birgün

13° AÇIK

BİLİM 21.02.2021 10:48
author

Doğaya diz çöken Teksas’ta neler yaşandı?

Teksas, Türkiye ile neredeyse aynı enlemde ve büyüklükte. Sadece 1-2 ilde değil, tüm illerimizde bu kadar absürt bir hava olayının yaşandığını bir hayal edin.Elektrik altyapımız, enerji üretim yöntemlerimiz, enerji dağıtım ağımız, şebekemiz böyle bir anormal doğa olayına hazırlıklı mı?

Doğaya diz çöken Teksas’ta neler yaşandı?

Geçtiğimiz hafta, ABD’nin Teksas eyaletinin tarihinde görülmemiş olaylar yaşandı: Genel olarak İzmir veya Antalya’nın iklimine benzetilebilecek bir iklime sahip olan, 30 milyon nüfuslu ve Türkiye büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip olan eyalet, neredeyse baştan sona dondu! Bildiğimiz anlamıyla, fiziksel bir “donma” olayından söz ediyorum. Olanları anlatayım.

Her şey, bir gün sıcaklıkların düşeceğinin ve kış soğuklarının geleceğinin söylenmesiyle başladı. Eh, kış mevsiminde olduğumuz için, bu anormal karşılanmadı. Ama ne düzeyde bir düşüş yaşanacağına pek dikkat edilmemiş gibiydi: 1-2 gün içerisinde hava sıcaklıkları -20 santigrat dereceye kadar düştü. Hatta ilk gün, rüzgârın da etkisiyle hissedilen sıcaklıklar -30 dereceleri gördü.

Şimdi “Aman canım ne var bizim ülkemizde bu sıcaklıklar görülüyor, abartmayın efendim” diyenler olacaktır. Evet, elbette bu Dünya’da görülmüş en düşük sıcaklık değil. Sorun, Teksas gibi bir yerde görülmemiş ve hiçbir şekilde hazırlıklı olunmayan bir sıcaklık olması. Ve sorun, bu soğuğun tek bir ilde değil, Türkiye büyüklüğündeki bir eyaletin tamamında yaşanması! Bu yazımın ana konusu da zaten bu hazırlıklı olmak ve ani bir yaygın krizle yüzleşmek mevzusu olacak; yoksa Teksas’ta ne olup bittiğiyle birçok okurun doğrudan ilgilendiğini pek sanmıyorum. Ama ilgilenmeliyiz.

İlk kez kış fırtınası uyarısı verildi

Sözünü ettiğim sıcaklıkların bir kısmı, bu bölgelerde en son 1980’lerde, bazı yerlerde ise en son 1890’larda görülmüş sıcaklıklar! Yani yer yer, 1 asırdır görülmemiş düzeyde soğukların yaşanmasından söz ediyoruz. Bu nedenle İzmir ve Antalya benzetmesi ile başladım. Bolu veya Ağrı gibi iller için bu sıcaklıklar belki “görülmemiş” değildir; ancak yaşanan yer ve hazırlık düzeyi itibariyle bir kıyas yapmak isterseniz, İzmir’in, Antalya’nın ve hatta İstanbul’un ve hatta diğer illerin mesela 60-70 tanesinin, aynı anda -30 dereceye düştüğünü hayal edebilirsiniz. Benzer şekilde, normalde en fazla -20 dereceleri gören bir ilimizin -50 derecelere düştüğü ve bu sıcaklıklarda 3-4 gün boyunca kaldığı bir durumu da hayal edebilirsiniz. Vahşi batı filmlerine konu olan, o çöl görünümlü eyaletten söz ediyoruz (gerçi Teksas o kadar da çöl değil ama bu ayrı bir yazının konusu)! Öyle ki, Teksas tarihinde ilk defa “kış fırtınası uyarısı” verildi. Ve o noktadan itibaren her şey, tepetaklak oldu.

Öncelikle eyalet genelinde su boruları donmaya başladı, soğuk havaya uygun şekilde tasarlanmayan evlerin sıcaklıkları, ölümcül seviyelere düştü. Kar nedeniyle okullar ve iş yerleri tatil edilmeye başlanınca, insanlar evlerine hapsoldu. Ancak bırakın kar için hazırlıklı lastiklere, zincirlere ve hatta arabalara sahip olmayı, insanların bu kadar soğuğa uygun kıyafetleri bile yoktu.

Eve kapananlar elektriğe yüklendiler

Eve kapanan bu insanlar ne yaptılar? Elektriğe yüklendiler. Eyaletin %60 kadarı elektrikle, geri kalanı doğal gaz ve propan (LPG) ile ısındığından, evleri ısıtabilmek ve donan su borularını çözebilmek için yüklenilen elektrikli ısıtıcılar dolayısıyla şehir şebekesinde inanılmaz bir elektrik yükü oluştu.

Teksas, enerji üretimi bakımından oldukça geniş bir çeşitliliğe sahip. Eyaletin ürettiği enerjinin %50’si doğal gazdan, %32’si kömürden, %9’u nükleer santrallerden, %1’den azı petrolden, %1’den azı hidroelektrik santrallerden, %7’si ise güneş panelleri gibi diğer kaynaklardan geliyor. Ancak bu araçların birçoğu, bu düzeyde bir kış için hazırlıklı değildi. Aslında 2011’de benzer bir soğuk dalgası yaşanmış ve yine eyalet genelinde elektrik kesintileri yaşandığı için “kışa uygunlaştırma” geliştirmeleri yapılmıştı. Ancak görünen o ki, bu düzeyde bir kışa hazırlık yapılmamıştı veya belki de bu geliştirmeler baştan savılarak yapıldı – zaten benim en merak ettiğim şeylerden birisi, az sonra anlatmaya devam edeceğim zincirleme felaketin sorumlularını bulacak soruşturma raporları.

Hazırlıklı olmayan santraller, aşırı soğuklar nedeniyle donmaya başladı: Örneğin rüzgâr türbinlerinin bir kısmı soğuk nedeniyle donarak tekrar çalıştırılamadı. Nükleer reaktörleri soğutmak için kullanılan sular donunca, santrallerden birisi kapatılmak zorunda kaldı. Doğal gaz ve kömür madenlerinde çalışan cihazlar, soğuk nedeniyle dondu ve santrallerin kapatılmasına neden oldu.

Muhafazakârlar suçu hemen yenilenebilir enerji politikalarına atmış olsalar da, Teksas’taki elektrik şebekesinden sorumlu Teksas Elektrik Güvenilirliği Konseyi (ERCOT), güç üretim kaybının %90’ından fazlasının doğal gaz üretimindeki sorunlardan kaynaklandığını açıkladı. Donan santrallere ek olarak aşırı doğal gaz tüketimi, basınç kaybına neden olmuştu; üretim ve dağıtımı durma noktasına getirmişti. Ayrıca yayınlanan resmi istatistiklerde, yenilenebilir enerji kaynaklarının, olası bir kriz anında kendilerinden beklenenin üzerinde bir performans sergiledikleri de gösterildi. Ama şu etapta önemli olan şu: Soğuk, sadece elektrik talebini görülmemiş düzeylere çıkarmadı, elektrik arzını da azalttı.

Tüm bu zincirleme felaket sonucunda, şebeke tamamen çökme noktasına doğru ilerliyordu. ERCOT’un CEO’su tarafından yapılan açıklamaya göre, eğer birkaç dakika daha müdahale edilmeseydi, tüm şebeke iflas edecekti ve şebekeyi geri getirmek saatler veya günler değil, aylar sürecekti. Tek başına ülke olsa Dünya’nın en büyük 10. ekonomisi olacak olan eyalet, aylarca kitlesel elektrik kaybı yaşayacaktı! Öylesine büyük bir enerji kaybı ve talebi aynı anda yaşanıyordu ki, ERCOT tarafından lazım olursa diye belirlenen 3 ayrı acil durum seviyesi de sadece birkaç dakikalık arayla aşıldı ve elde daha yüksek bir acil durum seviyesi kalmadı. Acil durum seviyeleri bile böylesi bir doğa olayına hazırlıklı değildi.

3. derece acil durumlarda uygulanması öngörülen, kademeli elektrik kesintileriydi. Böylece şebeke üzerindeki yük azaltılacak ve bu sırada donan bazı reaktörlerin yeniden aktive edilmesi üzerinde çalışılabilecekti. Bu nedenle gece 1.45’ten itibaren eyalet genelinde kademeli kesintiler (kontrollü karartmalar) uygulanmaya başlandı: Evlere 30-60 dakika elektrik verip, 15-45 dakika kesmeye başladılar.

Şebekeye binen yük beklenenden fazla oldu

Ancak bu, ters bir tepkiye neden oldu: İnsanlar elektrik geldiği anda, kesinti sırasında soğuyan evlerini ısıtabilmek için ısıtıcı sıcaklıklarını daha da yükselttiler; çünkü elektriğin tekrar gideceğini biliyorlardı. Dahası, zırt pırt açılıp kapanan elektrik, bazı elektrikli ısıtıcıların sigortalarını attırdı ve buna bağlı olarak, sorunu çözemeyen evlerde uzun dönem ısınma sorunu baş gösterdi. Bu evlerde daha verimsiz ısıtıcılar kullanılmaya başlandığında, o kısa elektrik verilen dönemde şebekeye binen yük, anormal durumda beklenenden de yüksek oldu. Gerçekten de, ERCOT tarafından çizilen en kötü durum senaryosundan bile kötü bir enerji arz-talep dengesizliği yaşanıyordu.

Peki, nedir bu ERCOT dediğim? Kâğıt üzerinde kâr amacı gütmeyen, ancak Teksas’taki elektrik şebekesine tek başına hükmetme gücü olan bir “tekel” veya “yarı-tekel.” Aslında Teksas’ta çok sayıda “elektrik dağıtıcısı” var; ancak bu dağıtıcılar, yönetim kurulundaki 15 kişiden 4’ü farklı eyaletlerde, 1’i Kanada’da yaşayan ERCOT’un tek bir kararıyla kesinti yapmak ve fiyat değişikliklerine gitmek zorundalar.

Teksas’ın %90’ının elektriğine tek başına hükmeden ve dolayısıyla müşterilere alternatif bırakmayan bu kurum, kriz sırasında birçok tutarsızlığa da ev sahipliği yaptı: Örneğin elektrik kesintileri bariz bir şekilde fakir mahallelere daha yoğun şekilde uygulandı ve nihayet, bu mahallelerde kesintiler döngüsellikten de çıkarılıp, kalıcı hale getirildi; bunu bizzat ben ve ailem de deneyimledik. Zengin mahallerde kesintiler daha az, elektrik verilen süre daha uzundu: Bizim daha fakir kesimde kalan evimizde 15 dakika elektrik verilip 45 dakika kesilirken, birkaç sokak ileride, daha zengin bir bölgede yaşayan akrabalarımız 90 dakika elektrik alıp, 30 dakika kesinti yaşıyorlardı. İkincisi, bu zorlu şartlar altında ERCOT, işi gücü bırakıp, elektrik fiyatlarının bu kadar yüksek talep altında olması gerektiği kadar yüksek olmadığından devlete dert yandı ve acil bir toplantı düzenleyerek, fiyatların arttırılmasına ve tüketiciyi koruyan üst sınır kurallarının geçici olarak kaldırılmasına karar verdi. Bunun bir kriz fırsatçılığı soruşturmasını hak ettiğini düşünüyorum.

Elektrik kesintileri ve giderek soğuyan (ve günlerce o düzeyde kalan) havalar, şehirlerdeki su borularının daha da donmasına neden oldu; üzerine bir de insanlar akan borularını dondurmamak için musluklarını damlatmaya ve akıtmaya karar verince, bu defa su rezervleri azalmaya başladı. Ayrıca çatlayan borular dolayısıyla su kontamine olunca, ben bu satırları yazarken, aradan geçen 4-5 güne rağmen halen şehirlerde “su kaynatma uyarısı” verilmiş halde. Yani suyu tüketmeden önce, mikroplardan korunmak için kaynatmanız isteniyor. Elektrik yokken ve doğalgaz sağlanamazken nasıl kaynatacaksınız?

Hava kaynaklı nedenlerle 50’ye yakın kişi öldü

Zincirleme felaket, acı dolu haberleri de getirmeye başladı: Evlerini ısıtamayan insanlar, arabalarında kalmaya karar verdiler; ancak garajında aracı açık bırakarak uyuyan bir çift, karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu öldü. Küçücük çocuklar ve yaşlı insanlar soğuğa dayanamayarak öldüler. Daha iyi durumdaki şehirlerde ve eyaletlerde yaşayan akrabalarına gitmek isteyen (ve buna yetecek maddi gücü olan) insanlar yollara döküldü; ancak yolların donması sonucu yaşanan ve örneğin bir durumda 133 aracın dahil olduğu trafik kazalarında 6 kişi öldü, 65 kişi yaralandı, onlarca kişi hastanelik oldu, duramayan tırlar arasında ezilen bazı arabalar neredeyse gözle görünmeyecek düzeye gelecek kadar ufaldılar. Tıbbi cihazlar çalışmayarak ölümleri getirdi. Yangın çıkan evlere su sağlanamadı, çünkü yangın musluklarındaki sular da donmuştu; itfaiye erleri, yanan evleri izlemekle yetindiler, yapacakları hiçbir şey yoktu. Ben bu satırları yazarken, ezici çoğunluğu Teksas’ta olmak üzere 50’ye yakın kişi hayatını hava durumu kaynaklı nedenlerle yitirmişti ve sayı her gün daha da artıyor. Sadece insanlar da değil, hayvan barınaklarındaki canlar da donarak öldüler; örneğin San Antonio Primat Barınağı’nda 1’i şempanze olmak üzere 12 maymun donarak öldü.

iletişim ağları çöktü, haber alma sorunu ortaya çıktı

Beklenmedik bir diğer sorun, iletişim ve haber alma ağında yaşandı. Elektrik kesintileri dolayısıyla internet sağlayıcıları evlere internet verememeye başladı. Buna bağlı olarak, evlerine hapsolmuş kişiler mobil internet ağlarına yüklendiler (tabii felaket ve kriz anında ailelerinin durumunu öğrenmek için birbirini arayanların sayısı da arttı). Buna bağlı olarak mobil ağ üzerine binen yük, mobil internet hızlarını çalışamayacak noktaya geriletti, bağlantılar kurulamamaya başladı. Böylece haber alma sorunu baş gösterdi.

Anlayacağınız, ABD’nin enerji merkezi olarak görülen Teksas, bu sefer kovboy filmlerini değil, apokaliptik kış senaryolarını aratmayacak bir şekilde, doğa karşısında birkaç saat içerisinde tamamen diz çöktü.

Bu tür bir felaket, akla hemen iklim değişikliği geliyor. Tekil doğa olaylarını iklim değişikliğine bağlamak zor; ancak küresel ısınma nedeniyle atmosferik enerjinin artması dolayısıyla ekstrem hava olaylarının arttığı biliniyor. Sıcaklar daha sıcak, soğuklar daha soğuk oluyor. Ama sıcak yöndeki ekstrem olayların sıklığı, soğuk yöndeki ekstrem olayların sıklığından daha yüksek oluyor. Bu da ortalamada sıcaklığın artmasına neden oluyor. Yani aşırı sıcaklar, bu soğuk olaylardan daha da sık yaşanıyor. Mesela ABD şu anda tarihinin en soğuk hava olaylarından birini yaşıyor ama Dünya’nın geri kalanının önemli bölümünün sıcaklığı, mevsim normallerinin üzerinde. Yani Dünya üzerinde tek bir lokasyona ve o yerdeki tek bir doğa olayına bakıp iklimi anlamak mümkün değil. Dünya’nın geneline ve hava olaylarının ortalamasına bakmak gerekiyor.

Tüm bunları neden bu kadar detaylı anlatıyorum?

Detaylı anlattım, çünkü Teksas, Türkiye ile neredeyse aynı enlemde ve aynı büyüklükte. Sadece 1-2 ilde değil, bütün illerimizde bu kadar absürt bir hava olayının yaşandığını bir hayal edin. Bizim elektrik altyapımız, enerji üretim yöntemlerimiz, enerji dağıtım ağımız, şebekemiz bu tür (veya benzeri) bir anormal doğa olayına hazırlıklı mı? İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya gibi illerimiz eş zamanlı olarak elektrik yitirecek olursa, bu felaketten ne tür bir planla çıkacağız? Muhakkak bunlar bir yerlerde düşünülüyordur; ancak iklim değişimi dolayısıyla atmosferik olaylar daha sert hale geldikçe, o planları 2, hatta 3 defa gözden geçirmemiz gerekiyor.

Detaylı anlattım, çünkü olabilecek bütün aksaklıkları düşünmemiz ve ona göre plan yapmamız gerekiyor.

Detaylı anlattım, çünkü en bariz olan doğal felaketler (örneğin Beklenen Büyük İstanbul Depremi) ülkemizi tehdit eden tek olası doğal felaket değil.

Detaylı anlattım, çünkü bugün Teksas’ta olanın, yarın Türkiye’de olmayacağının garantisi yok.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol