birgün

6° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 26.07.2020 11:14

‘Dönüşüm’ Kanarya’nın kolunu, kanadını kıracak

Yoksul Kanarya Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüm çalışması pandemi sürecinde hızlandı. Genellikle bodrum katlarındaki tekstil atölyelerinden ekmeğini kazanan ve kalabalık evlerde yaşayan insanlar, kentsel dönüşüme değil, rantsal dönüşüme karşı.

‘Dönüşüm’ Kanarya’nın kolunu, kanadını kıracak

Uğur Şahin

“Markette gasp dehşeti”, “Mafyaya eş zamanlı operasyon”, “Oto hırsızının evinden 10 adet tabanca ve milyonluk çek-senet çıktı”, “Sahte doktor yüzlerce hasta muayene etmiş”… Bu haberler, İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinin en yoksul mahallelerinden biri olan Kanarya Mahallesi’nden. Burası bir kuş ‘cenneti’… Kuş cennetinden kastım; buradaki tüm sokak ve caddelerin isminin hep kuşlardan gelmesi: Çaylak Kuşu Sokak, Üveyik Sokak, Arıkuşu Sokak, Leylek Caddesi, Güvercin Caddesi… Ama hayatı asgari ücret karşılığı ter döktüğü tekstil atölyesinden ibaret olan ve ‘gettoda’ yaşama tutunmaya çalışanlar için bir ‘cennet değil’.

Küçükçekmece Gölü’nün yanı başında yer alan ve adını Rumca ‘Kapanarya’ ismindeki bir çiftlikten alan mahalle, 1960’larda Rumeli’den 1990’lı yıllarda ise Doğu ve Güneydoğu bölgesi illerinden aldığı göçle ‘büyüdü.’ Kanarya, düşük kiralar nedeniyle göçmenlere de kucak açmış durumda. Ara sokaklarında parça başı iş yapan tekstil atölyelerinin bulunduğu Kanarya’nın kolu kanadı bugünlerde hızlandırılan kentsel dönüşüm projesiyle kırılmak isteniyor.


Mahalledeki kimi alanlar, Bakanlar Kurulu’nun 2013’teki kararıyla ‘riskli alan’ ilan edildi ve Kanarya sakinleri bu tarihten itibaren dönüşümle mücadele ediyor. Peki, şu an ne düşünüyorlar? Dönüşüm sürecinde durum ne? Bu sorulara yanıt aramak için bir öğle vakti Kanarya Mahallesi’ni ziyaret ediyorum.
Mahalleye ilk bakışta burada yaşayanların çoğunluğunun ekonomik durumunun oldukça kötü olduğunu anlamak zor değil. Genellikle bodrum katlarındaki tekstil atölyelerinin ekmeğini kazanan ve kalabalık evlerde yaşayan insanlar, pandeminin de etkisiyle bir hayli dertli. Mahallede bir süre insanlarla lafladıktan sonra, ‘güvence’ olarak ellerinde sadece evlerinin kaldığını öğreniyorum. İstanbul’u vuracak büyük depremden onlar da korkuyor, dönüşümden yanalar ancak evlerine ‘yok parasına’ değer biçilmesine öfkeliler. Mahallelinin aktardığına göre kentsel dönüşüm firması, pandemi döneminde 3’te 2 çoğunluğu yakalamak için canla başla çalışıyor. Mahalleli ise evlerini kaybetmemek için hararetli bir çalışma içerisinde. Bir yandan imza topluyorlar, bir yandan yetkililerle görüşüyorlar. Mahallenin sonu ne olur, şimdilik meçhul.

Bir süre sokakları adımladıktan sonra kendimi bir atölyede buluyorum. Burada da mahalleliyle konuşuyorum, plastik bir bardakta demli, sallama çay geliyor; atölyenin önünün kalabalıklaştığını fark ediyorum. Atölyenin önünde bekleyen sayısı neredeyse 30-35 kişiye çıkıyor, kentsel dönüşüm mağduriyetiyle ilgili benimle görüşmek istiyorlar. Elimden geldiğince konuşuyorum, ses kayıt cihazımın ‘kayıt’ düğmesine basıyor ve hikâyelerini dinliyorum.

50 senedir Kanarya’da yaşayan Mehmet Ali Erkan, rant odaklı dönüşüm projesine karşı çıktığını belirtiyor. Ona göre durum hiç iyi değil: “Bize çıkın, gidin diyorlar, herhalde burayı zenginlere peşkeş çekecekler. Bizi fahiş fiyatla borçlandırmak istiyorlar.”

Sözü, Kezban Erkan alıyor ve “1+1 ev ne demek ya” diye soruyor: “35-40 senedir burada oturuyoruz, bu şekilde olmaz. Biz taksitleri ödeyebilecek durumda da değiliz; hem dairemizi veriyoruz hem borçlanıyoruz hem de dükkânımız elimizden gidiyor.”

Ayfer Menli, “55 bin TL borçlandırılmak isteniyorum, ben emekliyim 2 bin TL maaş alıyorum, nasıl ödeyeyim? Gidin demekten başka bir şey değil bu!” diye konuşuyor.

Nusret Akın ise mahallelinin cezalandırılmak istendiğini savunuyor: “Ben satsam 300 bin TL tutuyor, bana 140 bin TL veriyorlar, sonra da borçlandırıyorlar. İster imza at, ister atma… Atmazsan evinden mahrum olursun. Resmen bizi cezalandırıyorlar.”

KOMŞUSUNU GETİRENE 10 METREKARE DAHA…

Nurullah Akpınar, Küçükçekmece Belediyesi’yle görüştüklerini ve aslında belediyenin kendilerini mağdur etmek istemediğini aktarıyor. Akpınar, şöyle konuşuyor: “İnsanların birçoğuna 150 bin TL veriyorlar, sonra da ‘300-400 bin TL borçlandıracağız’ diyorlar. Ya bu parayı alırsınız ya da gidersiniz diyorlar. Firma kurmuşlar, bunun belediyeyle de alakası yok. Tek yaptıkları iş insanlardan imza toplamak. Herkes ayaklandı, bu sefer de ‘komşunu getir, 10 metrekare daha verelim’ gibi şeyler dönüyor. Hak sahibi olan 700 daire var; bunun 300’ü, 400’ü yanımızda, yani çoğunluğu oluşturduk. Kira verilecek mi verilmeyecek mi belli değil, bazıları imza attık diyor, niye attın ki? Hiçbir şey belli değil!”

Erol Erkan, eliyle oturduğu binayı gösteriyor, “Ne emeklerle yaptım bu binayı” ifadesini kullanıyor ve devam ediyor: “Bize ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. 3 dükkâna bir daire bile alamıyorum. Biz mağduruz, buradaki insanların sosyo-ekonomik durumu çok kötü. Burada oturan insanlar emekçi insanlar, dar gelirli insanlar o paraları ödeyemezler. Bunun adı kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm.”

Ardından bölge sakinlerine mahalleyi gezmek istediğimi söylüyorum. Akabinde dövizler açılıyor, küçük bir kortej oluşturuluyor ve bir anda yürüyüş başlıyor.

Mahalle, “Ranta hayır sloganları” ile inlerken, şaşkınlığımı gizleyemiyor, bir mahalleliye “Bayağı bayağı yürüyüş oldu” diyorum, “İnsanlar çok dolu, o yüzden böyle yaptık” yanıtını alıyorum. Küçük çaplı ‘yürüyüş’ sonlandıktan sonra da mahalleliyle konuşmaya devam ediyorum.

Resul Dağdelen, “Bu proje buranın halkı için değil, halkı buradan göndermek istiyorlar!” diyor ve ekliyor: “Burada yaşayanların çoğu işçi, o paraları ödeyemezler.”

Bir süre daha Kanarya’nın sokaklarını adımlıyorum. Sokaklarda halı yıkayan aileler, atık kâğıt işçileri, çocuklar… Hepsinin bir telaşı var, Kanarya’dan ayrılma vakti geldiğinde ise kulağımda mahallenin sesi çınlıyor: “Ranta hayır, dönüşüme evet!”

***

Kahrını biz çektik sefası başkasına

Türkan Karagözoğlu, seslerinin duyulmasını istiyor: “Mahallenin eski sakinlerindenim, 40-50 yıldır buradayız, kentsel dönüşüme karşı değiliz. Sadece mağdur olmak istemiyoruz ama mağdur durumdayız. Bizden istenilen fiyat çok fazla verilen metrekare çok düşük.”

70 yaşındaki Ayşe Karagözoğlu ise şöyle diyor: “Buranın pisliğini ve çamurunu biz çektik. Sefasını millet çekecek. İki tane çocuğum asgari ücretle çalışıyor, burayı verirsek nasıl geçiniriz? Bize kümes evi reva görüyorlar. Oysa dişimizle tırnağımızla yaptık. İnsanın bir ev kurana kadar canı çıkıyor. Artık uyku bile uyuyamıyoruz, çok zor durumdayız.”

***

donusum-kanarya-nin-kolunu-kanadini-kiracak-761042-1.

Kanal İstanbul yapılınca bizi burada yaşatmazlar

Kanarya Mahallesi, ekolojik yıkım projesi olan Kanal İstanbul’dan etkilenecek. Tekstil sektöründe çalışan Murat Altıntop, Küçükçekmece Gölü’ne kıyısı bulunan mahallenin projeden olumsuz etkileneceği görüşünde. Altıntop, bölgedeki inşaatına devam edilen külliyeye de dikkat çekerek şöyle diyor: “Sen bunu buraya yapıyorsun 50 metre ötede zaten var. Bu yapı simgesel bir yapı… Kanal İstanbul da buradan geçiyor, bana göre sonucu olumsuz olacak. Burada insanlar elektrik faturasını bile ödeyemiyor. Çocukların kimisinde terlik yok, tişört yok. Kanal İstanbul yapılınca biz burada kalamayız. Buranın güzel bir konumu var, bunu ben görüyorsam, siyasiler de görüyor.”

Altıntop, Kanarya’nın sonunun Fikirtepe gibi olmasından korkuyor: “Buranın sonunun ne olacağı belli değil. Riskli alan ilanını bilsek yargıya taşırdık ama bilmiyorduk. Burada devam eden gecekonduların ecrimisil davası da var. Sosyal yaşantısını düzelten buradan çıkıyor, terk ediyor burayı, ben de tekstilciyim. Burada o kadar çok çile çekildi ki…”

20 TL BİLE VEREMİYORLAR

Bölge sakinlerinden Sedat Kaya’ya göre, Kanarya’da oturanlar diken üstünde yaşamaktan rahatsız. Bunu şu sözlerle açıklıyor: “Kentsel dönüşüme kimsenin karşı çıktığı yok, sadece rant peşinde koşanlara karşıyız. Çocukluğumuz burada geçti. Biz yaşayamadık, bari çocuklarımız yaşasın. Eski Kanarya’da köy hayatı vardı, buraya asfalt bile sonradan geldi. Su yoktu, elektrik yoktu, çamur çoktu ama insanlar mutluydu. Şimdi evler yıkılmak istendiği için tedirginiz. ‘Bırakın yerlerinizi gidin’ demek istiyorlar. Buradaki insanlar apartman temizliği için 20 TL bile veremiyorlar. Nasıl aidatla oturacak bu insanlar? İmkânsız bir şey!”

75 YAŞINDAN SONRA BORÇ ÖDE!

Emekli Engin Kaya ise şöyle konuşuyor: “Depremde ölmektense evler yıkılsın ama hakkımızı vermiyorlar. Niye bu insanlar borçlandırılıyor? Babam bu yüzden köye gitti, ‘75 yaşındayım, bunlarla uğraşamam’ dedi. Oysa bu evi tarlasını satıp yaptı. Şimdi de evini elinden almak istiyorlar. 75 yaşından sonra borç öde! Biz bağırıyoruz, diğer mahallelerdekiler bize gülüyor. Oysa yarın bir gün onların da başına gelecek. Buralar hep site olacak.”

***

Kanarya’nın Z Kuşağı: Mahallemizden başka hiçbir şeyimiz yok

donusum-kanarya-nin-kolunu-kanadini-kiracak-761043-1.

Kanarya Mahallesi’nde yaşayan ‘Z Kuşağı’ndan gençlerle de buluşuyorum. Göl ‘manzaraları’ bir okulun bahçesinde sohbet ediyoruz. Kimisi sınava girdi, sonuçlarını bekliyor, kimisi açık lisede eğitimine devam ediyor. Kentsel dönüşüm üzerinden başlayan sohbet, geçim sıkıntısına, gençliğin sorunlarına kadar varıyor. Ben soruyorum, onlar yanıtlıyor:

Bilal Aktaş: Kentsel dönüşümden önce de yaşam zordu, emekçi halkın çocuklarıyız, yaşam gittikçe zorlaşıyor. Buradaki gençler genelde yaz tatilinde de çalışmak zorunda. Zaten dönüşümün boyutu bambaşka. Zenginlerin buraya yerleşmesini ve mahalle anlayışını değiştirmek istiyorlar. Bu mahallelinin dinamiklerinden oluşan zemini çatlatmak istiyorlar. Biz Kanarya gençleri olarak buna karşıyız ve mahallemizin elinden gitmesini istemiyoruz. Gençler, okuyamadığı için paraya muhtaç olduğu için asgari ücretle çalışmak zorunda kalıyorlar. Bizim sorunumuz geçinememek… Tatile çıkamıyoruz, gezemiyoruz, eğlenemiyoruz. Bunları yaşamak içler acısı. Kanarya’nın Z Kuşağı olarak gezemiyoruz, gezemediğimiz için de mahallemizden başka bir şeyimiz yok. Kentsel dönüşüm olsun ama mağduriyet olmasın. Biz gençler olarak birbirimizin çaresiyiz. Misal 7’nci sınıfa giderken bir yandan okumak, bir yandan da çiğ köftecide çalışmak zorundaydım. Burada insanlar ailesinden harçlık almak yerine bu yola giriyor çünkü kendi kazanmak zorunda. Çünkü geçinememe durumu var. Akşamları bir araya geliyoruz; paramız olmadığı için çekirdek kola yapıyoruz. Genç olarak pub’a gidemiyoruz, mahallede oturuyoruz, parklarda oturuyoruz. Bizim için mutluluk bu… Evlerimizin elimizden alınmasını istemiyoruz. Biz kentsel dönüşüm bölgesinde oturmuyoruz ama orada arkadaşlarımız var, akrabalarımız var. Neden mağdur olsunlar? Burası hayata bir sıfır yenik başlayanların yeri. Misal sınıflar 40 kişiydi, bir öğretmen 40 kişiye nasıl yetsin? Bu durum da insanları sinirli kılıyor.

♦ Şükrü Doğan: Kanarya dediğimiz bölgede dar gelirli insanlar var, insanlar yoğun olarak çalışır. Millet çalışmaktan dolayı sıkıntılara tepki verecek zamanı bile bulamaz. Geçim zorluğuyla mı uğraşsın, tepki mi versin? Biz de gördüğümüz olaylardan etkileniyoruz. İnsanlara baktığımda her şey ortada: Çaresiz kalınıyor, çocuklara bakılamıyor. Herkesin sorunları aynı, bu da tepkiye yol açıyor. Hırsızlık yapanlar oluyor, gasp oluyor. Bu da geçinme derdiyle alakalı. Bu dert olmasa insanlar rahat rahat yaşasa bu olaylar en aza iner.

♦ İbrahim Kaya: İnsanlar geçinemiyor. Tekstiller var, çocukların hepsi küçük yaşlarda burada çalışmaya başlıyor, eğitim alınamıyor. Hepimiz küçükken çalıştık, hâlâ daha çalışıyoruz. Bundan dolayı da buluşamıyoruz fazla. Gündüzleri çalıştığımız için akşamları görüşebiliyoruz. Aile baskısı oluyor, gençler depresyona giriyor. Arkadaşlarımız dönercilerde, berberlerde ve tekstilde çalışıyor. Benim akciğer sorunum var, her işi yapamıyorum, oturup çalışmam gerekiyor ama olmuyor. Derslerim iyiydi ama öğretmenlerim çok baskı yapıyordu. Okuldan atıldım ve açık liseden başladım. Burada çocukların özenme sorunu var. Birini görüyor, uyuşturucu satıyor, ona özeniyor, o da o yoldan devam ediyor. Oysa çocuklar için kurslar açılsa böyle problem olmaz.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız