Diyelim ki 2019 Bütçesi Meclis’te reddedildi…
SELİN SAYEK BÖKE SELİN SAYEK BÖKE

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2019 bütçesini tartışıyoruz. Öyle bir bütçe ki iflasları, konkordatoları, rekor enflasyonu, intihar eden emekçileri, açlığa mahkûm edilen milyonlarca çalışanı, yaygın ekonomik krizi görmezden geliyor. Saray rejiminin krizi çıkartan sınıfsal tercihlerini yeniden ve bir kez daha dayatıyor. Bir kez daha halktan değil yandaştan, üretimden değil ranttan, yüzde 99’dan değil yüzde 1’den yana… Halkı yok sayan bir “Saray Rejimi bütçesi”…



Ama bu kez çok temel bir başka garabet daha var. Bu bütçe, sadece içeriğiyle değil, tüm süreçleri ve sonuçlarıyla da milli egemenliği, halkı yok sayıyor! Tek adam rejiminde halkın en temel demokratik haklarından olan bütçe hakkı gasp edilmiş. Tek adam rejiminde, Saray tarafından hazırlanıp TBMM’ye sunulan bu bütçeye, milletin vekillerinin müdahale ihtimali de bulunmuyor. Meclis, ola ki bu bütçeyi reddetse bile bunun herhangi bir siyasi sonucu olmayacak!

Parlamenter demokrasimizde bütçesi reddedilen hükümetler teamül gereği görevi bırakırken, Saray Rejimi’nin bütçesini TBMM reddederse Saray bildiğini okumaya devam edecek.

Durumu anlamak bakımından hadi çubuğu daha da bükelim ve diyelim ki, milletin Meclise gönderdiği AKP’li vekiller de dahil tüm vekiller, bu bütçeye olumsuz oy verdi. Ne olacak? Bir siyasi sonuç doğacak mı? Hayır!

Parlamenter demokraside Meclis, halk adına yürütmeye yetki verip vermemeye karar verir. Oysa Saray rejiminde TBMM’deki milletin tüm vekilleri, bu bütçeyi onaylasa da onaylamasa da, siyasi olarak bir şey değişmeyecek. Ha onaylamış, ha reddetmiş… Onaylarsa bütçe Saray tarafından sunulduğu şekliyle geçecek, reddederse bir önceki yılın bütçesi, yeniden değerleme oranı ile 2019’un bütçesi olarak yürürlüğe girecek.

Bırakın bütçenin demokratik olarak oluşturulmasını, asgari demokratik meşruiyet arayışı dahi yok artık.

Bu tespit ekonomik, demokratik, sosyal ve siyasi krizden çıkışın yol haritasını doğru tanımlayabilmemiz açısından çok önemli. Artık –mış gibi yapmayan, gerçekleri oldukları haliyle görerek siyaseti kurma vakti.

Bugün bir ekonomik krizin en ağır sonuçlarına doğru hızla yol alan Türkiye’yi bu tehlikeden kurtarabilmenin ön şartı; bugünkü krize yol açan siyaseti ve yarattığı iklimi değiştirmek. Demokrasi, özgürlükler, insan hakları, yargının bağımsızlığı, öngörülebilirlik ve şeffaflığın sağlanması her şeyin öncülü. Bunları kurmadan, faiz ve kur önlemleri, teşvik, vergi indirimi ve benzeri her tür ekonomik politika tali, etkisi de geçici olacak.

Öze ilişkin adımlar aciliyet kazanmış durumda. Umut için de, çözüm için de…

Ancak o zaman milli egemenliği, Meclis’in üstünlüğünü, hatta ancak o zaman para politikasını, mali politikayı, kuru-faizi, risk primini konuşabiliriz.

Bugün artık korunacak değil kazanılacak bir Cumhuriyet ve demokrasi var. Biz o Cumhuriyeti kazanmak için milli egemenliği ve Meclisi mutlaka sonuna kadar savunacağız. Krizin ve demokrasi yıkımının bu gerçeklerini halk adına Meclis’in her kürsüsünden haykırarak, halkın olanı geleceğe taşımak adına orada olmaya devam edeceğiz. Öte yandan hepimiz bilmeliyiz ki bugün halk karşıtı bu bütçenin içeriğine dair Meclis’te verdiğimiz bu mücadeleyi, halkla ortaklaştıracak bir süreci inşa edebilirsek kazanacağız Cumhuriyeti de demokrasiyi de...

Önümüzdeki ilk siyasi kavşak yerel seçimler. Biz yerel seçimlerde hedefi “doğru adayı” bularak belediye kazanmak ve hizmet siyasetinden ibaret görmediğimizde ve süreci bu demokrasi mücadelemizin bir parçası olarak yürütebildiğimizde değişmeye başlayacak bu ülkenin geleceği.

Yoksa kriz hepimizi içine alarak yarınlarımızı da yutacak.