Google Play Store
App Store

Bahar gelmedi ama gelecek inanıyoruz. Tutulduğunuz cezaevlerinin duvarlarından içeri de sızacak, güneş duvarları aşıp özgürce tüm yeryüzüne yayılacak. Sizler de o zaman özgürce yazacak, çizecek, yorumlayacaksınız.

Dışarıdan içeriye mektuplar: Güneş dört duvarı da aşacak

Gökhan Durmuş  - Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı

Türkiye ağır bir hukuksuzluk sürecinden geçerken, on binlerce suçsuz insan cezaevlerinde esir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidarını korumak için her gün yeni bir hukuksuzlukla karşımıza çıkıyor. Bu hukuksuzlukları gazeteciler yıllardır yaşıyorlar. Şu anda İstanbul’dan Erzincan’a, Tarsus’dan Van’a, Bolu’dan İzmir’e; Türkiye’nin cezaevlerinde 17 gazeteci, özgürlüklerinden mahrum bir hayat sürmek zorunda bırakılıyor. Bu, onlara yazılan bir mektuptur. Elif’e, Öznur’a, Vedat’a, Ercüment’e, Yıldız’a, Hatice’ye…

Bu yıl bahar gelmedi bir türlü, hava hâlâ buz gibi. Nisan ayında kar yağışı da gördük, eksi dereceleri de... İlk amale yanığımızı olduğumuz 1 Mayıs’ta, bu kez yüzünü hiç göstermedi güneş. Yoğun yağmura rağmen yine de sokaklardaydık, gazeteciler olarak. Kimilerimiz haber peşinde, kimilerimiz pankartların arkasında; 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü kutladık. Sizin de 1 Mayıs’ınız kutlu olsun.Yozgatlı çiftçi dayının tüm siyasetçileri, reklamcıları cebinden çıkartacak “Turplan, şalgamlan ülke yönetilmez, demokrasi ile hukuk ile yönetilir” sloganını biraz değiştirerek “Sansürlen, otosansürlen gazetecilik yapılamaz” diye haykırdık bizler de.

Bu yıl 1 Mayıs’ta İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Diyarbakır, Kocaeli, Eskişehir’de “Haber varsa umut var” pankartı ile yürüdük. Umut bu ülke topraklarında daha iyi bir hayat için mücadele eden herkesin yüreklerinde hep diri tuttuğu, beslediği bir duygudur.

Yaşadığımız bu kadar baskıya, gözaltılara, tutuklamalara, yargılanmalara rağmen gazetecilik yapabilmek için hep koruduğumuz duygudur, umut. Çünkü biliyoruz elbet bir gün bu ülkede de basın özgür olacak, gazeteciler haberlerini özgürce yapabilecek.

Yıllardır basın ve ifade özgürlüğünün ülkenin demokrasisi, hukukunun bağımsızlığı ile doğrudan ilgili olduğunu anlatmaya çalıştık hep birlikte. Ancak gazeteciler basın özgürlüğü için mücadele ederken, toplum haber alma hakkına sahip çıkmadı ve bu mücadeleye destek vermedi.

Gezi Direnişi’nde de Saraçhane eylemleri sırasında da haber alma hakkının ne kadar önemli olduğunu yaşayarak gördük. Şimdi sizler için de cezaevinde haber alma hakkını kullanamamanın ne kadar zor olduğunu tahmin edebiliyorum. Ama kısaca sizlere neler oluyor memlekette, yazayım:

Bahar gelmedi.

Seçilmiş belediye başkanlarına ve siyasetçilere yönelik tutuklamalar sürüyor.

1 Mayıs’ta Taksim’de kutlama yapmak isteyen 400’e yakın kişi gözaltına alındı.

Bu 1 Mayıs’ta gaz yiyen, darbedilen meslektaşlarımız oldu ama gözaltına alınan olmadı.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, milletvekillerine ve kendi TV kanallarında yorumculuk yapanlara genelge çıkartmış. “Tutuklamalarla ilgili savcıların iddianamelerini gündem edin, muhalefetin bu iddialara yanıtlarına yer vermeyin, KKTC’deki Halil Falyalı konusunda mümkünse hiç konuya girmeyin, girmek zorunda kalırsanız FETÖ ve yabancı istihbaratların oyunu deyin, 1 Mayıs’ta Taksim’e gitmek isteyenlerin terör bağlantılı marjinal gruplar olduğunu söyleyin” demiş.

İBB soruşturmasında lüks araba diye servis edilen fotoğraflardaki araçlar MHP vekilinin çıktı.

Ekonomik kriz devam ediyor, yoksulluk her geçen gün artıyor.

Bu yıl tüm ülkede etkili olan zirai don nedeniyle meyve bulmakta zorlanacağız.

Evet memlekette olan bitenin çok kısa özeti böyle. Bahar gelmedi ama gelecek inanıyoruz. Tutulduğunuz cezaevlerinin duvarlarından içeri de sızacak, güneş duvarları aşıp özgürce tüm yeryüzüne yayılacak. Sizler de o zaman özgürce yazacak, çizecek, yorumlayacaksınız.