Disiplinler arası bir yolculuk
Müze Gazhane’de gerçekleştirilen Herkes için Bilim sohbetlerinde bu ay New York Üniversitesi’nden Prof. Dr. Efe Ök ile ekonomiden karar teorisine, matematiksel analizden disiplinler arası çalışmaya dek söyleştik.

Derya Gürses Tarbuck
Geçen senelerde Müze Gazhane’de sürdürdüğüm, öncesinde de BirGün Pazar ekinde de farklı bir isimle olsa da aynı mantık üzerinden devam ettirdiğim Herkes için Bilim sohbetleri devam ediyor.
Bu sohbetler için araştırma alanları arasında oyun kuramı, karar ve sıralama teorileri, doğrusal olmayan analiz ve refah ekonomisi bulunan ve şu anda New York Üniversitesi’nde çalışan Prof. Dr. Efe Ök ile Herkes için Bilim adı altında söyleştik.
Amacım, konuları herkesin anlayabileceği şekilde konuşmak. İlk sorum size dair: Matematik ve ekonomi çift lisans ve doktora mezunusunuz. Ekonomide uygulamalı matematik doktorası yaygınken, siz soyut matematik tercih ettiniz. Akademik yolculuğunuzu anlatır mısınız?
Ekonomide belli problemleri çözen rutin matematik var, bir de kendi araçlarını yaratan yaklaşımlar. Ben matematiği temelden öğrenip kendi metotlarımı geliştirmek istedim. Zamanla matematiği sevdim, sadece ona yöneldiğim dönemler oldu. Sonra tekrar ekonomiye odaklandım. Soyut düşünme, uygulamalı modeller geliştirmeme yardımcı oldu. Modellerin çıkardığı sorular, yeni matematiksel yöntemler geliştirmeye itti. Bu süreçte ikisini birleştirdim.
ODTÜ’deyken kimlerden ders aldınız? Matematik ve ekonomi ilişkisi hakkında keskin fikirleriniz var mıydı?
ODTÜ Ekonomi’ye başladığımda çok az matematik biliyordum. Hocalarım beni yönlendirdi. Semih Koray, beni çift ana dala yönlendirdi, matematikte olgunlaşmam gerektiğini söyledi, Murat Sertel’le tanıştırdı. Koray ve Sertel hocalarımız, parlak bir matematiksel iktisat geleneği kurdu. Remzi Sanver, Haluk Ergin, Muhammed Yıldız ve Faruk Gül’ü içeren öğrenci grubuyla her hafta toplanırlardı. Ben de bu gruba dahildim. Özellikle Semih Koray’a çok şey borçluyum.
Çalıştığınız karar teorisi, oyun teorisi ve uygulamalı fonksiyonel analiz alanlarında en heyecan verici bulduğunuz projeler nelerdi?
1950-60’larda neoklasik iktisat, ekonomiyi fizik gibi modelleme fikriyle gelişti. İnsanlar robot gibi varsayıldı. Ancak zamanla, özellikle 2002 Krizi’yle bu yapı sorgulandı. Davranışsal ve deneysel ekonomi doğdu. "Gerçek hayat, öngörülerimizi doğrulamadı, değişmeliyiz" dendi. Benim ilgim kararsızlığa yöneldi. İnsanların kararlarını nasıl verdiklerini inceledim. Çoğu zaman insanlar bugüne veya yakın geleceğe aşırı önem veriyorlar. Bunu kararsızlık kuramıyla açıkladım. İktisatçı yanım psikolojik etkileri modellemeyi, matematikçi yanım teorik dünyayı sevdi. Bu iki dünyayı birleştirmeye çalışıyorum. Tabii pek çok meslektaşla beraber.
“Ekonomik Uygulamalı Reel Analiz” adlı kitabınız matematik ile ekonomi arasındaki boşluğu dolduruyor. Yazarken hedefiniz neydi?
Ekonomide 1950’lerden gelen belli matematiksel dersler ve modeller var. Ancak öğrencilere metotlar yerine temelleri anlatmak istedim. Kitabımda reel analize odaklanarak, ekonomik uygulamalara dayalı problem çözmeyi hedefledim.
New York Üniversitesi’nde verdiğiniz dersleri herkes için anlatmaya gerek duyuyor musunuz?
Lisans ve lisansüstü öğrencilerine farklı anlatıyoruz. Lisansta öğrencinin heyecanı, çalışmanın A noktasından B noktasına götüreceğini öğrenmesi amaçlanıyor. Anlaşılır soru sormak, soruyu modellemek ve çözmek, bilimsel yapıya ulaştırmak için çaba gösteriliyor. Lisansüstü öğrencisi daha değişik. Onda süreç ters işliyor. Hoca öğrenciyi araştırdığı konularla etkiliyor. Bu sayede öğrenci, ilgilerini kesinleştiriyor. Lisans öğrencisine başarılı, lisansüstü olana açıkları olan konuları anlatıyoruz.
Araştırma konularınız popüler bilime konu olmalı mı? Bunu herkes yapabilir mi? Yapılırsa izlenecek metodoloji nasıl olmalıdır, zorlukları nelerdir?
Popüler bilim, pozitif bilimler için daha yaygın. İlk sebep, araştırma baskısı. Bu nedenle popüler bilim yayınları genelde araştırmacının yorumlarının olgunlaştığı aşamada geliyor. Mutlaka dahil olmak isterim ama henüz orada değilim. Benim alanımda az sayıda da olsa iyi yayınlar çıkıyor. Örneğin Ariel Rubenstein ve Spigler iki iyi örnek. Herkesin artık sorgulamadığı ve derin kuramlar var. Ekonomide bu zor, bence bu ekonominin pozitif bilimlere göre daha genç oluşuna bağlı.
