Dışarıdan içeriye mektuplar: Yalnız değilsiniz
Sizin “suçunuz” budur: Umudu büyütmek, iyiyi savunmak ve kamusal vicdanı örgütlemek. Biliyorum, bu suçun cezası olmaz. Yalnızca bedeli olur. Bedeli de ne yazık ki şu anda sizin omuzlarınızda.

Ertan AKSOY - Kamuoyu Araştırmacısı
Sevgili dostlarım,
Biliyorum, içeride geçen her saat, dışarıda akan gündemin gürültüsünden daha ağır ve daha uzundur. Fakat emin olun; dışarıda, sizin adınıza konuşan, sizinle aynı hakikat duygusunu paylaşan büyük bir toplum vicdanı var. Biz, aynı hikâyenin iki yakasıyız; siz onurun ağır yükünü omuzluyorsunuz, biz ise sizlerle birlikte bu yükün hakkını siyasetle, sözle, dayanışmayla vermeye çalışıyoruz.
Anadolu tarihi iki politik hattın uzun yürüyüşüdür. Bir hat ilerici, toplumcu, hümanist, güçlüden değil zayıftan yana, adil ve eşitlikçi, sol bir hattır. Diğeri gerici, otoriter, bir zümreyi kayıran, sağcı bir hattır. Bu iki damar, zaman zaman farklı isimlerle karşımıza çıktı ama özü hiç değişmedi. Bir dönemde Hızır Paşa’ya karşı Pir Sultan Abdal, bir dönemde Bolu Beyi’ne karşı Köroğlu, daha yakın tarihte siyasal İslamcı Fetullahçılara karşı Türkan Saylan kavga verdi. Bugün de bizim hattın çağdaş temsilcileri, büyük ölçüde cezaevindeki siz dostlarımızsınız.
Bizim geleneğimiz, yani toplumcu, kamucu, laik ve demokratik cumhuriyetçi hat, tarih boyunca omuzlarımıza bir sorumluluk bıraktı. Bu sorumluluğun en ağır kısmını bugün siz yükleniyorsunuz. Hepimiz adına sizlere teşekkür borcumuz var. Sizin direnciniz bir büyük gerçeği gösteriyor: Yurttaş onuru susturulamaz, kamusal akıl hapsedilemez.
***
Gezi günleri, işte bu aklın ve onurun sokağa taşmış hâliydi. O gün “yeter” diyen yurttaş, iktidarın kibirli diline karşı bir nefes alanı açtı. 19 Mart darbesine giden süreçte ise, demokratik koşullar içinde iktidarın değişebileceğine dair umut yeniden kök saldı. Sizin “suçunuz” budur: Umudu büyütmek, iyiyi savunmak ve kamusal vicdanı örgütlemek. Biliyorum, bu suçun cezası olmaz. Yalnızca bedeli olur. Bedeli de ne yazık ki şu anda sizin omuzlarınızda.
Bugün kurulan siyasal ittifak, HÜDAPAR’ın katılımıyla birlikte Cumhuriyet tarihinin en gerici, en otoriter yönetimine dönüşmüş durumda. Bu, yalnızca partilerin yan yana gelişi değil, aynı zamanda topluma “itaat” telkin eden, bireyi cemaat içinde eritmeyi hedefleyen bir zihniyet ortaklığıdır. Fakat unutmayın ki Türkiye’nin ilerici damarının hafızası uzundur.
Sizler, Anadolu tarihinin zalimlik karşısında geri adım atmayan onurlu yurttaşlarının yaşayan temsilcilerisiniz. Adınız farklı, mesleğiniz farklı olabilir ama ortak bir ahlak eşiğiniz var: Kim olursa olsun güçlüye değil, her kimse mazluma taraf olmak. İşte bu yüzden, dışarıda birikmiş dayanışmanın kaynağı sizsiniz. Gücünüzü, partilerden, makamlardan, unvanlardan değil; toplumdan, adaletten ve hakikatin yalın kuvvetinden alıyorsunuz.
Toplum da, her şeye rağmen, sizin kadar kararlı. 19 Mart’ın hemen ardından yaptığımız ölçümlerde “Bu davalar siyasidir” diyenlerin oranı yüzde 58’di; kısa süre önce tekrarlanan ölçümde bu oran yüzde 64’e yükseldi. Yani insanlar görüyor: Sizi içeride tutan şey, hukukun ikna edici delilleri değil, iktidarın tükenmişliği ve buna bağlı korkularıdır.
Emin olun, Anadolu’nun ilerici hattı belki her zaman kazanmadı ama hiçbir zaman pes etmedi. Pir Sultan darağacında yankılanan dizeyi, Köroğlu dağlarda çınlayan nidayı, Türkan Saylan hastane koridorlarında tükenmeyen emeği nasıl birer işaret fişeği yaptıysa siz de bugün aynı işaret fişeğini karanlığa atıyorsunuz. Bu yüzden yalnız değilsiniz.
***
Bilin ki bu mektup yalnızca bir dertleşme değil, aynı zamanda bir taahhüttür.
Bir: Sizin adınızı ve talebinizi kamuoyunda diri tutacağız.
İki: Demokratik hukuk devleti çıtasını düşüren her yasa ve uygulamanın karşısında duracağız.
Üç: İlerici hattın birlik zeminini büyütmek için sabırla çalışacağız; kibre değil ortak akla yaslanacağız.
Dört: Sizin içeride sürdürdüğünüz onurlu direnişi dışarıda örgütlü bir siyasete çevireceğiz.
Sizler içeride, bizler dışarıda aynı cümleyi kuruyoruz: Umut, tembellik değil emeğin ikinci adıdır. Bu yüzden tereddüt etmiyoruz. Sizinleyiz; yanınızdayız. Bu mücadeleden birlikte başarılı çıkacağız. Yılmayacağız, vazgeçmeyeceğiz, birbirimizin sesini diri tutacağız. Kapılar açıldığında, ilk karşılaşmamızda birbirimizin gözlerinde aynı şeyi göreceğiz: Adaletin gecikmiş olsa da geri dönüşü.
Özetle ilerici hat bu topraklarda hiçbir çağda yetim kalmadı bugün de kalmayacak. Sizin adınıza değil, sizinle birlikte konuşuyoruz. Kapalı kapıların ardında bile sözünüz topluma ulaşıyor, çağrınız yankı buluyor. Dayanın; biz de dayanacağız. Çünkü biliyoruz ki adalet, bir gün değil her gün talep edildiğinde gelir.
Bilin ki bugün Türkiye’de karanlık büyüktür ama umut ondan daha büyüktür.
Hasretle sarılıyorum. Sevgiler.


