Direnişin metaforu
Salt’ın “Barajdan Sızanlar” isimli sergisi, altyapıları sadece bir tahakküm aracı olarak değil, sızıntıların ve direnişin metaforu olarak konumlandırıyor.

Salt Beyoğlu’ndaki "Barajdan Sızanlar" sergisi Doğu Akdeniz’den Körfez Bölgesi’ne uzanan coğrafyada, arazinin hafıza ve arşivle ilişkisini merkeze alıyor.
Adını insan hakları avukatı Noura Erakat’ın “Barajı yarıp geçiyoruz; mücadeleye devam edin” sözünden alan sergi, altyapıları sadece bir tahakküm aracı olarak değil, sızıntıların ve direnişin metaforu olarak konumlandırıyor.
Barajlar, kanallar, petrol kuyuları, jeotermal santraller, gözetim sistemleri ve iletişim ağlarının, fiziksel peyzajı ve onun etrafında şekillenen toplumsal ve kültürel bağları nasıl dönüştürdüğünün izini sürüyor.
ÇOK SESLİ DİASPORA
23 Ağustos’a kadar açık olan Salt Beyoğlu’ndaki sergiye eşlik eden programlar 9 Mayıs saat 15.00’te, sergideki sanatçılardan Metincan Güzel’in Too Close To Home [Eve Fazlasıyla Yakın] (2023-süregelen) işi kapsamında yönetmen, yazar ve oyuncu Okan Urun’un gerçekleştireceği performansla başlıyor.
Performans, Güzel’in Türkiyeli göçmenlerin Rotterdam’ın güneyinde açtığı dükkânlarda yürüttüğü saha araştırmasına dayanıyor.
Urun, bu dükkânlardan kesitleri sergi mekânına taşıyan enstalasyonu, dükkân sahipleri ve müdavimlerinin aktardıkları ile kişisel bir hikâyenin iç içe geçtiği bir anlatıyla buluşturuyor.
Nesneler ve mekânlarla kurulan ilişkilerden yola çıkarak aidiyet, göç, yuva, küreselleşme kavramlarının izini sürüyor; göç hikâyeleri ve tanıklıklar üzerinden çok sesli bir diaspora manzarası sunuyor.
Salt Yorumlama kapsamındaki sergi turlarının ilki ise aynı gün saat 16.00’da.
Umut Ceyhan Akyol’un rehberliğindeki turlarda katılımcılar, sanatçıların üretimlerini keşfe çıkacak; görünür manzaraların ardındaki izleri takip ederek geçmişin araziye nasıl kazındığını ve bugüne nasıl taşındığını ele alacak.
KOLEKTİF VAROLUŞ
Sergi Doğu Akdeniz’den Körfez Bölgesi’ne uzanan bir coğrafyada, sanatçıların üretimleri aracılığıyla sömürgeci pratiklerin ötesinde bir “yerdeşlik” tahayyül ediyor; ulus-devlet sınırlarını aşan ortak tarihsel deneyimlerin ve coğrafyalar arası dayanışma imkânlarının peşinde, kolektif bir varoluş zemini düşlüyor.
Sergi, bu ortak zeminin oluşumunda arazinin hafıza ve arşivle ilişkisini merkeze alıyor: Barajlar, kanallar, petrol kuyuları, jeotermal santrallar, gözetim sistemleri, baz istasyonları, fiziksel peyzajın yanı sıra onun etrafında şekillenen sosyal ve kültürel bağları da dönüştürüyor. Ancak toplumsal bellek yok olmaz; aksine araziye kazınır. Nehirler, bataklıklar, sokaklar, kahvehaneler hafızayı tutan birer arşiv hâline gelir.
BULUŞMANIN YOLLARI
Sergi, altyapıları sadece bir tahakküm aracı olarak değil, sızıntıların ve direnişin metaforu olarak konumlandırıyor.
Durağan görünen bir nehrin ansızın taşkına dönüşmesi gibi, hafıza da çatlaklardan bugüne sızıyor Arazi, mülkiyetin, tahakkümün, kaynak sömürüsünün zemini olabildiği kadar hatırlamanın, bir araya gelmenin ve yerdeşlik kurmanın yollarını da barındırıyor.


