Dışarıdan içeriye mektuplar: ‘Vekâletin’ yükü
Yapabileceklerimizin çok azını yaptığımız, hâlâ orada olmanızdan anlaşılıyor. Sizin yapmaktan kaçınmadığınız ve içerde tutulmamızın nedeni olanları da, sizin kadar iştahla sürdüremedik. “Hepimiz oradaydık” demek kolaydı ama “Hepimiz buradayız” demekte eksik kaldık

Kemal CAN - Gazeteci
Hiç makul sayılamayacak, herhangi bir şekilde savunamayacağım bir takıntım var. Karşımdaki insanın yüzünü, gözlerini görmeden konuşunca, hep bir şeyleri eksik hatta yanlış söylemiş gibi hissediyorum. (Her söz biraz eksiktir ama bu öyle değil) Yüz yüze olmayan konuşmalarda, karşımdakine ve esasında temasın kendisine de haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. İster yazılı ister dijital, mektupta veya telefonda durum böyle. İhtiyaçtan, elbette mektup yazıyorum, telefonla konuşuyorum ama iş sohbete, duyguları paylaşmaya gelince, geriliyorum ve çabuk sıvışıyorum.
Somut bir insan söz konusu olmadığında, “okura” veya “ortaya” yazarken pek sorun olmuyor. (Sorun olmuyor dediysem, bana olmuyor) Böyle yazarken ya da konuşurken, monoloğa dönüşen halimden fazla suçluluk duymuyorum. Oysa ismiyle, cismiyle biri söz konusu olunca, yazdığım veya söylediğimin ardından, kulağımda hep “İyi de bundan bana ne?” diyen bir ses duyuyorum. Yüz yüze olsa suratıma söyleme şansları olacağından, durum biraz eşitleniyor sanki. Bu yüzden bu mektubu, içerideki kalabalık dostların, arkadaşların hepsine birden yazmak istiyorum.
Benimki anormallik tamam, zaten baştan kabul ettim. Ancak hapishaneyi, mahpusluğu, sadece içeride tutulanlardan ibaret olmayan kolektif bir cezaya çeviren, insanın olmazsa olmazı muhabbete olan saldırısı. Dışarıda kalanları da cezaya katan, hep eksik, hep suçlu hissettiren bir şey bu. Öyle de olsun isteniyor. Dışarıdan içeriye mektuplar başlığı altına yazınca, “Neden siz oradasınız ve neden biz buradayız?” sorularını düşünmemek mümkün değil. Galiba hepimizi oraya alacak kadar yerleri olmadığından. Nitekim asıl dertleri de, birlikte olmamız değil mi zaten?
***
Her şeyin vekâleten yapıldığı, savaşların bile böyle yürütüldüğü bir zamanda; size, bizim içerideki vekillerimiz olma ezasını yüklediler. Hak, hukuk, adalet, vicdan, ahlak ve bildiğimiz bütün moral değerleri ezerek, üstelik en yaralayıcı adayları seçerek yaptılar bunu. Size, sizi övmeyeceğime söz vermiştim ama bunu söylemeden geçemeyeceğim: Sizin -bizim adımıza- vekâletten sürdürdüğünüz, içerideki sağlam duruşunuzdan sonuna kadar razıyım. Her bir aşamasında, böyle vekillere sahip olmaktan büyük gurur payı çıktı, bunu siz çıkardınız. Fakat...
Biz, sizler için dışarıda “vekâlet” görevinde kalanlar, vazifenin ne kadarını yapabildik? Dışarıdaki vekilleriniz olmayı hakkıyla yerine getirdik cevabını vermek çok zor. Burada olsaydınız göstereceğiniz enerjiyi, çabayı biz sergileyemedik. Sizin için yapabileceklerimizin çok azını yaptığımız, hâlâ orada olmanızdan anlaşılıyor. Ancak sizin yapmaktan kaçınmadığınız ve belki içerde tutulmamızın nedeni olan bir sürü şeyi de, sizin kadar iştahla ve enerjik biçimde sürdüremedik. “Hepimiz oradaydık” demek kolaydı ama “Hepimiz buradayız” demekte epey eksik kaldık.
***
Sadece bu zulmü tasarlayan ve uygulayanlara karşı kuvvetli duramamaktan bahsetmiyorum. Kendi uydurdukları milatlarla “Hepimiz oradaydık” lafının itibarına saldıranların, yetinmeyip terbiyesizce suçlamalarla bahane icat edenlerin ağızlarının payını vermekte de yetersiz kaldık. Kendi yasalarına, kendi kurumlarına bile saygıyı kaybetmiş olanlar, birbirlerini “hükümsüz” sayarak sizi orada tutmaya devam ediyor. Onların bu fütursuzluğu değil de, bunu böyle rahatlıkla yapabiliyor olmaları karşısında dışarıda büyüyen özgüven kaybı, çok daha fazla dokunuyor.
Ağlaşarak ve “yapamadık, edemedik” sızlanmalarıyla daha fazla sıkmayacağım. Dedim ya dertleşme işine iyi değilim. Kötülüğün yeniden küresel atağa kalktığı, hemen her alanda ve her yerde küstahça güç gösterileri yaptığı günlerde yaşıyoruz. Hak, adalet ve özgürlük gibi ancak herkes için istendiğinde anlamlı olan iyiliklerin küçümsendiği, başkası için verilen tepkinin lüzumsuz sayıldığı, bencilliğin akıllılık sayıldığı, kronik yalnızlık çağındayız. Bu yüzden -yanlış olarak- dışarıda da kendimizi az hissediyoruz. Eksiğimizi birbirimizle tamamlamak, yerinmek yerine daha fazlasını istemek gerek. Sizlerin dışarıya yazdığı “mektuplardan” okuduğum, anladığım da bu.
Kötüler - çok titizlendikleri için- güçlü görünmeyi severler, belki ölçüleri olmadığı için güçlü de olabilirler. Adaletli (hatta sadece yasal) yargılamaya dönmeyi normalleşme sayanlar, yaptıklarını itiraf ederken pişkinler. Hakları geri vermeyi seçim vaadi yapacak ve buna takdir bekleyecek kadar küstahlar. Ancak kötüler ve kötülüğün bugüne kadar yenemediği şey, dayanışma ve umudun iyileştiren, dönüştüren enerjisi. İçerideki vekâletiniz de yakında bitecek. Bizim vekilimiz olarak orada tutuluyor olmanızın utancı olmasa bile yükü de azalacak. Yüz yüze konuşabileceğimiz ve bir daha eksik kalmayacağımız iyi günler de gelecek.
Muhabbetle…