Alan uzmanlığınızı, uygulanabilir sorulara nasıl entegre ediyorsunuz? Çalıştığınız diğer konulardaki makalelerinizde karar teorisine katkılarınızı örnekler misiniz?
Huber, Payne ve Puto, 1982’de ilginç bir keşif yaptı. Deneklere iki seçenek sunuldu: "Kirası ucuz ve işe uzak ev mi, kirası pahalı ve işe yakın ev mi?" Herkes farklı seçimler yaptı. Sonra üçüncü, daha uzak ve daha pahalı bir ev eklendi. Buna "hayâli seçenek" denir. Teoriye göre bu kötü seçenek kararı etkilememeliydi, ama insanlar pahalı ve yakın evi seçmeye yöneldi. A ve B arasında kararsız olanlar, kötü bir C seçeneği eklenince B’yi tercih etti. Bu durum internet alışverişi gibi alanlarda insanları yönlendirmekte kullanılabilir. Pazar ekonomisini çalışanlar bu fikre ilgi gösterdi. Öğrencilerim Pietro Ortoleva ve Gil Riella’yla bu durumu açıklayan model geliştirdik: "Kendinden Gelişen Referans Teorisi." Modelimiz, pazar iktisatçılarının insan davranışlarını ve satıcıların pazarlama stratejilerini analiz etmelerine yardımcı oldu. Örneğin, otomobil pazarında, pahalı arabaları satmak için kötü arabaların "hayâli seçenek" olarak sunulduğu görüldü. Bu örnek, üzerinde çalıştığım konuların günlük hayata nasıl yansıdığına dair bir fikir verebilir.
Farklı disiplinleri çalışmalarınızda kullanırken psikoloji okumaları da yaptınız mı?
Tabii! Psikolojide çok cevher var. Eskiden katı rasyonel iktisatçılar psikolojiye uzaktı, deneylerin gerçek ekonomik kararları yansıtmadığını düşünürlerdi. Şimdiyse psikoloji deneylerinden faydalanıyoruz.
Disiplinler arası çalışma bazen yanlış anlaşılıyor. Çoklu ilgi ve bilgi sahibi birine özgü, iş birliğine uzak sanılıyor.
Tek başına derinleşmek zor. Psikolog makalelerimi yazmaya çalışsa olmaz, matematikçi psikolojik deneye uzak kalır. Aynı konuya farklı bakan insanlarla konuşmak, kendin gibi düşünenlerle olandan daha eğlenceli.
Meritokrasi bir balon mu? Eşit haklar, yola eşit başlanmadığında bana soyut geliyor. Hepimiz farklı ekonomik sınıflardan geliyoruz, birçok kısıtlamayla karşılaşıyoruz. Meritokrasinin uygulanmadığını düşünüyorum. Ne dersiniz?
Bu konuyu siyah-beyaz görmek zor. "Meritokrasi var mı yok mu?" yerine, "Türkiye’de 1970’ler mi, 2020’ler mi daha meritokratik?" veya "ABD, Türkiye’den daha mı meritokratik?" soruları daha anlamlı. Gelir dilimleri üzerinden hareketliliği inceleyebiliriz, buna "mobilite matrisi" denir. Eğer ana diagonal 1’lerle doluysa, "fakir doğduysan fakir ölürsün" anlamına gelir. Gerçek mobilite matrisleri bu iki uç arasında yer alır. ABD’de gelir dağılımı kötü, ama Chicago Okulu "zamanla eşitlenir" der. Avrupa örneğinde İtalya’nın mobil olmadığı söylenir. Oysa Roland Benabou’yla yaptığımız araştırmalar aksini gösterdi. Güncel politik durumlardaki etkileri analiz etmek ise çok daha zor.
Gelecekte ne çalışmak istiyorsunuz? Karar teorisine devam edecek misiniz? Başka alanlara açılacak mısınız?
2000’lerden beri "kararsızlık iktisadı" üzerinde çalışıyorum. Bu çalışmalarım devam edecek. Ayrıca eski öğrencim Hiroki Nishimura’yla insan tercihlerine geometri getirmeye çalışıyoruz. Bu, politik tercihlerin polarize olup olmadığını analiz edeceğiz. Bu devam edecek.
Hocalık vasfı üzerinde durmadık. Ekonomi ve matematik okuyan öğrencilere tavsiyeniz ne olurdu?
Herkes kendi yöntemini bulur. Ben hocayım ama öğrenciyken derslere girmekten nefret ederdim, evde kendi kitaplarımla çalışmak isterdim. Kimisi derste öğrendikleriyle yetinir, kimisi de sorgular. Önemli olan «Neden?» sorusunu sormak. Kaynaklar genelde bu soruya yanıt verir ama bazıları yetinmez, derinlemesine araştırır. Tavsiyem, sonuna kadar gitmek. Solomon Lefchetz’in dediği gibi, "Bir şeyi ancak kafanda aşikâr hale geldiğinde öğrenmiş olursun." Matematikte de nihai hedef, karmaşık bir teoremin 2+2=4 kadar net hale gelmesidir. Bu süreç sabır istese de sonunda büyük tatmin sağlar.
Yayıma Hazırlayan: Pırıl Nur Temel
*Söyleşi Müze Gazhane’de Herkes için Bilim sohbetlerinde gerçekleşmiştir.


