birgün

26° PARÇALI AZ BULUTLU

EĞİTİM 24.01.2020 07:52

Doğa Kolejinin öğrettikleri ve CHP'nin Eğitim Bildirgesi

Doğa Kolejlerinin "Faaliyetini sürdüremez" noktaya gelmesi, piyasa ile eğitimin, şirket ile devletin çalışma ilkelerinin ne denli farkı olduğunu, piyasa mantığı ile hareket eden devletin kriz karşısındaki kepazeliğini bir kez daha gösterdi.

En asli ve zorunlu yükümlülüğünü şirketlere devreden devlet, ebeveynleri yönlendirdiği şirket okullarına kefil oldu. Şirket öğrencilerden topladığı paraları cebe attı ve geride bir milyar 800 milyo TL. borç bırakıp gitti. Kayyum olarak atanan İTÜ, şirketin bıraktığı borçları kasasından ödemeyecek. Bir ay sonra başlayacak özel okul kayıtlarına güveniliyor. Ortalama 800 öğrencisi olan her bir okulun kontenjanı doldurulamazsa ne olacak? Söyleyim, borçlar bize fatura edilecek.

Günümüzde yasaların özel öğretim kurumu olarak tanımladığı ticari okulların tarihi, modern eğitim tarihinden daha eskidir. AntikYunan'da Sofistlerle başlayan paralı eğitim, uluslaşma süreciyle birlikte zorunlu ve parasız oldu. Eğitimin parasız olması zorunlu olmasıyla doğrudan ilgilidir. Parasız eğitimin tarihi 200 yılı geçmez. Türkiye ise yüzüncü yılını henüz tamamlamadan zaten geç üstlendiği yükümlülüğünden cayma kararlığında.

1856'da (Tanzimat Fermanı ile) okul açma izni verilen Ermeni, Yahudi ve Rum okulları paralıydı. 1884'te açılan ilk "Türk" okulu Şems-ül Marif, 1868'de açılan Galatasaray Sultanisi paralıydı. Selanik ve Rumeli kentlerinde açılmasına izin verilen (1903) 28 vakıf okulu da paralıydı. Tüm özel okullar Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1924) ile devlete bağlandı.

Zorunlu eğtim ticaretine 1985'te başlandı. Gün itibari ile üniversiteler hariç Türkiye genelinde 12 bin 809 özel okul bulunuyor. Bu okullarda 1 milyon 440 bin 577 öğrenci okurken, 169 bin 740 öğretmen görev yapıyor. Rakamlar yeni bir Tevhid-i Tedrisat Kanununa ihtiyaç duyar hale gelindiğini gösteriyor.

Eğitimini özel girişimcilere bırakan iki grup ülke var: Birinci grupta eğitimi ihraç metasına dönüştürmüş ABD, Avustralya, Japonya, İngiltere; ikinci grupta ithalatçı Şili, Kolombiya, G. Kore ve Türkiye gibi ülkeler var.

Özel sektörün üniversiteler, eğitim materyali pazarı, hizmetler dahil eğitimde en çok söz sahibi olduğu ülke yüzde 35 ile eğitim ihracatçısı ABD. Ardından Avustralya, Japonya, İngiltere ve eğitim ithalatçısı Şili, Kolombiya, Kore ve Türkiye gelir.

Finlandiya, Lüksemburg, Norveç, isviçre ve İsveç'te özel okul oran yüzde 3 civarında. Bu ülkelerde özel sektör sadece zorunlu olmayan (Meslek eğitimi, yüksekokul ve üniversite) eğitim kademelerinde görülür. Kilise destekli, azınlık ve diğer ülke okullarıyla yüzde 10'u bulan Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde ise özel okullar sıkı bir denetime tabidir. Bize eğitiminizi şirketleştirmeyi telkin eden Avrupa ülkelerinde özel okul ücretleri devletin öğrenci başına yıllık harcamasının altındadır.

Türkiye’de ise özel sektörü zorunlu eğitim kademelerine yönlendirilmiştir.

