Dışarıdan içeriye mektuplar: Yürüyoruz üstüne üstüne
İçeride yalnızca özgürlüğünüz değil, sağlığınız da tehdit altında. TTB cezaevlerinde yaşanan sağlık hakkı ihlallerini yakından izliyor. Her birinizi yaşama, sağlığa ve sonunda özgürlüğe kavuşturmak için inadımızı sürdürüyoruz.

Dr. Alpay AZAP - Türk Tabipleri Birliği Başkanı
Sevgili dostlar,
Size bu mektubu, duvarların ötesinden, özgürlüğün her geçen gün boğulmaya çalışıldığı, yasakların alabildiğine genişlediği yerden, “dışarıdan” yazıyorum. İktidarı eleştirmek yasak, Gazze için yürümek yasak, sosyal medyada paylaşım yapmak yasak, sokak röportajı vermek de yapmak da yasak, ilkeli habercilik yasak, bilgi edinmek yasak, kendi bahçende, köyünde zeytincilik, yerli tohum kullanmak yasak, hakkını aramak için grev yapmak yasak, yasak yasak…
Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun 1980 darbesinin yasaklarını hicveden “Yasaklar” oyununu hatırlarsınız. Ne komik skeçler vardı. Oyunu canlı izleyemedim ama ses kasetini teypte sayısız defa dinlemişimdir. Yasakların olmayacağı günlerin yakın olduğu duygusu ile dinler ve çok gülerdik. Evinin sokağına girmek yasaklandığı için ne yapacağını soran adama (Zeki Alasya), polisin (Metin Akpınar) verdiği cevap hâlâ güldürür beni: “Dön arkanı tam tersi yönde yürümeye başla, yürü, yürü, yürü… Dünya yuvarlak olduğuna göre arka taraftan sokağa girersin!”
Daha bu sene Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarını engellemek için benzer yasaklar ve benzer sahneler yaşanmadı mı? Dışarının halini takip ediyorsunuzdur zaten, daha fazla anlatıp canınızı sıkmayayım.
***
İçeri denince, aklıma pek çok kişi, pek çok olay, pek çok yaşanmışlık geliyor. Garip değil mi? Hiç içeri girmemiş birisi bile bu ülkede içeriye dair çok fazla yaşanmışlığa tanık olmak zorunda kalmış, çok fazla şey duymuş, görmüş, biliyor. Bir mahpushane külliyatı var bu ülkede. Başka bir ülkede mahpuslukla ilgili bu kadar çok birikim var mıdır bilemiyorum. İçeriye bu mektubu yazarken aklıma Nazım geliyor mesela;
“…Ve zindanı taşır gibi taşıyorum
Gözlerimin içinde geceyi
Ve hücremde yere çizdiğim
Güneşli meydanda dolaşıyorum...”
Siz de bugün dört duvar arasında dahi güneşli meydanlara sığmayacak bir yürek, bir inanç taşıyorsunuz. Sizi yıldırmayan o inanç, dışarıda bizleri de ayakta tutuyor.
Bugün Türkiye'de düşüncenin bedeli ağır, adalet terazisi yandaşların elinde ve hukuk yerini sadakate bıraktı. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmazken AİHM kararları yok sayılırken hukukçuların değil siyasetin kaleminden çıkan kararlara maruz bırakıldınız. Yalnızca doğruları söylediğiniz ve savunduğunuz için, halktan yana tavır koyduğunuz için, sevdiğiniz ülkeye dair hayal kurduğunuz için suçlandınız, cezalandırılıyorsunuz.
Ama bilin ki suçlayanlar değil, hayal kuranlar yazacak tarihi.
Tam burada Yılmaz Güney’in cezaevinde hayal kurmaya nasıl devam ettiği geliyor aklıma. Dört duvarın içindeyken, Türk sinema tarihine damga vuran Yol filmini yaratması düşüncelere zincir vurulamayacağının en güzel örneği olsa gerek. Cannes’da Altın Palmiye ödülü kazanan bu film, içeride bile üretmeye devam etmenin, umudu ve mücadeleyi sanatla büyütebilmenin yolunu gösteriyor bizlere hâlâ.
Bugün sizin içeride tuttuğunuz kalem, kurduğunuz cümle, geliştirdiğiniz fikirler de aynı yolu açıyor. Selahattin Demirtaş öyküler, mektuplar yazıyor. Can Atalay ezilenlerin hakkını içeriden yazdıkları ile savunmaya devam ediyor. Fatih Altaylı içerden yaptığı yorumlarla her gün milyonları bilgilendiriyor. Buğra Gökce toplumsal gelişim için projeler tasarlıyor. Ekrem İmamoğlu geleceğin aydınlık Türkiye’sini nasıl hayata geçireceğini planlarken içerideki pek çok belediye başkanı, belediye kadroları halka hizmet edebilmek için serbest kalmayı bekliyor.
***
“Beklemek” demişken; biz hekimler için “beklemek” alışıldık bir kelime değildir. Yaşatmak, iyileştirmek için hemen her zaman hızlı davranmamız gerekir. Ama bugün sizlerin yeniden özgürleşmesini beklerken biliyoruz ki, bu bekleyiş pasif bir duruş değil, aktif bir mücadeledir. Türk Tabipleri Birliği olarak, hekimliğin en kadim ilkelerinden yani adalet ve eşitlikten yanayız. Adaletin, eşitliğin olmadığı yerde sağlıktan da söz edilemez, onurlu yaşamdan da... Bu yüzdendir ki adalet ve eşitlik mücadelesinde aktif olarak yer almaya çalışıyoruz.
Ve biz biliyoruz ki içeride yalnızca özgürlüğünüz değil, sağlığınız da tehdit altında. Tayfun Kahraman, Ayşe Barım, Mehmet Murat Çalık gibi pek çok arkadaşımızın, tutuklu ve hükümlünün sağlık durumlarının cezaevi koşullarında kötüleştiğine her gün tanık oluyoruz. Siz içerideyken yaşamsal haklarınıza erişim engelleniyor, tedaviler erteleniyor, sağlık hakkı ihlal ediliyor. Bu sadece sizlerin değil, tüm toplumun sağlığına tehdit ve vicdanlara açılmış bir yaradır aslında. TTB cezaevlerinde yaşanan bu sağlık hakkı ihlallerini yakından izliyor. Hak ihlallerini görünür kılmak, belgeleriyle kamuoyuna duyurmak ve her birinizi yaşama, sağlığa ve sonunda özgürlüğe kavuşturmak için gayretlerimizi, inadımızı sürdürüyoruz.
Ve aynı yolu, aynı inadı başka bir büyük isimle de hatırlıyoruz: Ahmed Arif.
“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…”
Şairin dediği gibi içerde ve dışarda, yürüyoruz üstüne üstüne… Umudu, onuru ve adaleti taşıyarak.
Sabırla, inatla, onurla dimdik duran sizler bizim gururumuz ve umudumuzsunuz. Sizin duruşunuzda, tüm bu hukuksuz, vicdana sığmayan uygulamaların sona ereceği, adaletin yerini bulacağı günlerin müjdesini görüyoruz.
Size sadece selam göndermiyoruz. Size söz veriyoruz; Laik, demokratik, tam bağımsız, halkçı, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Cumhuriyette barış ve kardeşlik içinde, insan onuruna yakışır bir hayatı hep birlikte kuracağız.


