Doğa ile barışma çağrısı
‘Yüzeyin Kabuğunda’ başlıklı serginin küratörü Melike Bayık, “Toprak ve su, hem yaşamın biyolojik temeli hem de kültürel anlatıların taşıyıcıları. Bugün ise maden ocakları ve HES projeleri bu döngüleri kırıyor" diyor.

Tuğçe ÇELİK
Greenhouse Art Days sanat oluşumunun ikinci sergisi 'Yüzeyin Kabuğunda', 4 Ekim’de Antalya Geyikbayırı’ndaki Greenhouse’da gerçekleşecek. Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu iş birliğiyle Melike Bayık küratörlüğünde hayata geçen sergi, sanatçılar Aşkın Ercan ve Seniha Ünay’ı bir araya getiriyor.
Sadece 24 saat boyunca izleyiciyle buluşacak olan sergi, insanın doğayla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi, su ve toprağın sembolik ve fiziksel anlamları üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Yüzeyin ötesine bakarak belleğin, inancın, ritüelin ve kaybın izlerini takip eden sergi, ekolojik kriz çağında doğayla bağımızı sorguluyor. Efsaneler, ritüeller ve sözlü tarih aracılığıyla doğanın yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda etik ve duygusal boyutlarını da görünür kılıyor.

ZAMANIN GEÇİCİLİĞİ
Küratör Melike Bayık, serginin 24 saatliğine açık kalmasının bilinçli bir tercih olduğunu vurguluyor. Tibetli rahiplerin kum mandalalarından ilhamla zamanın geçiciliğini merkeze aldığını belirten Bayık, “Emeğin ve ritüelin sonunda ortaya çıkan eserin kısa süreliğine var olması ve ardından toprağa iade edilmesi gibi, burada da sanat, doğa ve izleyici bir araya geliyor; karşılaşma tamamlandığında bellekteki izler kalıyor” diyor. Sergi, su ve toprağın hem sembolik hem de fiziksel anlamlarını öne çıkarıyor. Bayık, Yörük kültürünün doğayla uyumlu yaşam bilgisini hatırlatarak, “Toprak ve su, hem yaşamın biyolojik temeli hem de kültürel anlatıların taşıyıcılarıdır. Bugün ise maden ocakları ve HES projeleri bu döngüleri kırıyor. Sergi, geçmişin deneyimlerini günümüz ekolojik kırılmalarıyla birlikte değerlendirmeye davet ediyor” diye anlatıyor.
Ekolojik krizin dünyanın her köşesinde hissedildiğini vurgulayan küratör, bu serginin yalnızca estetik bir deneyim değil, aynı zamanda toplumsal bir çağrı olduğunu söylüyor: “Burada yaratılmak istenen bilinç, doğaya yönelik duygusal bir şefkatin ötesinde; sorumluluk, ortaklaşma ve harekete geçme bilinci.”
Sergi sürecinde yerel halkın katılımıyla atölyeler de düzenlenecek. Bayık, Aşkın Ercan’ın oyun ve söyleşi temelli etkileşimli atölyesinin izleyiciyi edilgin bir gözlemciden sürecin parçasına dönüştüreceğini belirtiyor: “Ormanlar, dere, su ve toprakla kurulan ilişkiler sohbetlerle yeniden canlanacak. Kadim bilgilerin aktarımıyla kültürel ve ritüel hafıza canlı tutulacak.” Seniha Ünay’ın söyleşisinde ise bölgedeki ekosistem, azalan türler ve ortak yaşam döngüleri tartışmaya açılacak. Bayık, “Bu etkinlikler, doğa ile insan arasındaki ilişkileri tazeleyecek, yeni diyalog alanları açacak kolektif buluşmalar olacak” diyor.
Küratör, serginin özünü şu sözlerle özetliyor: “Doğa ile barışık bir yaşamı yeniden kurabileceğimize inanıyorum. Suyu, toprağı, kuşu ve böceği saygıyla anmak bunun en önemli adımı.”
∗∗∗
‘GEYİKLERE NE OLDU?’
Aşkın Ercan’ın ‘Geçmişin Sesi & Zerban’ ile ‘Gözlerimiz Suyun Yüzeyinde Düşlerimiz Derinlerde Dolaşır’, ‘Kutlama’ işleri, su ve toprakla kurulan kadim kültürlerin belleğini çağırıyor. Bu eserler, ekolojik yıkım ve insanın doğayla kırılgan ilişkileri üzerine düşünmeye davet ediyor. Seniha Ünay’ın “Nuray’ın Ormanı” çalışması bireysel bellekteki boşluklardan yola çıkarak ekolojik kayba uzanırken, ‘Geyiklere Ne Oldu?’ yerleştirmesi Torosların eteğinde yok olan türleri gündeme getiriyor. Bayık, “Bu eserler kaybolanla hatırlananın, bireysel ile kolektifin, doğa ile kültürün kesişiminde güçlü bir anlatı kuruyor.”