Eğitimi kamusal hizmet olarak devlet eliyle yürütüldüğü ülkelerin, sosyal gelişmişlik düzeyi yüksek istikrarlı toplum yapısına, siyasete ve ekonomiye sahip olduklarını söylemek için herhangi bir veriye bakmak gerekmiyor. İnsani Gelişmişlik Endeksindeki sıralamasını ekonomisiyle koruyan ABD, İngiltere, Avustralya, Japonya hariç tutulursa piyasanın eğitimde önemli aktör olduğu diğerleri için aynı şeyi söylemek olanaksız.

Devletin yurttaşlık değerlerini metalaştırması, insanları kamusal haklarını satın almaya zorlanması devletle ve toplumla olan bağını koparır. Bu nedenle ısrarla devletin piyasa gibi düşünemeyeceğini, düşünmemesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu yazının konusu olmamakla birlikte dinselleşmenin de piyasadan ayrı düşünülmemesi gerektiğini belirtmeliyiz.

Eğitimin ticarileşmesini savunanlar sizi özel sektörün yüksek kalite ve verimliliğe tekabül ettiğine, devletin yükünü hafifletmek istediklerine, bu ara devletin işini kötü yaptığına ikna etmeye çalışırlar. Sınırsız olanaklarıyla bu anlayışın hak etmediği ölçüde itibar görmesini sağladıklarını inkar edemeyiz.

Fakat bir de şöyle bir gerçek var:

  • Piyasanın çalışma ilkesi rekabetir. Rekabet rakipler arası mücadele demektir. Ekonomik mücadelede rakipler "doğru olan"ı değil, çıkarına uygun olanı tercih eder.
  • Çıkarını gözeten adaletsizliği, eşitsizliği ve ayrımcılığı gözetmez.
  • Tüccar ne kadar kazandığı ile ilgilenir. Eğitimin amaç edindiği insani kazanımlar ve yurttaş yeterliliği ticaretin ilgi alanında değildir.
  • Eğitim temel insan hakkıdır. Temel hakların farklı kaynaklardan ve satın alınma yoluyla elde edilmesi, bazı insanların o haklara erişimini kolaylaştırırken bazılarınınkini engeller. Ayrıca benzer eğitim sürecinden geçmeyen bireylerin toplumsal hayatta uyum sorunu yaşamaları yol açar.
  • Bilgiyi, fiyat belirleyip pazara sunmak, toplumun bilgiye değer verme şeklini değiştirir. Meta olarak üretilip pazarlanan bilgi, topluma fayda sağlama fikrinin önemsizleşmesine yol açar.

Bunlar, eğitimin ticarileşmesinin yol açacağı makro nedenlerden birkaçı. Adaletten ve adil olmamızı sağlayan değerlerden vazgeçmemişsek tercihimizi bu sonuçlara bakarak yapmak durumundayız. Aksi halde, Doğa Koleji örneğinde gördüğümüz gibi "işini iyi yapan" tüccarlar maddi ve manevi varlığımızı sömürmeye devam eder.

Eğitim Çalıştayı Sonuç Bildirgesine bakıldığında CHP'in tercihini kamusal olandan yani doğru olandan yana yaptığı görülüyor. Eğitimin "açık ve örtük biçimde ticarileştiği", kamusallık fikrinin devlet okullarında bile aşınmış olduğu tespiti kamusal eğitim talebinin siyasette karşılık bulduğu anlamına gelir. 18 Ocak'ta entelektüel düzeyi yüksek geniş bir katılımla düzenlenen Eğitim Çalıştayı'nın aynı zamanda kamuoyu beklentisini yansıttığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Tabi önemli olan CHP'nin kamoyuyla paylaştığı görüşünü siyaset belgesine dönüştürmesidir. Bu sorumluluk da çalıştay düzenleme fikrinin sahibi CHP'nin Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya'ya düşüyor. Çünkü hem Kaya'nın buna talip bakışaçısı hem de CHP içinde kamusallık yanlısı fikir ve girişimleri akamete uğratma ihtimali ve gücü olan etkin bir kesim var.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız