birgün

3° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 17.01.2021 08:37

‘Dindar-kindar nesil’ hayali öğrencilere nefes aldırmıyor!

Bu coğrafyada laik eğitim mücadelesi ile kamusal eğitim mücadelesi iç içe geçmekte, birbirinin güvencesi ve koşulu haline gelmektedir. Tam da bu nedenle, öğrencileri hem dinsel sömürünün hem de piyasa sömürüsünün hedefi haline getiren ve onların yaşamları üzerinde bir tahakküm aracına dönüşen bu eğitim sistemini dönüştürmek bugünün en önemli görevidir.

‘Dindar-kindar nesil’ hayali öğrencilere nefes aldırmıyor!

NEJLA DOĞAN

AKP’nin kamusal alanı bütünüyle laiklikten arındırma politikası 2002’den bu yana çok mesafe kat etti. Bugün artık kalan kırıntılar da yok edilmeye, dinsel kuşatmada bir boşluk bırakılmamaya çalışılıyor. Bu bağlamda laik ve bilimsel eğitime ilişkin çember de her geçen gün daralıyor. Son birkaç yıldır haklı bir gündem yaratan “seçmeli dersleri seçememe” konusu da bu çemberin ne kadar daraldığı ve gelecekte ne kadar daralabileceği konusunda bir fikir veriyor. Ayrıca çok basit bir mesele gibi görünen ders seçme hakkının kullanılması konusunda çıkarılan engeller, iktidar ve ortaklarının hukuk tanımazlığının nerelere kadar uzandığını ve nasıl bir ideolojik kararlılığa sahip olduklarını gösteriyor.

Zorunlu din dersleri, müfredat ve ders kitaplarının dinselleştirilmesi, gerici vakıf ve derneklerle imzalanan protokoller, okullardaki dini etkinlikler, devlet yurtlarının yerini alan tarikat yurtları… Bunların her biri, MEB’i bağlayan yasa ve yönetmeliklere rağmen hayata geçirildi. Benzer bir süreç, bir süredir seçmeli derslerle ilgili de işletiliyor ve bu dersler fiili olarak din dersleriyle sınırlanmak isteniyor. MEB-Diyanet-tarikatlar üçgeninde yürütülen seçmeli ders kampanyaları ile aileler zorla bu derslere yönlendiriliyor; okul idarelerine bu derslerin seçtirilmesi için baskı yapılıyor. Hatta bazı MEB bürokratları, bu yıl pandeminin de yarattığı fırsatla, seçmeli din derslerinin zorunlu-seçmeli hale getirilebileceğini öğütlüyor. Camilerde din derslerinin seçilmesi için hutbeler okunuyor.

OKULLAR BİLİMİ DEĞİL CEHALETİ KİTLESELLEŞTİRİYOR!

Tüm okulları imam hatibe dönüştürmek isteyen, dönüştüremediği okulların programını da zorunlu ve seçmeli derslerle büyük oranda imam hatipleştiren bu zihniyet, öğrencilere dinden azade seçimler yapma ve nefes alma şansı tanımıyor. Öğrencilerin okul ortamında bilimle, sanatla, felsefeyle, sporla buluşma olanağı gittikçe azalırken; akıl yürütme, sorgulama, eleştirme yetenekleri köreltiliyor. Bugünün dünyası ve bilme ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen “dindar-kindar nesil” hayali, kamu okullarını cehaleti kitleselleştiren mekânlar haline getiriyor. Nitekim tüm kademlerde temel bilimlerdeki başarı düzeyinin her geçen gün düştüğüne, öğrencilere okuduğunu anlama becerisinin bile kazandırılamadığına tanıklık ediyoruz.

Eğitimin bilimsel ideal ve amaçlarını yitirmiş olması ve cehaletin okul ortamında sistematik bir biçimde üretilmesi politik bir tercih elbette. Hatta mevcut rejimin devamlılığını sağlayabilmesi için politik bir zorunluluk. Bugün gençlere ucuz işgücü olmak dışında bir seçenek sunmayan, hatta artık bir iş olanağı bile sunamayan iktidar, bol miktarda din vaat ediyor. Yoksulluk artıp sömürü derinleştikçe, dinselleşmenin ve ‘şükür pedagojisi’nin şiddeti de artıyor. Bu dünyadaki geleceksizlik, adaletsizlik, eşitsizlik ve umutsuzluklar, bilinmez bir öte dünyanın mutluluk vaatleriyle katlanılır hale getirilmeye çalışılıyor. Seçmeli derslere kadar varan bir dayatmayla, din bir kez daha “kalpsiz bir dünyanın kalbi” olarak çocukların, gençlerin önüne sürülüyor.

Kendi çocuklarına imam hatip eğitimini layık görmeyenler, kendi özel okullarını imam hatibe dönüştürmeyi aklından bile geçirmeyenler, nitelikli eğitimi satın alma gücüne sahip olmayan yoksul çocukları dini disiplin ve baskıyla terbiye edip itaatkâr emekçilere dönüştürmek istiyorlar. İktidarın politik ve ekonomik çıkarlarının öğrencilerin gelişimsel çıkarlarının önüne geçtiği bu düzende, milyonlarca çocuk ve genç, akademik ilgi ve beklentileri bir kez bile sorulmadan, kapasiteleri umursanmadan, potansiyelleri keşfedilmeden, istemedikleri okullarda, istemedikleri dersleri alarak eğitim-öğretim yaşamlarını tamamlıyorlar. Bu, kendi eğitimine dair hiçbir şeyi seçememe hali, bir süre sonra kendi yaşamına dair hiçbir şeyi seçememeye dönüşüyor.

BASİT BİR SEÇİM MESELESİ DEĞİL LAİKLİK MESELESİ!

Dar bir politik-ekonomik-dini çıkar grubunun ayrıcalıklarını sürdürmek üzerine inşa edilmiş bu eğitim sisteminin, bugün ne toplumsal ne de pedagojik bir karşılığı var. Öyle ki; bu çıkar grubunun kendi tabanı saydığı toplumsal kesimler bile, her yanı dinle kuşatılmış bu eğitime ikna olmuyor; seçme şansı olduğunda çocuklarının geleceği için nitelikli bilimsel eğitimi tercih etmek, din dersi yerine akademik gelişimi destekleyecek dersler seçmek istiyor. Çünkü yoksul halk kitleleri, her şeye rağmen eğitimi hâlâ sınıf atlamanın, yoksulluktan kurtulmanın tek yolu olarak görüyor.

Tam da bu nedenle, bu coğrafyada laik eğitim mücadelesi ile kamusal eğitim mücadelesi iç içe geçmekte, birbirinin güvencesi ve koşulu haline gelmektedir. Tam da bu nedenle, öğrencileri hem dinsel sömürünün hem de piyasa sömürüsünün hedefi haline getiren ve onların yaşamları üzerinde bir tahakküm aracına dönüşen bu eğitim sistemini dönüştürmek bugünün en önemli görevidir. Bu görev sadece velilerin, eğitimcilerin, öğrencilerin değil, tüm ilerici ve aydınlanmacı güçlerin sahiplenmesi gereken bir sorumluluktur. Çünkü bu aynı zamanda bu ülkenin geleceğinin sahiplenilmesi sorumluluğudur.

Evet, karşımızda ideolojik bir kararlılık ve saldırganlık varsa, bizim de eğmeden, bükmeden ideolojik bir kesinlikle yanıt üretmemiz gerekiyor: Her uygulaması din istismarına dönüşen bir eğitim değil, laik, bilimsel, kamusal eğitim istiyoruz. Tarikatların, cemaatlerin tüm eğitim-öğretim süreçlerinden ayıklanmasını istiyoruz. Görev ve yetkilerini dini grupların ve sermayenin beklentileri için değil, halkın beklentileri için kullanan bir eğitim bakanlığı istiyoruz. Daha fazla hamaset değil, eşit, adil, sömürüsüz bir eğitim ve yaşam istiyoruz. En önemlisi, “Artık kuracak bir hayalim de hayattan bir beklentim de kalmadı” diyerek intihara sürüklenen gençler için, aydınlık bir geleceğe temel olacak aydınlık bir eğitim istiyoruz.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol