Google Play Store
App Store
DOĞRUYA
DOĞRU...

Ahmet Hakan
(Hürriyet):
•Şöyle bir manzara düşünün: 2 Temmuz günü... Bütün Sivas ayağa kalkmış. Halk katliamda yakınlarını kaybedenlerle kol kola girmiş bir şekilde Sivas sokaklarında yürüyor. Dev bir yürüyüş bu... Başta belediye başkanı, vali... Arkada sivil toplum örgütleri... Alevi’siyle Sünni’siyle bütün bir ahali orada... Sloganlar katliamı lanetliyor. Ellerde Sivas’ta can veren aydınların fotoğrafları...

Zor mudur bu manzarayı oluşturmak? Katliamda yakınlarını kaybedenlerin ve onlara destek verenlerin 2 Temmuzlarda yetim çocuklar gibi yaptıkları anma toplantılarının boyutunu değiştirmek imkânsız mıdır?
Haydi Sivas... Radikal bir değişiklik yap... Konsept değiştir. Empatiyi yükselt. Acıyı içinde hisset. Ve çık sokağa... Bir yürüyüş eyle... Mesela bugün çık “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz” diye haykır. Mesela 2 Temmuz’da eşine ender rastlanabilecek büyük bir yürüyüşün öncüsü ol. Unutma: Sokaklara çıkıp o katliamda yakınlarını kaybetmiş insanları sımsıkı sardığın günden itibaren 2 Temmuzlar, Sivas’ın adının lekelendiği günler olmaktan çıkar, erdemin ve onurun yükseldiği günler haline gelir.

Mehmet Tezkan (Milliyet):
•Bir savcı; beraat istiyor… Öteki savcı; 15 yıl hapis cezası… Aynı kişiler için, aynı eyleme bakarak, birinin ak dediğine öteki kara demiş... Beraat nerdee, 15 nerdee! İki yıl önce Roman Çalıştayı’nda ‘parasız eğitim istiyoruz, alacağız’ pankartı açan çocukları hatırladınız mı? Bu sebeple 17 ay tutuklu kalmışlardı… Geçen yıl duruşma savcısı ‘anayasal sınırlar içinde düşüncelerini açıklamışlardır’ mütalaası vererek beraatlarını istemişti… O savcının görev yeri değişti yerine başka savcı geldi.. Yeni savcı terör örgütü üyeliğinden hapis yatmalarını istiyor… O savcının talebi doğru bu savcınınki; yanlış demiyorum.. Bu kadar büyük fark normal mi diye soruyorum.. HSYK’ya soruyorum..

EĞRİYE
EĞRİ...

Emre Aköz (Sabah):
•Araştırmanın sonuçları çok önemli: Türkiye'deki kadın yöneticilerin oranı, yüzde 31'e ulaşmış. Yani bugün her 100 yöneticiden, 69'u erkek, 31'i ise kadın...
Bu oran... Yüzde 26'da kalan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'den... Yüzde 24'lük AB'den... Kadın yönetici oranı sadece yüzde 18 olan ABD ve Kanada'dan ve yüzde 21 olan dünya ortalamasından daha yüksek! İşin daha da ilgici... Bir önceki hesaplamada bu oran yüzde 25 bulunmuş. Yani bir yıl gibi çok kısa bir sürede, 6 puanlık artış sağlamış Türkiye...
Soralım: Bu önemli başarı... Hangi dönemde gerçekleşiyor? Laikçi tayfasının, "Kadınları eve kapatacaklar" diye yaygara kopardığı AK Parti iktidarında!
(Dervişin fikri neyse zikri odur derler ya Emre Aköz’ün durumu bunu kanıtlar nitelikte. İla bir AKP güzellemesi yapacak ya nasıl yaparım diye kara kara düşünürken aklına bir şeyler geliveriyor işte. Ne diyor Aköz AKP döneminde yönetici kadın oranı artmış. Sormazlar mı adama peki AKP döneminde öldürülen kadınların sayısındaki artış da sizi heyecanlandırıyor mu ya da kadına yönelik şiddetin daha önce artmadığı oranda artması da bu iktidarın bir ‘başarısı’ mı diye.)

Fehmi Koru (Star):
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye’nin beklentilerini dile getirdi. Şu sözler onun: “Rövanşist duygulara prim vermeden, geçmişte olduğu gibi ‘sosyal mühendislik projeleri’ne girişmeden, tüm enerjinizi ekonomik kalkınma ve demokratik reformlara yoğunlaştırmanız başarının anahtarı olacaktır.” Kolay değil diktatörlükten birdenbire demokrasiye geçmek; ancak Tunuslular yolu kısaltmanın yolunun Türkiye’yi örnek almaktan geçtiğinin farkındalar. Marzouki, konuşmasında birkaç kez ‘yeni Türkiye’nin gözlerindeki değerine değinme ihtiyacı hissetti. Cumhurbaşkanı Gül, Tunuslu milletvekillerine, İslâm ile demokrasinin, yerellikle çağdaşlığın bağdaşmaz olduğunu iddia edenlere karşı, bu ‘oryantalist hurafe’yi yıkma görevini de yükledi. ‘Yeni Tunus’ bunu başarırsa başkalarına da örnek olur.
(Koru, ‘Arap Baharı’ nı selamlamakla yetinmeyip Yeni Türkiye ve Yeni Tunus denklemini de kurmuş. Bu, klasik liberal muhafazakar denklemin ötesine geçemiyor. Darbe-demokrasi, askeri-sivil ayrımları üzerinden sermayeyle ve emperyalizmle olan bağların meşrulaştırıldığı denklemde Yeni’lerin payına emperyalizmle uyum ve daha fazla sömürü düşüyor. Yandaş basının ‘akil’ adamı olan Koru’ya ise bu işi pazarlamak kalıyor.)