğer ülkelerdeki Çerkeslerle ortak kültürel aktiviteler yapmak gerekir. Tarihimizin ve kültürümüzün yaşaması için gençlerimize bu kültürü aktarmak gerektiğini düşünüyorum. Bu kültürü aktarırken sözlü olarak, yaşayarak birebir aktarmanın yanında, birde yazılı olarak materyaller üretip bunların kalıcı olmasını sağlamak gerekir.

Örneğin dünyada birçok insan Yunan Mitolojisi’ni biliyor. Ancak Nart destanlarını bilmiyor. Çünkü unan Mitolojisi yazılı olarak aktarılmıştır. Nart Destanları, Yunan Mitolojisi ile aynı eşdeğerde ve tarih olarak bir o kadar eski olmasına rağmen, dededen toruna sözlü olarak aktarıldığı için bu destanları Kafkas halkları dışında çok az insan biliyor.”

KÖYLERDE BİLE ZAZACA KONUŞULMUYOR

Zaza-Der Yönetim Kurulu Başkanı Hıdır Eren, Zazaca’nın (Zazaki) ve diğer tehlike altındaki dillere devletin pozitif politikalarla yaklaşması gerektiğini söyledi:

“Zazaki’nin, 4-6 milyon kişi arasında konuşulduğu tahmin ediliyor. Dağılmış toplum olduğu için kesin rakam bilinmiyor. Dilin geldiği nokta çok kötü. Artık yerleşik olduğu köylerde bile insanlar anadilini konuşmuyor. Yeni nesil artık bu dilli bilmiyor. Dil tehdit altında. Tehditten devletin bu dile yönelik pozitif politikalarıyla kurtulmak mümkün olabilir. Kültürel gruplarla yaşamayı sindirmesi gerekiyor. Eğer okullarda eğitim dili olabilirse bunun önüne geçilebilir. Ne yazık ki anadil eğitim hakkının önüne geçiliyor.”

Eren, yarın Dünya Anadil Günü’nü diğer kültürel gruplarla kutlayacaklarını aktardı:

“Hemşin Kültürünü Araştırma Ve Yaşatma Derneği (HADİG), Gürcü Kültür, İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Laz Enstitüsü ve Pomak Dernekleri Federasyonu ile birlikte organize ettik. Yarın 13.00-16.00 arasında Bahçeşehir Üniversitesi D Salonu’nda bir araya geleceğiz.”

Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı (DHİBRA) 40 kurumun imzaladığı ortak deklarasyonu basın toplantısıyla açıkladı. Toplantıda, “Dillerin önündeki engellerin kaldırılması ve çoğulculuğun hayatın her alanına hâkim olmasını istiyor ve savunuyoruz” dendi.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız