DOĞRUYA DOĞRU... EĞRİYE EĞRİ...
DOĞRUYA
DOĞRU...
Can Dündar (Milliyet):
• Kısakürek’in “Gençliğe Hitabe”sinden “kininin davacısı bir gençlik” idealini damıtanlar, asıl bu cenaha nasıl kin tohumları ektiklerinin farkında mı acaba?
Ahmet’in, Nedim’in kızları, babalarına, ailelerine yapılanı affeder mi sanıyorlar?
Balbay’ın, Tuncay’ın çocukları babasız bırakıldıkları yılların hesabını sormayacak mı? Müyesser Yıldız’ın oğlu, annesini koğuşta tek başına soğuğa terk edenleri unutacak mı?
Ya Zeynep Altıok?
Babasına kıyanların “Kaçarsan yırtarsın” düzeni içinde affedildiğini, bir insanlık suçunun zamanaşımıyla örtbas edildiğini sesi yettikçe haykırmayacak mı?
Önceki gün Ankara’da adliye önünde gazla dağıtılan, acımasızca coplanan gençler, polisin aynı cengâverliği niye Sivas’ta Madımak önünde östermediğini sorgulamayacak mı?
Bu öfke, onlarla birlikte büyüyüp çoğalmayacak mı?
Özgür Mumcu (Radikal):
• Olaysız dağılmaya hazırlanan kalabalık hiçbir uyarı olmaksızın tazyikli su ve gazla saldırıya uğradı. Dileyen video görüntülerini izleyebilir.
Durumdan haberdar olur olmaz Zeynep’i aradım. Adliyenin bahçesinde gaz saldırısı altında sıkıştıklarını, izdiham olduğunu, bir an öleceklerini zannettiğini söyledi. Ancak adliye binasına gide gele artık mekânı öğrendiğinden aklına yakınlarda bir kapı olduğu gelince, o kapıdan girip adliyenin kantinine sığındığını söyledi.
Herkes o kargaşada birbirini kaybetmiş, kimi adliye binasına kimi ise yakınlardaki bir ilköğretim okuluna sığınmış. İlköğretim okulu öğrencileri de gazdan paylarını almış, ağlayarak ve boğazları yanarak olanları anlamlandırmaya çalışıyormuş. Milliyet fotomuhabiri Serdar Özsoy, kafasına isabet eden bir gaz fişeğiyle yaralandı mesela. Başına beş dikiş atıldı. Anadolu Ajansı olayı “muhabir göstericilerin attığı taşla yaralandı” diye verdi. Milliyet işin aslını duyurmasa kim bilir kaç kişiyi buna inandıracaklardı.
EĞRİYE
EĞRİ...
Ertuğrul Özkök (Hürriyet):
• İçimden bir ses “O arayacak” diyordu.
Aramış...
Dün Ayşenur Aslan’ın programında açıklandı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, cezaevinden çıkan Nedim Şener’i aramış. İki yıldır yazıyorum. Gerçek Müslüman’ın vicdanı vardır.
Haklıymışım. Varmış...
Ben onun hep samimi olduğuna inandım.
Nedim Şener inanmış.
Dün Ahmet Şık için “Cezaevinden çıkışın asaleti olurmuş” diye yazdım.
Dışarıda kalmanın da asaleti varmış. Günümüzde bazı insanların, arkadaş yakınlarının cenazelerine bile gelmeye korktuğu şu dönemde bu insani dokunuşlar hepimize iyi geliyor. Bitmeyen yaralarımızı saracak olan, içimizdeki intikam tamtamlarını susturacak olan duygu işte budur...
(Gerçek Müslüman’ın vicdanı vardır demiş Ertuğrul Özkök herhalde nadirdir bir insanın suçsuz yere içeride tutulduktan sonra adaletin yerini bulmasının bir lütuf gibi sunulması. Arınç’ın Nedim Şener’i aramasını vicdan olarak açıklayan Ökök’e sormak lazım bu vicdan tutuklu diğer gazeteci ve öğrencilere ne zaman uğrayacak ya da sadece telefon görüşmeleriyle mi sınırlı kalacak.)
Ali Karahasanoğlu (Yeni Akit):
• Tek kelime ile, “DevYol davası, zamanaşımından düştü. Sanıklar kurtuldular. Yaptıkları yanlarına kâr kaldı” türünden bir haber okudunuz mu? Televizyonlarda, böyle bir yorum dinlediniz mi hiç? Yoksa, onlar hiç suç işlememişler miydi? Sadece vazodaki süs bitkilerini kopartmışlar, hiçbir canlıya; ne insan, ne hayvan, ne bitki, zarar vermemişler miydi? Masum sivillere, devletin askerine, polisine değil; sadece havaya mı kurşun sıkmışlardı? Bombaları, kimseye bir zarar gelmesin diye, dağ başında mı patlatıyorlardı? Evet, DevYol’cular bu kadar masumdular da, biz mi yanlış biliyorduk?
(Bir haberde nasıl çarpıtma yapılır nasıl kişiler hedef gösterilir bunun Türkiye basınındaki en ‘güzide’ örneklerini bize sunan Akit bu konudaki kararlılığını sürdürüyor. Gericilerin devrimcilerden korkusu her dönemin sabitlerinden olmaya devam ederken insanların diri diri yakıldığı bir olayı bu şekilde yorumlayarak vicdanın nasıl ‘teferruat’ haline geldiğini bizlere gösteriyor)
DOĞRU...
Can Dündar (Milliyet):
• Kısakürek’in “Gençliğe Hitabe”sinden “kininin davacısı bir gençlik” idealini damıtanlar, asıl bu cenaha nasıl kin tohumları ektiklerinin farkında mı acaba?
Ahmet’in, Nedim’in kızları, babalarına, ailelerine yapılanı affeder mi sanıyorlar?
Balbay’ın, Tuncay’ın çocukları babasız bırakıldıkları yılların hesabını sormayacak mı? Müyesser Yıldız’ın oğlu, annesini koğuşta tek başına soğuğa terk edenleri unutacak mı?
Ya Zeynep Altıok?
Babasına kıyanların “Kaçarsan yırtarsın” düzeni içinde affedildiğini, bir insanlık suçunun zamanaşımıyla örtbas edildiğini sesi yettikçe haykırmayacak mı?
Önceki gün Ankara’da adliye önünde gazla dağıtılan, acımasızca coplanan gençler, polisin aynı cengâverliği niye Sivas’ta Madımak önünde östermediğini sorgulamayacak mı?
Bu öfke, onlarla birlikte büyüyüp çoğalmayacak mı?
Özgür Mumcu (Radikal):
• Olaysız dağılmaya hazırlanan kalabalık hiçbir uyarı olmaksızın tazyikli su ve gazla saldırıya uğradı. Dileyen video görüntülerini izleyebilir.
Durumdan haberdar olur olmaz Zeynep’i aradım. Adliyenin bahçesinde gaz saldırısı altında sıkıştıklarını, izdiham olduğunu, bir an öleceklerini zannettiğini söyledi. Ancak adliye binasına gide gele artık mekânı öğrendiğinden aklına yakınlarda bir kapı olduğu gelince, o kapıdan girip adliyenin kantinine sığındığını söyledi.
Herkes o kargaşada birbirini kaybetmiş, kimi adliye binasına kimi ise yakınlardaki bir ilköğretim okuluna sığınmış. İlköğretim okulu öğrencileri de gazdan paylarını almış, ağlayarak ve boğazları yanarak olanları anlamlandırmaya çalışıyormuş. Milliyet fotomuhabiri Serdar Özsoy, kafasına isabet eden bir gaz fişeğiyle yaralandı mesela. Başına beş dikiş atıldı. Anadolu Ajansı olayı “muhabir göstericilerin attığı taşla yaralandı” diye verdi. Milliyet işin aslını duyurmasa kim bilir kaç kişiyi buna inandıracaklardı.
EĞRİYE
EĞRİ...
Ertuğrul Özkök (Hürriyet):
• İçimden bir ses “O arayacak” diyordu.
Aramış...
Dün Ayşenur Aslan’ın programında açıklandı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, cezaevinden çıkan Nedim Şener’i aramış. İki yıldır yazıyorum. Gerçek Müslüman’ın vicdanı vardır.
Haklıymışım. Varmış...
Ben onun hep samimi olduğuna inandım.
Nedim Şener inanmış.
Dün Ahmet Şık için “Cezaevinden çıkışın asaleti olurmuş” diye yazdım.
Dışarıda kalmanın da asaleti varmış. Günümüzde bazı insanların, arkadaş yakınlarının cenazelerine bile gelmeye korktuğu şu dönemde bu insani dokunuşlar hepimize iyi geliyor. Bitmeyen yaralarımızı saracak olan, içimizdeki intikam tamtamlarını susturacak olan duygu işte budur...
(Gerçek Müslüman’ın vicdanı vardır demiş Ertuğrul Özkök herhalde nadirdir bir insanın suçsuz yere içeride tutulduktan sonra adaletin yerini bulmasının bir lütuf gibi sunulması. Arınç’ın Nedim Şener’i aramasını vicdan olarak açıklayan Ökök’e sormak lazım bu vicdan tutuklu diğer gazeteci ve öğrencilere ne zaman uğrayacak ya da sadece telefon görüşmeleriyle mi sınırlı kalacak.)
Ali Karahasanoğlu (Yeni Akit):
• Tek kelime ile, “DevYol davası, zamanaşımından düştü. Sanıklar kurtuldular. Yaptıkları yanlarına kâr kaldı” türünden bir haber okudunuz mu? Televizyonlarda, böyle bir yorum dinlediniz mi hiç? Yoksa, onlar hiç suç işlememişler miydi? Sadece vazodaki süs bitkilerini kopartmışlar, hiçbir canlıya; ne insan, ne hayvan, ne bitki, zarar vermemişler miydi? Masum sivillere, devletin askerine, polisine değil; sadece havaya mı kurşun sıkmışlardı? Bombaları, kimseye bir zarar gelmesin diye, dağ başında mı patlatıyorlardı? Evet, DevYol’cular bu kadar masumdular da, biz mi yanlış biliyorduk?
(Bir haberde nasıl çarpıtma yapılır nasıl kişiler hedef gösterilir bunun Türkiye basınındaki en ‘güzide’ örneklerini bize sunan Akit bu konudaki kararlılığını sürdürüyor. Gericilerin devrimcilerden korkusu her dönemin sabitlerinden olmaya devam ederken insanların diri diri yakıldığı bir olayı bu şekilde yorumlayarak vicdanın nasıl ‘teferruat’ haline geldiğini bizlere gösteriyor)


