Dışarıdan içeriye mektuplar: Dağlarına bahar gelecek memleketin, haberim var

Kayıhan Pala - CHP Milletvekili - Tıp Doktoru
Bugünlerde içerideki iki değerli arkadaşımızın sağlık sorunlarını konuşuyoruz ağırlıklı olarak. Sevgili Tayfun Kahraman ve Sevgili Mehmet Murat Çalık. Her ikisine de geçmiş olsun diyor, en kısa sürede iyileşmelerini diliyorum. Her ikisinin de hukuk açısından bakıldığında dışarıda olması gerektiği çok açık, bunu tartışmayacağım. Ancak içeride bulundukları sürede sağlık haklarının önüne büyük engeller konulduğunu ısrarla dile getirmeye devam edeceğim, sokakta ve Meclis’te. Cezaevlerinde bulunan yüzlerce tutuklu ve hükümlü gibi. Cezaevi denildiğinde temel olarak kafamızda bir mekân tanımlanır, Sevgili Buğra Gökce’nin “22 Metrekare Gökyüzü” kitabının adında olduğu gibi. Cezaevi sınırları belli olan bir mekândır, evet ama o mekânla birlikte imkân meselesini ve hak kavramını da mutlaka tartışmamız gerekir.
İçeride bulunmanın kendisi en başta sağlıklı olmanın önünde engel.
***
Hak savunucularının içeride olmasının bende yarattığı sıkıntı ve öfke, onların sağlık hizmetlerine erişimlerinin önündeki engelleri gördükçe, giderek artıyor. İçeriden gelen mektuplarda yer alanların yanı sıra cezaevi ziyaretlerimde dinlediğim sağlık hakkı ihlalleri, sorunun boyutunu açık olarak ortaya koyuyor.
Elleri kelepçeli, tek ayağı olmayan yaşlı bir adamın cezaevi sevk aracına bindirilmesi sırasında yaşadığı acıyı dinlerken avukatından, ne diyeceğimi şaşırmıştım. Kendisine eşlik eden güvenlik güçlerini düşündüm bir an. Tek ayağı olmayan yaşlı bir adamı, elleri kelepçeli olarak, cezaevi sevk aracının basamaklarına doğru yönlendirdikleri anı düşündüm; insanın hayata ve başka bir insana bu kadar yabancılaşabildiğini duymak sıkıntımı artırdı.
Ziyaret sırasında dinlediğim sağlıkla ilgili yakınmaları üzerine, hastaneye gitmesi gerektiğini söylediğim tutukluların, sırf sevk sırasında kullanılan cezaevi aracına binmemek için hastaneye başvurmak istemediklerine tanık oldum. Çok mu zor, sevk araçlarını sağlık açısından uygun bir duruma getirmek? Sevk araçlarını ek bir cezalandırma aracı olmaktan çıkarmak.
Cezaevi revirlerinde ya da başvurulan hastanelerde karşılaştıkları kötü muameleler, hastalara karşı özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, kelepçeli muayene dayatmaları, muayene sırasında kolluk kuvvetinin içerde tutulması ve hasta mahremiyetinin ihlali gibi mahpusların dile getirdiği hekimler ve sağlık hizmetine erişim sırasında yaşanan çok sayıda sorun var. Tutuklu ve hükümlülerin hakları var; Birleşmiş Milletler İstanbul Protokolü’ne hem Sağlık Bakanlığı hem de Adalet ve İçişleri Bakanlığı tarafından tam olarak uyulmasını sağlamak zorundayız.
İçeride, mahpusun sağlık durumunu gözden geçirecek, kendisini hastalıklardan koruyacak ve erken tanı koyarak kısa sürede tedaviye erişmesini sağlayacak bir sağlık hizmeti sunumu düzenlemesi de yok. Cezaevlerindeki sağlık hizmetlerinin sorumlusu Sağlık Bakanlığı, ancak Sağlık Bakanlığı’nın cezaevlerine özgü bir sistemi yok. İçeridekilerin sağlık sorunlarını gündeme getirdiğimiz Meclis komisyonu toplantılarında sorumluluğu Adalet Bakanlığı Sağlık Bakanlığı’na, Sağlık Bakanlığı da Adalet Bakanlığı’na atıyor. Adalet Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında bir eşgüdüm sorunu hatta bir iletişim kopukluğu var. Ciddi sağlık sorunlarına çözüm bulunamadığı koşullarda, mahpusların en temel insan hakkı olan sağlığı korumak ve geliştirmek kavramlarından söz bile edilemiyor.
***
Cezaevlerinde, içeridekilerin sağlığını olumsuz etkileyen birçok etmen var. Tecrit, örneğin. Mahpuslar için en önemli sağlıksızlık kaynaklarından biri. Hele “kuyu tipi” diye adlandırılanlarda tecrit çok daha büyük bir sorun. Neden kuyu tipi bir cezaevi inşa edilir ki?
İlerlemiş ve ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilecek hastalıkları olan mahpuslar için önemli sorunlardan birisi de Adli Tıp Kurumu raporları. Hastalığı nedeniyle cezaevinde kalamayacağına ilişkin bir eğitim ve araştırma hastanesinden heyet raporu alan bir mahpus, mahkemeye başvurduğunda, mahkeme heyeti Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınan raporu geçerli saymayıp, Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınmasını istiyor. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporlar ise Sağlık Bakanlığı hastanesinden verilen uzman hekimlerden oluşan heyet raporundaki bulguları kabul etmeyebiliyor, hasta mahpus içeride kalmaya devam ediyor. Sağlık sorunları sebebiyle infazın ertelenmesi başvurusu sırasında, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinden veya kamu üniversite hastanelerinden alınan heyet raporlarının kabul edilmesi sağlanmalıdır.
Birleşmiş Milletler, “Hapis cezasının açıkça gerektirdiği sınırlamalar hariç, tüm mahpusların İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirtilen insan hakları ve temel özgürlükler ile ilgili hakları korunacaktır” demiş olsa da sağlık, mahpuslar için Türkiye’de hak değil.
Cezaevindeki ilk ziyaretimde (doğrusu çok gecikmiş bir ziyaretti, Can ne söylese haklı) Can’a “Kendine iyi bak” demek istedim. Ancak içerideki görüşme odasında daha coşkuyla sarılırken fark ettim ki, çok dışarıdan bir bakıştı bu içeriye. Nesnel koşulların yetersizliğini yeterince içselleştirememiştim.
Dışarıdan içeriye daha çok bakmamız, içeridekilerin hukuk mücadelesine dayanışmayla katkı koymaya çalışmamızın yanı sıra sağlık haklarına erişimlerinin önündeki engellerin kaldırılması için de daha güçlü bir mücadeleyi örgütleyebilmemiz gerek.
Güzel günleri hep birlikte göreceğiz, içeridekiler dışarıya çıktıklarında.


