Google Play Store
App Store

Aile Dayanışma Ağı'nın 12. Buluşması bugün Saraçhane'de gerçekleştirildi. Ekrem İmamoğlu'nun mektubunun okunduğu buluşmada söz alan Dilek Kaya İmamoğlu “16 milyonluk İstanbul’un millet iradesiyle seçilmiş başkanının, neredeyse adını anmak yasak. X hesabına erişim engellenmiş durumda. Oysa ki Ekrem İmamoğlu, hala İstanbul Belediye Başkanıdır. Bu yapılanlar yasal değildir” dedi. Buluşmada Silivri'de tutuklu bulunan Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın kardeşi Caner Aydar ve 19 Mart'tan sonra gözaltına alınıp tutuklanan üniversite öğrencisi Emircan Yılmaz da söz aldı.

Kaynak: ANKA
Dilek Kaya İmamoğlu: "Artık sadece siyasetçiler değil, aileler de hedef alınıyor"
Fotoğraf: ANKA

19 Mart operasyonları mağdurları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 12. buluşmasını bugün Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi.

Buluşmaya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı ve çok sayıda milletvekili katıldı.

Buluşmada Silivri'de tutuklu bulunan İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gönderdiği mektup, Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu.

İmamoğlu’nun mektubunun okunmasının ardından, sırasıyla; Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın kardeşi Caner Aydar ve üniversite öğrencisi Emircan Yılmaz söz alarak, kendilerinin ve ailelerinin yaşadıkları hukuksuz süreci kamuoyu ile paylaştı.

"ADINI ANMAK YASAK"

Dilek Kaya İmamoğlu, buluşmada yaptığı konuşmada “İlk günden bugüne yaşananlar, hukukun siyasetin aracı haline gelmesinin örnekleri oldu” diyen İmamoğlu, “Kıymetli eşim Ekrem İmamoğlu’nun görüntüsüne, sesine yasak getirildi. 16 milyonluk İstanbul’un millet iradesiyle seçilmiş başkanının, neredeyse adını anmak yasak. X hesabına erişim engellenmiş durumda. Oysa ki Ekrem İmamoğlu, hala İstanbul Belediye Başkanıdır. Bu yapılanlar yasal değildir” ifadelerini kullandı.

“Bu buluşmalara katılan herkes; dayanışmamızın büyümesine, adalet arayışımızın güçlenmesine katkı sağlıyor” diyen Dilek Kaya İmamoğlu, şunları söyledi:

“Her hafta artarak, daha fazla sayıda vicdan sahibi insanla kenetlenerek bir araya geliyoruz. Yaşatılan haksızlık ve hukuksuzlukların karşısında rahatsız olanların sayısı, her geçen gün artıyor. Her kesimden, her siyasi görüşten insan, sadece destek olmak için değil, aynı zamanda toplum vicdanının sesi olmak için her cuma, Saraçhane’ye geliyor. İlk günden bugüne yaşananlar, hukukun siyasetin aracı haline gelmesinin örnekleri oldu. Kıymetli eşim Ekrem İmamoğlu’nun görüntüsüne, sesine yasak getirildi. 16 milyonluk İstanbul’un millet iradesiyle seçilmiş başkanının, neredeyse adını anmak yasak. X hesabına erişim engellenmiş durumda. Oysaki Ekrem İmamoğlu, hala İstanbul Belediye Başkanıdır. Bu yapılanlar yasal değildir. Hukuk devletinin temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal ediliyor. Aynı şekilde birçok medya mensubunun da sosyal medya hesaplarının kapatıldığına, iktidarı rahatsız eden haberlerin görünürlüklerinin engellendiğine şahit oluyoruz."

“SADECE EKREM İMAMOĞLU DEĞİL, HALKIN DA HABER ALMA HAKKI ENGELLENİYOR"

"Daha dün, birçok değerli basın mensubu, yine dayanaksız iddialar nedeniyle ifadeye çağrıldı. Basın üzerinde büyük bir baskı oluşturulmaya çalışılıyor. Sadece Ekrem İmamoğlu değil, halkın da haber alma hakkı engelleniyor; milletin iradesi susturulmaya çalışılıyor. Bununla da yetinilmiyor, açıkça aileler hedef alınıyor. Bu hafta içinde değerli kayınpederim Hasan İmamoğlu ile sevgili oğlum Selim ifadeye çağrıldılar. Daha ifadeleri alınmadan önce, haklarında yurt dışına çıkış yasağı getirildi. Artık yalnızca siyasetçileri değil, aileleri de hedef alıyorlar. Oysa ki aile kutsaldır. Aile, toplumun temelidir. Ailelerin bile bu hukuksuzlukların muhatabı haline getirilmesi ne adalete ne siyasete ne de vicdanlara sığar. Bu; yargı eliyle bir intikam peşine düşülmesinin tablosudur. Sadece mağduriyet yaşayan ailelerin değil tüm toplumun adalet duygularını aşındırmaktadır. Halkın devlete duyduğu güveni zedelediği için de çok tehlikelidir. Çünkü adalet, toplumu ayakta tutar."

"ADANA'DAN 1200 KİLOMETRE GELİP, BİR SAAT GÖRÜŞÜP, 1200 KİLOMETRE AYNI GÜN DÖNÜYORUZ"

19 Mart operasyonları kapsamında tutuklu bulunan Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın kardeşi Caner Aydar da süreçte yaşanan hukuksuzlara ve tutukluluk sürecinde ailenin yaşadığı zorluklara değindi. Aydar konuşmasında şunları söyledi:

"Bundan tam 161 gün önce, 31 Mayıs sabaha karşı hayatımızın en kötü gününe uyandık. Daha doğrusu uyanmadık, uyandırıldık. Bir şafak vakti, onlarca polis, evimizin kapısına geldiler. Ceyhan halkının kendini yönetmesi için seçtiği, gece ve gece gündüz demeden çalışan Belediye Başkanı’nı İstanbul'dan almaya geldiler. O sabah abim evde yoktu. Yazlıktaki evinde kalmaktaydı. Kendini almaya gelen polisleri öğrenince, telefonda, ‘Ne için gelmiş olursanız olun, yanlış yaptığım hiçbir şey yok,’ diyerek hemen polislerin yanına geldi. Kadir Aydar'ın ailesi olarak biz; annem, ben, kardeşim ve akrabalarımız ile 22 haftadır her Perşembe, Adana'dan 1200 kilometre gelip, bir saat görüşüp, 1200 kilometre aynı gün dönüyoruz. Adana'dan Silivri'ye geliş yolculuğumuz onu görecek olmanın mutluluğu ve heyecanıyla güzel geçiyor. Onunla bir saat görüştükten sonra, onu burada, Silivri'de bırakıp Adana'ya dönmek, hüzünlü geçen yolculuğumuz, kalbimizde derin yaralar açmaktadır. Ve bu süreçte, başta bizimle aynı haksızlığa uğrayan diğer mağdur ailelerle birlikte birbirimize dost olduk. Acılarımızı paylaştık. Dostluğumuz aile bağına dönüştü. Aynı acıları, aynı duyguları paylaşmak, bizleri birbirimize daha yakınlaştırdı”

“BABAMIZIN İLLA ÖLMESİ Mİ GEREKMEKTEDİR?”

Abisi ile birlikte babaları Mustafa Aydar’ın da tutuklu yargılandığına dikkat çeken Caner Aydar konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Babam Mustafa Aydar, Ceyhan'ın en sevilen, yıllardır ticaret yapan, dürüst, namuslu bir iş insanıdır. Bugüne kadar yaptığı ticaretlerde ne bir haksızlığı ne de bir yanlışı olmamıştır. Adana ilinde ve ilçelerinde yaptığı binlerce daireleri satarken, hiçbir zaman parayı birinci öncelik yapmayıp, insanların ev sahibi olması için her zaman yardımcı olmuştur. Ve buna tüm Adana şahittir. Babam daire sattığı binlerce insanın dualarını almıştır. O binlerce dairede yanlış yapmayan insan, bir tane daire satarken mi yanlış yapmıştır? Bir tane daire satarken yanlış yapması ne onun karakterine sığmaz ne de namuslu yaptığı bu ticaretine de sığmaz. Bu süreçte de bu davada da babam Mustafa Haydar'ın hiçbir yanlışı yoktur” dedi. Baba Aydar’ın tutukluğu süresi içinde iki kez beyin damarı tıkanması sorunu yaşadığı, aynı süreçte kalp damarlarına stent takıldığı bilgilerini paylaşan oğlu Aydar, “Cezaevi kapısını açık görse izinsiz çıkmayacak olan babamız Mustafa Aydar’ın mahkemeyi evde beklemesinde ne gibi sakınca vardır? Bu kadar ağır hasta birinin bırakılması için daha ne beklenmektedir? İlla ölmesi mi gerekmektedir?”

ÖĞRENCİ EMİRCAN YILMAZ: "ÖFKEMİZ, İLK GÜNKÜ GİBİ DİPDİRİDİR"

Etkinlikte, 19 Mart’tan sonra başlayan Saraçhane eylemlerinin 100’ncü günü nedeniyle düzenlenen buluşma sonrasında gözaltına alınıp tutuklanan üniversite öğrencisi Emircan Yılmaz da söz aldı. Yılmaz yaşadıklarını şu sözlerle özetledi:

“Haksızlığın, hukuksuzluğun 100’ncü gününde, tam da burada, Saraçhane'de, orantısız güç ve şiddete maruz kalarak, işkenceyle gözaltına alındım. Saatlerce ters kelepçeli olarak, önce yolun ortasında, daha sonra ise gözaltı aracında bekletildim. İki gecelik gözaltı süreci ardından tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne gönderildim. 19 Mart sürecinden beri öğrencilere yöneltilen bu işkenceye karşı insanlık onuru galip gelecektir. Biliyorum ki; içi boş dosyalarla rastgele seçilerek gönderildiğim bu zindanda bizden beklenen şey, haksızlığa karşı sesimizi kısıp, boynumuzu eğmemiz. Ama ne Vatan nezaretinin psikolojik şiddeti ne de bizi sindirmek için gönderildiğimiz Silivri Cezaevi, beni ve mücadele arkadaşlarımı yıldırabilir. Özgürlüğümüzden, eğitimimizden, gözü yaşlı ailemizden mahrum bırakanlar bilmelidir ki; öfkemiz, ilk günkü gibi dipdiridir. Ekrem İmamoğlu'nun duruşma salonundan haykırdığı gibi söylemek isterim ki; bizler yargılanmıyoruz, cezalandırılıyoruz. Tıpkı belediye başkanları, muhalif gazeteciler ve onurlu avukatlar gibi."